Odesa Merdivenlerinde Ölen Bir Yalanın Hayatı: "Potemkin Zırhlısı" Üzerine

Eisenstein'ın Odesa Merdivenleri gerçekten yaşanmış bir olay mı, yoksa bir kurmaca mı? Ferro ve Monaco'nun izinde: bir efsanenin nasıl tarihe dönüştüğünü ve kurgunun grameriyle inandırıcılık kazandığını anlatıyoruz.

Yazar: Meral Yıldız

Sinema Tarih

Odesa Merdivenleri: "Potemkin Zırhlısı"nın (1925) en ünlü sahnesinin geçtiği yer. Kaynak: Wikimedia Commons (kamu malı).Sinema tarihinin en çok taklit edilen doksan saniyesini hepimiz biliriz, izlemesek bile. Bir merdiven. Aşağı doğru, mekanik bir acımasızlıkla inen asker çizmeleri. Panik içinde kaçışan bir kalabalık. Ve o bebek arabası, basamaklardan aşağı, kimsenin durduramayacağı bir kaderle yuvarlanır. Sergei Eisenstein'ın 1925 yapımı Potemkin Zırhlısı'ndaki "Odesa Merdivenleri" sahnesi yalnızca bir film sahnesi değildir; kolektif hafızamıza sanki gerçekten yaşanmış gibi kazınmış bir görüntüdür.Oysa işin can alıcı noktası da tam burada: o katliamın tarihsel gerçekliği son derece tartışmalıdır, üstelik sahne büyük ölçüde kurgulanmıştır. Peki bir kurmaca nasıl olur da "gerçek" bir anıya dönüşür? Bu yazının konusu tam olarak bu.Film, tarihi kaydetmez yalnızca; tarihi yapar, belleği yeniden yazar.Filmin sırtını yasladığı olayPotemkin Zırhlısı, 1905 Rus Devrimi'nin bir provası sayılan gerçek bir isyandan yola çıkar: Karadeniz Filosu'na ait Potemkin zırhlısındaki denizcilerin, kurtlanmış ete isyan etmesiyle başlayan ayaklanma. Eisenstein bu olayı beş perdelik bir trajedi gibi kurar: etin reddi, isyan, önder Vakulinçuk'un ölümü, Odesa halkının dayanışması ve filoyla karşılaşma.Filmin dramatik doruğu olan merdiven sahnesinde, Odesa halkı isyancı denizcileri selamlarken Çar'ın askerleri kalabalığın üzerine ateş açar. Ne var ki tarihçiler bu ölçekte bir merdiven katliamının gerçekte yaşandığına dair sağlam bir kanıt bulamamıştır. Eisenstein, dağınık ve karmaşık bir tarihsel gerçekliği alıp tek bir çarpıcı, simgesel imgede yoğunlaştırmıştır.Ferro'nun sorusu: Efsane ne zaman tarih olur?Tarihçi Marc Ferro, Sinema ve Tarih kitabında tam da bu filme bir bölüm ayırır: "Efsane ve Tarih: Potemkin Zırhlısı." Ferro'yu asıl ilgilendiren, filmin doğru ya da yanlış olması değildir, çok daha ince bir şeydir. Ferro'ya göre bir film öyle güçlü bir biçimde kurulabilir ki, zamanla toplumun belleğinde gerçekliğin yerine geçer. Kurmaca, belgenin otoritesini gasp eder.Eisenstein'ın merdiveni bunun ders kitabı örneğidir. Bugün "1905'te Odesa'da ne oldu?" diye sorulduğunda, çoğu insanın zihninde beliren şey arşiv belgeleri değil, o bebek arabasıdır. Film tarihi kaydetmemiş, tarihi yazmıştır. Ferro'nun deyişiyle sinema, resmî tarihin cilalayıp sakladığı ya da hiç var olmayan bir belleği kurabilir, bir "karşı-tarih" üretebilir.Bu, ideolojiyle iç içe geçmiş bir güçtür. Potemkin, Sovyet devriminin onuncu yılı için, devrimi meşrulaştıracak bir kuruluş miti olarak sipariş edilmişti. Eisenstein sıradan bir olayı destanlaştırırken, aslında yeni bir devletin kendi doğuşunu anlatma biçimini de kalıba döküyordu. Ferro'nun bize öğrettiği şey, filmin bu ikili doğasıdır: bir yanda sanat, öte yanda ideolojik bellek mühendisliği.Peki bu "yalan" neden bu kadar inandırıcı? Monaco ve kurgunun grameriSahnenin gücünü anlamak için Ferro'dan James Monaco'ya geçmek gerekir. Bir Film Nasıl Okunur? kitabında Monaco, sinemanın anlamı nasıl ürettiğini anlatırken kurgunun, yani montajın, merkezi rolünü vurgular: anlam çoğu zaman tek bir karede değil, iki görüntünün arasında, kesmenin kendisinde doğar.Eisenstein bunu bir kurama dönüştürmüştü: "çarpışma kurgusu" (dialektik montaj). Ona göre iki görüntü yan yana gelince toplanmaz, çarpışır ve bu çarpışmadan üçüncü, yeni bir anlam doğar. Odesa Merdivenleri bu ilkenin sınav alanıdır:Ritim. Askerlerin çizmeleri düzenli, mekanik, kesintisiz iner. Kaçan kalabalık ise düzensiz, panik hâlinde parçalanır. Düzen ile kaosun kesme yoluyla çarpıştırılması, seyircide fiziksel bir gerilim yaratır.Ölçek. Monaco'nun "sözdizimi" dediği düzeyde, Eisenstein yakın plan bir yüz ile geniş plan bir kalabalığı ardarda keser. Böylece hem bireyin dehşetini hem kitlenin kaderini aynı anda hissederiz.Uzatılan zaman. Gerçekte belki birkaç dakikalık bir olay, kurgu yoluyla dakikalarca uzatılır. Bebek arabasının inişi fiziksel olarak mümkün olandan çok daha uzun sürer, çünkü kurgu saat zamanını değil duygu zamanını ölçer.Monaco'nun bize hatırlattığı şey rahatsız edicidir: kurgu yalan söyleyebilir. Alakasız iki anı birleştirip sahte bir neden sonuç ilişkisi kurabilir, olmamış bir olayı olmuş gibi hissettirebilir. Odesa Merdivenleri teknik olarak kusursuz bir ikna makinesidir, ve tam da kusursuz olduğu için tehlikelidir.İki mercek, tek sahneİşte Potemkin Zırhlısı'nı bugün izlemenin değeri burada. Ferro bize sahnenin ne yaptığını gösterir: bir efsaneyi tarihe dönüştürür, bir devletin kuruluş belleğini kurar. Monaco ise nasıl yaptığını gösterir: kurgunun grameriyle, çarpışan görüntülerle, uzatılan zamanla.Bu iki mercek birleştiğinde film artık "eski bir Sovyet propagandası" olmaktan çıkar, çok güncel bir şeye dönüşür. Çünkü bugün de her gün "gerçek olaylara dayanan" diye pazarlanan yapımlar izliyoruz, her gün kurgulanmış görüntülerin kolektif belleğe sanki gerçekten yaşanmış gibi yerleştiğine tanık oluyoruz. Bir haber montajı, viral bir video, bir dönem dizisi: hepsi Eisenstein'ın merdiveninden ders almış durumda.Sonuç: Bakmayı değil, okumayı öğrenmekPotemkin Zırhlısı güzel bir filmdir, bunu inkâr etmenin anlamı yok. Ama onu yalnızca güzel bulmak, Eisenstein'ın kurduğu tuzağa düşmek olur. Ferro ve Monaco'nun bize öğrettiği, perdeye aynı anda hem bir seyirci hem bir kuşkucu gözüyle bakabilmektir: sahnenin bizi nasıl yakaladığını hissederken, o yakalamanın mekaniğini de görebilmek.Bir dahaki sefere o bebek arabası merdivenlerden yuvarlanırken gözünüz kısılsın: hem sahnenin gücüne teslim olun, hem de kendinize sorun, bu görüntü bana hangi geçmişi, kimin adına, hangi kesmelerle anlatıyor?Bu yazının dayandığı kaynaklarFerro, Marc. Sinema ve Tarih. Çev. Handan Demir. İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Özgün: Cinéma et Histoire, Gallimard, 1993. "Efsane ve Tarih: Potemkin Zırhlısı" bölümü.Monaco, James. Bir Film Nasıl Okunur? Çev. Ertan Yılmaz. İstanbul: Oğlak Yayıncılık, 2002. "Sinema Dili: Göstergeler ve Sözdizimi" ve "Kurgu" bölümleri.