Bir Fotoğrafa Âşık Olmak: "Sevmek Zamanı" ve İmgenin Gücü

Bir badanacı, bir kadının fotoğrafına âşık olur; kendisine değil, resmine. Erksan'ın en şiirsel filmi, Monaco'nun gösterge kuramından bakınca: imge neden gerçekten daha çekici?

Yazar: Meral Yıldız

Sinema Film

"Sevmek Zamanı" (1965) Büyükada'da geçer. Görsel: Büyükada'dan bir manzara (temsilî). Kaynak: Wikimedia Commons (kamu malı).

Metin Erksan'ın 1965 yapımı Sevmek Zamanı, Türk sinemasının en tuhaf, en şiirsel ve en cesur filmlerinden biridir. Hikâyesi neredeyse bir mesel kadar yalın, bir o kadar da kışkırtıcıdır: bir badanacı, bir köşkte gördüğü genç bir kadının fotoğrafına âşık olur, kadının kendisine değil, resmine. Gerçek kadın ortaya çıkıp ona ilgi gösterdiğinde bile adam resme olan aşkında ısrar eder. Bu, Yeşilçam'ın melodram fabrikasının tam ortasında üretilmiş, neredeyse felsefi bir aşk hikâyesidir.

Bu film, James Monaco'nun imge, gösterge ve gerçeklik üzerine söylediklerini tartışmak için eşsiz bir fırsat sunar.

Halil, hepimizin yaptığını yapar; sadece daha dürüsttür: imgeyi gerçeğe tercih edecek kadar.

Hikâye: Gerçeğe karşı imge

Halil, İstanbul'un bir adasındaki boş bir köşkü badana etmektedir. Köşkte genç ve güzel Meral'in büyük bir fotoğrafını görür ve bu görüntüye tutkuyla bağlanır. Her gece fotoğrafın karşısına geçip onu seyreder. Derken gerçek Meral köşke gelir ve Halil'in bu tuhaf aşkını öğrenir; önce şaşırır, sonra bu saf tutkudan etkilenir ve ona âşık olur. Ama Halil bir ikilemdedir: o resmi sevmiştir; etten kemikten, kaprisli, karmaşık gerçek kadın, sevdiği o dingin imgeye ihanet eder gibidir. Film, imge ile gerçeklik arasındaki bu gerilimi bir trajediye kadar sürükler.

Monaco'nun merceği: Gösterge, gösterilen ve arzu

James Monaco, Bir Film Nasıl Okunur?'da sinemanın temel meselesinin gösterge (görüntü) ile onun gösterdiği gerçeklik arasındaki ilişki olduğunu anlatır. Bir fotoğraf, gerçekliğin bir "temsili"dir; ona benzer, ama o değildir. Monaco'nun algı psikolojisi ve gösterge bölümlerinde işlediği gibi, biz çoğu zaman temsili gerçekliğin kendisiyle karıştırırız; görüntüye, gerçeğe verdiğimiz duygusal yanıtı veririz.

Sevmek Zamanı, bu fikri neredeyse bir tez gibi sahneye koyar. Halil'in resme âşık olması, aslında bütün seyircilerin sinemayla kurduğu ilişkinin uç bir metaforudur: biz de karanlık salonda, perdedeki görüntülere âşık oluruz, ağlarız, onlar için endişeleniriz; oysa onlar birer imgeden ibarettir. Halil, hepimizin yaptığını yapar, sadece daha dürüsttür: imgeyi gerçeğe tercih edecek kadar.

Neden imge, gerçekten daha çekici?

Monaco'nun çerçevesiyle düşünelim: imge neden bu kadar güçlüdür? Çünkü imge dingindir, denetlenebilirdir, hayal kırıklığına uğratmaz. Fotoğraftaki Meral hep aynı bakışla bakar, hep orada, hep sadıktır. Gerçek Meral ise değişkendir, iradesi vardır, incitir. Halil'in trajedisi, arzunun bir yanılsamaya, kusursuz ama cansız bir imgeye yönelmesidir. Film böylece, çağımızın çok tanıdık bir hastalığını, gerçek insanlar yerine onların idealize edilmiş imgelerine bağlanmayı, altmış yıl önceden haber verir.

Scognamillo'nun bağlamı: Bir sanat sineması cesareti

Giovanni Scognamillo, Türk Sinema Tarihi'nde Metin Erksan'ı Türk sinemasının en iddialı, en "sanatçı" yönetmenlerinden biri olarak kaydeder; Susuz Yaz'la Berlin'de ilk uluslararası ödülü kazanan isimdir. Erksan, Yeşilçam'ın ticari mantığı içinde çalışmasına rağmen ona boyun eğmeyi reddeden bir sinemacıydı.

Sevmek Zamanı, bu inadın en saf ürünüdür. Film ticari kaygı gütmez; gişe için değil, bir fikir için yapılmış gibidir. Scognamillo'nun "sanat/tecim" gerilimi burada tümüyle sanattan yana bozulur. Bu yüzden film döneminde gişede pek iş yapmadı, ama zamanla Türk sinemasının en değerli kült yapıtlarından biri haline geldi, tıpkı Batı'da başyapıt sayılan pek çok filmin döneminde anlaşılamamış olması gibi.

Görsel şiir: İmgenin estetiği

Filmi asıl unutulmaz kılan görsel dilidir. Erksan, ada köşkünü, yağmuru, suyu, siyah beyaz ışık gölge oyunlarını neredeyse bir ressam gibi kullanır. Monaco'nun "mizansen" ve "ışık" kavramlarıyla söylersek, filmin her karesi bir tablo gibi kompoze edilmiştir. Bu görsel titizlik tesadüf değildir; bir "imge aşkı" filmi olan Sevmek Zamanı, kendisi de imgenin güzelliğine tapan bir filmdir. Biçim ile içerik burada mükemmel bir uyum içindedir: film, imgenin gücünü anlatırken kendisi de güçlü imgeler kurar.

Sonuç: Sinemanın kendine bakışı

Sevmek Zamanı, aslında sinemanın kendi doğası üzerine bir düşünme denemesidir. Bir badanacının bir fotoğrafa âşık olması, sinema seyircisinin perdeye âşık olmasının, hepimizin imgelerle kurduğu tuhaf ve derin ilişkinin bir aynasıdır. Monaco bize gösterge ile gerçeklik arasındaki farkı düşünmeyi öğretir; Erksan ise bu farkı bir aşk trajedisine dönüştürerek kavramı yürek burkan bir hikâyeye çevirir.

Ekranların ve imgelerin hayatımızı her zamankinden çok doldurduğu bir çağda, Sevmek Zamanı'nın sorusu daha da yakıcı: biz de gerçek insanlar yerine onların cilalı imgelerine mi âşık oluyoruz? Bir Yeşilçam filminin bu soruyu bu kadar erken, bu kadar cesurca sorabilmiş olması, Türk sinemasının küçümsenmeyecek bir düşünsel derinliğe sahip olduğunu kanıtlıyor.

Bu yazının dayandığı kaynaklar

  • Monaco, James. Bir Film Nasıl Okunur? Çev. Ertan Yılmaz. İstanbul: Oğlak Yayıncılık, 2002. "Sinema Dili: Göstergeler" (Algı Psikolojisi, Göstergeler), "Mizansen" bölümlerinden yararlanılmıştır.

  • Scognamillo, Giovanni. Türk Sinema Tarihi 2 (1960-1986). İstanbul: Metis Yayınları. Metin Erksan ve sanat/tecim gerilimi üzerine.