top of page

Arama Sonuçları

"" için bulunan 211 sonuç

  • 44. İstanbul Film Festivali: Sinemanın Işığında 12 Günlük Bir Yolculuk

    11-22 Nisan 2025 44. İstanbul Film Festivali Türkiye’nin en köklü ve en büyük uluslararası sinema etkinliği, İstanbul Film Festivali 44. kez sinema tutkunlarıyla buluşuyor. 11-22 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival, dünya sinemasının en parlak örneklerini, usta yönetmenleri, genç yetenekleri ve sinema sektörünün geleceğini İstanbul’a taşıyor. Festivalde Bu Yıl Neler Var? İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen ve N Kolay’ın ana sponsorluğunda gerçekleşecek olan 44. İstanbul Film Festivali, 139 uzun ve 15 kısa metrajlı filmi 7 farklı sinema salonunda izleyiciyle buluşturacak. Festivalin gösterim adresleri arasında Atlas 1948, Beyoğlu Sineması, Kadıköy Sineması ve Sinematek gibi sinemaseverlerin gözdesi salonlar var. Festival boyunca, sadece film izlemekle kalmayacak; yönetmenlerle söyleşilere katılacak, özel gösterimlerde yıldız oyuncularla aynı salonda film izlemenin heyecanını yaşayacaksınız. Açılış Filmi: Köln 75 Festival, Berlin Film Festivali’nde prömiyerini yapan Ido Fluk imzalı Köln 75  ile açılıyor. Keith Jarrett’ın efsanevi Köln konserinin perde arkasını anlatan film, hem müzik hem de sinema tarihine tanıklık etmek isteyenler için kaçırılmayacak bir deneyim vadediyor. Yarışmalar: Altın Lale’den Yeni Bakışlara Festivalin en prestijli bölümlerinden Altın Lale Yarışması , bu yıl yerli ve yabancı yapımları bir arada ağırlıyor. Jüri başkanlığını Hintli yönetmen Shekhar Kapur’un üstlendiği yarışmada 15 film yer alıyor. Yeni Bakışlar  bölümü, Türkiye’den genç yönetmenlere alan açıyor ve ilk/ikinci filmleriyle öne çıkan isimleri ödüllendiriyor. Ayrıca, Kısa Film Yarışması  bu yıl da uluslararası bir platforma taşınarak kısa film severler için güçlü bir seçki sunuyor. Festivalin Öne Çıkan Bölümleri N Kolay Galaları:  Jessica Chastain, François Ozon, Gia Coppola gibi isimlerin son yapımları burada. Genç Ustalar:  Cannes, Venedik gibi festivallerden ödüllerle dönen 18 film bu başlık altında. Cinemania:  Pulp Fiction, Paris Texas, Cherbourg Şemsiyeleri gibi sinema tarihinin unutulmazları restore kopyalarıyla yeniden perdede! Belgesel Kuşağı:  Max Richter, Larry Towell, Filistin’den İran’a, dünya gerçeklerine dokunan 21 çarpıcı belgesel. Antidepresan:  Hayata mizahla bakan, iyi hissettiren filmlerden oluşan sıcacık bir seçki. Mayınlı Bölge & Heyula:  Deneysel, sınırları zorlayan, alışılmadık anlatılarla dolu cesur filmler. Sinema Onur Ödülü: Zuhal Olcay Bu yılki Sinema Onur Ödülü , tiyatrodan müziğe, sinemadan diziye sanatın her alanında iz bırakan Zuhal Olcay ’a verilecek. Emek Ödülü ise sinema endüstrisine Köprüde Buluşmalar ile katkıda bulunan Gülin Üstün ’ün olacak. Köprüde Buluşmalar 20 Yaşında Festivalin sektör odaklı ayağı olan Köprüde Buluşmalar , 20. yılını kutlarken yeni yapımcıları sektöre kazandırmak amacıyla mentorluk ve fon programlarını hayata geçiriyor. Türkiye sinemasının uluslararası görünürlüğü için önemli bir merkez haline gelen bu platform, genç yetenekler için altın bir fırsat. Gençler için Animasyon Atölyesi 14-19 yaş arası genç sinemacılar için stop-motion animasyon atölyeleri  düzenlenecek. Gökalp Gönen yürütücülüğündeki bu ücretsiz atölyelerde üretilen filmler, İKSV dijital platformlarında yayımlanacak. “Sinema Aydınlatır” Bu yılki festival kampanyasının sloganı da oldukça iddialı: “Sinema Aydınlatır.”  İzlediğimiz filmlerin iç dünyamıza, bakış açımıza ve duygularımıza ışık tuttuğu fikrinden hareketle hazırlanan kampanya, sinemanın dönüştürücü gücünü bir kez daha hatırlatıyor. Biletler ve Satış Bilgileri Festival biletleri 27 Mart’tan itibaren passo.com.tr  ve satış noktalarından temin edilebilecek. Öğrenciler için Eczacıbaşı Genç Bilet  projesi kapsamında bilet fiyatı sadece 30 TL! Açılış Filmi ve Özel Ödüller Festival, Ido Fluk’un yönettiği "Köln 75" filmiyle açılacak. Bu film, Keith Jarrett’in ikonik Köln Konseri’nin 50. yılını kutluyor ve müzikle sinemanın kesişimine dikkat çekiyor. Özel ödüller kapsamında, Zuhal Olcay’a Sinema Onur Ödülü, Gülin Üstün’e ise Emek Ödülü verilecek. Bu ödüller, Türk sinemasına katkıları olan isimleri onurlandırıyor. Retrospektifler ve Özel Gösterimler Festival, sinema tarihine de ışık tutuyor. Norveçli yönetmen Dag Johan Haugerud’un ve Türk editör Ayhan Ergürsel’in retrospektifleri düzenlenecek. Ayrıca, Türk sineması klasiği "Amansız Yol"un restore edilmiş versiyonu gösterime girecek, bu da seyircilere nostaljik bir deneyim sunacak. Köprüde Buluşmalar ve Endüstri Ağı Festivalin bir diğer önemli bileşeni, 20. Köprüde Buluşmalar (15-17 Nisan 2025). Bu platform, Türk sinemacılarını desteklemek ve uluslararası işbirliklerini teşvik etmek için tasarlanmış. Sinemacılar, yapımcılar ve endüstri profesyonelleri, ortak yapım fırsatlarını değerlendirmek ve ağ kurmak için bir araya geliyor. Bu yıl, Türkiye-Hollanda işbirliği özellikle öne çıkıyor. Hollanda’dan iki film festival programında yer alıyor: "Mr. K" (Tallulah H. Schwab) : Bir seyyar sihirbazın Kafkaesk bir kabusla karşı karşıya kaldığı otel hikâyesini anlatıyor. "Alpha" (Jan-Willem van Ewijk) : Alp dağlarında bir snowboard öğretmeni ile babası arasındaki gerginliği konu alıyor; detaylar için IMDb sayfası . Hollandalı endüstri liderleri, Rotterdam Film Festivali, IDFA, Hubert Bals Fonu, Lemming Film ve Circe Films gibi kuruluşlardan katılıyor. Bu katılım, uluslararası bağlantıları güçlendirmeyi ve yeni ortaklık fırsatları yaratmayı hedefliyor. Ek Etkinlikler Festival, sadece film gösterimleriyle sınırlı değil. Paneller, yönetmenlerle soru-cevap oturumları ve gençler için stop-motion animasyon atölyesi gibi etkinlikler de programda yer alıyor. Bu etkinlikler, sinema severlere interaktif bir deneyim sunuyor. Son Gelişmeler ve Beklentiler Festivalin son duyurularına göre, yaklaşık 130 uzun metrajlı filmin yer alacağı resmi seçki, Altın Lale Yarışması, Yeni Bakışlar ve tematik-retrospektif gösterimlerle zenginleşecek. Hollanda sinemasının öne çıkması, özellikle Türkiye-Hollanda arasındaki kültürel bağları güçlendiren bir unsur olarak dikkat çekiyor. Köprüde Buluşmalar’ın 20. yıl dönümü, festivalin endüstriyel önemini bir kez daha vurguluyor. Özet Tablo: Festivalin Temel Özellikleri Aşamalar Detay Tarihler 11-22 Nisan 2025 Organizatör İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), N Kolay sponsorluğu Film Sayısı Yaklaşık 130 uzun metrajlı, 15 kısa film Ana Yarışmalar Altın Lale, Kısa Film, Yeni Bakışlar Özel Ödüller Zuhal Olcay (Sinema Onur), Gülin Üstün (Emek) Açılış Filmi "Köln 75" (Ido Fluk) Uluslararası Katılım Hollanda: "Mr. K", "Alpha"; Rotterdam, IDFA vb. temsilciler Bilet Satışı 27 Mart 2025 (ön satış 24 Mart, Lale Kart üyeleri için) Ek Etkinlikler Paneller, Q&A, stop-motion atölyesi, retrospektifler Kısa Film Seçkisi Anadolu Efes’in ödül sponsoru olduğu Kısa Film Yarışması da bu yıl uluslararası bir nitelik kazanıyor; bu bölümde yerli ve yabancı 12 kısa film bir arada değerlendirilecek. Umut Şilan Oğurlu - Dilan Hakkında Konuşmalıyız KISA FİLM YARIŞMASI / SHORT FILM COMPETITION (12) - 1:10 / Sinan Taner / İsviçre - Küçük Ev / La Petite Ancêtre / The Little Ancestor / Alexa Tremblay-Francoeur / Kanada / - Neredeyse Kesinlikle Yanlış / Cansu Baydar / Türkiye - Takdir-i İlahi / Pur și simplu divin Simply Divine / Mélody Boulissière, Bogdan Stamatin / Fransa, Romanya - Dilan Hakkında Konuşmalıyız / Umut Şilan Oğurlu / Türkiye - Tutuklu Vatandaş / Dar band / Citizen-Inmate / Hesam Eslami / İran - Köşe Dansı / Taniec w Narożniku / Dancing in the Corner / Jan Bujnowski / Polonya - Garan / Mahsum Taşkın / Türkiye - Gölgeler / Shadows / Rand Beiruty / Fransa, Ürdün - Morî / Yakup Tekintangaç /Türkiye - Sevim / Yağmur Canpolat / Türkiye - Merhaba Anne, Benim Lou Lou / Atakan Yılmaz / Türkiye

  • Invincible 4. Sezon Ne Zaman Geliyor?

    “Invincible” dizisi, Robert Kirkman’ın aynı adlı çizgi romanından uyarlanan bir animasyon süper kahraman serisidir ve izleyiciler tarafından büyük beğeni toplamaktadır. Dizi, özellikle derinlemesine karakter gelişimi ve beklenmedik olay örgüsüyle öne çıkmaktadır. Dediğim gibi beklenmedik olay örgüleri tüm izleyicileri her geçen bölümde daha da hayran bırakıyor. Özellikle 4. sezonu soran sizler... 3. sezon 8. bölüm neydi öyle?????!!!!!!! IMDb'de ilk 24 saat içinde 10/10 puanla harika açılış yaptı. yaklaşık 26.000 kişinin değerlendirmesi sonucunda da 9.9/10 puanda şu anda. Rotten Tomatoes ise 100%! Harika sorunun cevabına gelecek olursak, Invincible 4. sezonu resmii bir açıklama olmasa da 2026 yılı başında yayınlanacağını birçok kaynak ön görüyor. Umarız ki daha erken gelir ama beklemek bile eğlenceli.

  • A Complete Unknown Adını Hak Ediyor! (İnceleme)

    97. Akademi Ödülleri adaylıklarına damgasını vuran filmlerden Bob Dylan: Tam Bir Bilinmez’i (A Complete Unknown) sonunda izleme fırsatını buldum! Öncelikle, filmle ilgili beklentilerim büyüktü, çünkü sevdiğim üç şeyi birleştiriyordu: biyografik filmler, müzik ve Timoth ée Chalamet. James Mangold’un yönetmeni olduğunu duyunca daha da heyecanlandım, ne de olsa Old Man Logan’ı beyaz perdeye mükemmel taşıdığı için minnettarım. Ancak maalesef film beklentimi karşılamadı.   Bob Dylan benim için filmin adı gibi tam bir bilinmezdi. Neden bilmiyorum ama daha önce ilgimi çekmemişti, hakkında hiç araştırma yapmamıştım. Hayatı hikayesi nedir, hangi şarkıları var, nerelidir, nedir, ne değildir, bilmiyordum. Şu an yaşıyor olduğunu bile yeni öğrendim. Bu yüzden onun hakkında daha fazla bilgi edinmek ve onu tanımak için bu filmin iyi bir fırsat olacağını düşündüm. Peki amacıma ulaştım mı? Pek sanmıyorum. Film 1960 yılında başladı ve yanılmıyorsam 1965 yılında bitti. Kalan 60 senede ne yaptı ve neden görmedik mesela? Bir biyografik film klasiği olarak sonda çıkan yazılarda bir sürü albüm daha yaptığını ve Nobel aldığını vs öğrendim. Konserlerden kıssaydınız belki bunları görebilirdik Mr Mangold ve ekibi. Walk the Line’da aynı şarkıları dinlemişiz zaten. Ama sanırım Bob Dylan’ı yeteri kadar tanıtmadıklarından onlar da haberdar, çünkü Bob filmi izledikten sonra bile tam bir bilinmez. İki tane anlam çıkarabilirim buradan: hem Bob’un kendisi bir bilinmez hem de film onu bu yönüyle gösteriyor ve detaylara inmiyor. Filmle ilgili röportaj vs henüz izlemedim, belki de amaçları Bob Dylan yerine folk müziği tanıtmak ve kutlamaktır. Çünkü filmin ana teması nedir diye sorulursa, Bob Dylan’ın folk müzik erası diye yanıtlarım. Film için Folk o kadar önemli ki, film boyunca bu türde müzik yapan bir sürü sanatçı görüyoruz. Sadece cameo olarak da kullanılmamışlar, yardımcı karakterler olarak bize eşlik ediyorlar. Yani Bob Dylan dışında Pete Seeger, Joan Baez, Woody Guthrie, Johnny Cash, Bob Neuwirth gibi sanatçıları da izlemiş olduk. Ne yalan söyleyeyim, filmin bu yönünü sevdim. Ancak bu kadar folk sanatçısına yer verilmesi de folk filmi tespitimi kanıtlıyor gibi. Aslında filmde yeteri kadar Bob Dylan vardı, ekran süresi iyi ayarlanmıştı diyebilirim. Asıl sorun şu idi; Bob ekranda olduğu zamanlarda kendisi hakkında bir şey öğrenmiyorduk. Ya şarkı besteliyor, söz yazıyor, gitar çalıyor ya da kız arkadaşlarından biriyle takılıyordu. Neredeyse bir derinliği yoktu diyeceğim. Bahsettiğim yardımcı karakterler hakkında bile Bob ile aşağı yukarı aynı miktarda bilgiye sahibim. Film Bob’a ne kadar yer verirse versin Folk müziğin daha çok öne çıkması bu yüzden sanırım. Edit: Biraz araştırmadan sonra A Complete Unknown’ın Bob’ın elektrikli gitara geçişiyle ilgili tartışmalara odaklanan bir film olarak planlandığını öğrendim. Hatta adı neredeyse “Going Electric” bile oluyormuş. Yine de çok mantıklı bir karar olmadığını düşünüyorum. Bob’ı bu kadar iyi canlandıran bir oyuncu varken neden hayatının sadece 5 yılına odaklanmayı seçtiler? Sadece bu yıllarda aktif olsa tamam diyeceğim ama adamın biyografisi dopdolu… Karakterler Belki de film beklentimi karşılamadı derken Bob Dylan’ın kendisinden bahsediyorumdur. Çünkü filmde Bob, çok konuşmayan, ketum, tişört değiştirir gibi kız arkadaş edinen, aldatan, kendi bildiğini okuyan, folk dinlemek için gelen folk festivalindeki bir sürü insana yeni şarkılarını tanıtmaya çalışan, hakkında fazla şey bilinmeyen, kendini beğenmiş, esrarengiz bir adam olarak tanıtılmış. Anti-hero olarak tanımlamaya çalışsam, bu şekilde sevmeye çalışsam diye düşündüm, ama elle tutulur pozitif bir özelliğinin de gösterildiğini düşünmüyorum. Böyle bir tanımlama yapabilmek için bile onu filmde yeteri kadar tanıdığımızı düşünmüyorum. Onun hakkında öğrendiğimiz şeylerin çoğu negatif. Yani filmden çıktığınızda onu sevmek için bir sebebiniz olmuyor. Sinemadan çıktığımızda arkadaşlarımla Bob’ın ne kadar “pislik” gibi davrandığı hakkında hemfikirdik. Pozitif birkaç sahne de görmedim değil; Woody’e ithaf ettiği şarkısı ve savaş hakkındaki şarkıları, aslında çok öyle gözükmese de istediği zaman umursayabilen biri olduğunu gösteriyordu. Ama bunu sadece şarkıları üzerinden yapıyordu. Yardımcı karakterlerden Joan Baez ve Johnny Cash en çok ilgimi çeken sanatçılar oldu. Bob kariyerine yeni yeni başlarken onlar çoktan şöhret olmuş, sahne alıyorlardı. Müzik türünü çok sevmesem de Joan’ın sesini ve tarzını sevdim. En önemlisi Bob’ın saçmalıklarına boyun eğmemesi ve Sylvie gibi biraz “lovesick” olmamasını sevdim. Tabii bu duruma, ekonomik özgürlüğünü kazanmış olması, kendi öz değerini şöhret ile pekiştirmiş olması gibi etkenler katkıda bulunmuş olabilir. Özellikle de dönemin şartlarına bakarsak. Joan ile Bob’ın zıt karakterlere sahip olduğunu düşünüyorum. Bu özellikleri de sahnelere yansıyor. Bob ne kadar kafasına estiği gibi davranan, umursamaz, kendini beğenmiş marjinal bir sanatçı gibi davranıyorsa Joan da o kadar özenli, düşünceli ve geleneksel bir sanatçı. Bir sahnede yine ikisi turneye çıkmış, düet yapıyorlardı. Joan (şu an hangi şarkı hatırlamıyorum) seyircinin sevdiği, klasik parçalardan birini çalmak istiyordu. Bob itiraz etti ve seyirci doğal olarak yuhalamaya başladı. Sanırım en sonunda Bob sahneyi terk ediyordu, Joan ise seyirciye istediklerini kendisinin verebileceğini söyleyip, isteklerine saygı duyduğunu gösteriyordu. Ki olması gereken de buydu. Halk doğal olarak en bilinen, sevilen şarkıyı istiyordu. Bir sanatçı olarak, belki de sadece o şarkı için onca yolu tepip gelen insanlara istediklerini vermesi gerek. Düşünebiliyor musunuz, Michael Jackson konserine gidiyorsunuz, “Thriller, Beat It” gibi şarkıları söylemiyor, onun yerine, “Yeni albümüm çıkıyor, onları söyleyeceğim” diyor. Tabii ki yenileri de söyleyecek, ancak, onu buralara getiren, en sevilen şarkıları söylemeden konseri bitirirse, Bob Dylan’ın yaşadığı gibi bir kaosa hazır olsun. Joan’ın kral(içe) hareketlerinden bir tane daha söylemeden geçmeyeyim; Bob film boyunca bir Sylvie bir Joan ile takılıyor. Kısa bir zaman atlaması var, o sırada iyice şöhrete kavuşuyor, ne Joan ne de Sylvie ile görüşmüyor. Sonra gecenin bir yarısı Sylvie’nin evine dalıyor, onu uyandırıyor, ancak sevgilisi var. Baktı buradan hayır yok, bu sefer Joan’a gidip onu uyandırıyor. Joan onu içeri alıyor ama Bob onunla ilgilenmiyor, Joan’ın gitarını tıngırdatıyor. (E niye geldin o zaman? Tamam, madem geldin, niye kızın uyumasına izin vermiyorsun?) Bob, Joan’dan azarı yiyor tabii ki ve kovuluyor.   Biraz Johnny Cash’ten bahsedeyim. Henüz izlemedim ancak James Mangold, Johnny’i daha önce bize Walk the Line’da tanıtmıştı. Mangold’un Johnny Cash hayranı olduğuna dair şüphem yok artık :) Zaten filmde de havalı ve efsanevi bir sanatçı gibi yansıtılmış. Gibi derken, yanlış anlaşılmasın, nasıl göründüğünden bahsediyorum. Yoksa Johnny’nin nasıl bir sanatçı olduğuna dair hiçbir fikrim yok, olamaz da. Çünkü sevdiğim ve bilgisine sahip olduğum bir sanatçı/alan değil. Filmde Bob’a yol gösterici, akıl hocası gibi bir işlevi vardı. Aralarında mektuplaşıyorlardı. Bu dinamiği sevdim. Ancak bir şeyi çözemedim. Bob elektro gitar ile yeni müzik yapmak istediğini söyleyince Johnny ona destek vermişti. Ancak folk festivalinde onaylamıyor gibi gözüküyordu. Belki de tepkiden dolayı fikrinden vazgeçmiştir.   Pete Seeger ve Woody Guthrie’ye de filmde Bob’ın örnek aldığı akıl hocaları diyebiliriz. Onlar hakkında filmdeki rollerinden keyif aldığım dışında söyleyecek çok bir şeyim yok. Belki folk müziğe aşina olsam bu sanatçıların canlandırıldığını görmek daha çok şey ifade edebilirdi. Filmden bir örnek daha vereyim, Bob bir ara asansörde tanımadığı biriyle sohbet ediyordu ve sohbetlerinden anladım ki o da bir sanatçı. Ben de merakla bekledim kim olabilir diye. En son kendisini Bob Neuwirth olarak tanıttı, ama bu isim bana hiç tanıdık gelmedi. Google’dan bir bakayım dedim, yine hiçbir şey çağrıştırmıyordu. Tanıdığım biri olsa belki daha çok şey ifade edecekti. Mesela 2018 yapımı Bohemian Rhapsody’deki Bob Geldof ya da Live Aid sahnesinde sahneye çıkmak üzere olan sanatçılar gibi... Müzik   Film arasında arkadan birinin “Müzik dinlemek istesem YouTube’dan açar dinlerdim, boşuna çekmişler” dediğini duydum. Katılıyorum, açıkçası. Bu kadar şarkı dinlememize gerek var mıydı? Tamam, müzisyen bir adamın hikayesini izliyoruz ama sonuçta bu bir film, konser değil. Bir müzikal-sever olarak ben bile bunu diyorsam, bir sorun vardır. Bahsettiğim şarkılar sahne geçişleri arasında kullanılabilirdi, çok daha zevkli olurdu. Ancak oturduk ve bir düzine konser izledik… Şarkıları başarılı kullanan Bohemian Rhapsody'den örnek vereceğim yine. 15 stüdyo albümünden toplamda 188 şarkısı bulunan Queen’in en güzel şarkılarını alıp sahne geçişlerinde kullanmıştı. Filme 3 Queen şarkısıyla girip 24 Queen şarkısıyla çıkmıştım. Davullarına bira döktükleri konserleri, şarkılarını kaydettikleri stüdyo seansları, I Want to Break Free klibi ve Freddie’nin partilediği Another One Bites the Dust sahnesi gibi farklı şarkıları farklı sahnelerde kullanmışlardı. Bunu da dozajında yapmışlardı, şarkının hepsini duymamalıyız ki merak edip devamının evde dinleyelim. Bu şekilde çok daha akıcı, ilgi çekici bir filmdi. A Complete Unknown’da o dinamik görüntüleri görmek isterdim, gitarıyla 10 dk boyunca şarkı söyleyen Bob Dylan’ı değil…   Belki de 60’lı Folk şarkılarını sevmediğim içindir ancak filme birkaç Bob Dylan şarkısı sevme beklentisiyle girdim. Hiçbiri aklımda kalmadan çıktım. Hepsi birbirine benziyordu. (Özür dilerim boomerlar) Yine Bohemian Rhapsody karşılaştırması yapacağım ama, Queen de sevgili boomerların jenerasyonundan bir grup ne de olsa. İki film de her iki müzisyenin kariyerleri açısından önemli bir konseriyle bitti. Ancak sadece birinde bir kere bile saatime bakmadım ve tıpkı bir konserde gibi şarkılara eşlik ettim. Dediğim gibi, belki de türü sevmediğim içindir.   Edit: Bob hakkında bu filmden bir şey öğrenemediğime göre, internette biraz araştırma yaptım ve her ne kadar müzik tarzını çok sevmesem de şarkı sözlerini sevdiğimi belirtmek isterim. Bob Dylan’ın bir şair ve şarkı sözü yazarı olarak değerini göz ardı edemem. Ek olarak şarkılara ısındım ancak hala açıp dinleyeceğimi düşünmüyorum. Performanslar Performanslar konusunda eleştireceğim bir şey yok. Timoth ée zaten fiziksel olarak Bob Dylan’a epey benziyor. Timoth ée ’nin gerçek hayattaki sesini ve tavırlarını bildiğim için, oyunculuğunu takdir ettim. İçine doğru burundan konuşması, aksanı, Bob’ın umursamazlığını, coolluğunu yansıtabilmesi jenerasyonumuzun en iyi oyuncularından biri olduğunu kanıtlıyor. Bunun üstüne filmdeki bütün şarkıları kendi söylemiş, gitar ve mızıkayı kendi çalmış. Hatta çoğu performansı da sette canlı olarak söylemiş. Filmin gitar koçu Larry Saltzman Timoth ée ’nin Bob’ın eşi benzeri olmayan sert ve dağınık gitar çalışını öğrenmek için oldukça sıkı çalıştığını söylüyor. Filmin ses miksajcısı ise Timoth é e’nin Bob’ın vokal tarzını doğru canlandırabilmek için sesini çeşitlendirdiğini söylemiş. Son olarak yönetmen James Mangold, Timoth ée ’nin filme olan bağlılığını göstermek için sette arkadaşlarıyla veya ziyaretçilerle iletişim kurmadığını ve çekim olmasa bile sette "Bob" olarak çağrıldığını söylüyor. 2019’dan beri bu film için çalışmaları sıkı çalışmanın ve yeteneğin başaramayacağı şey olmadığını gösteriyor. Timoth ée ’nin kariyerini de iyi yönettiğini düşünüyorum, 29 yaşında olmasına rağmen 4 tanesinde başrol olduğu, 7 En İyi Film Oscar’ına aday olan filmde oynamış. Başka kim 29 yaşında filmografisinde Interstellar, Call Me by Your Name, Lady Bird, Beautiful Boy, Little Women, The French Dispatch, Dune, Don’t Look Up, Dune 2, Wonka, A Complete Unknown gibi filmlerin olduğunu söyleyebilir ki? Sadece 10 senedir aktif olarak oyunculuk yapıp bu kadar başrol alabilmesi ve prestijli ödüllerden adaylıklar alabilmesi büyük bir başarı bence. Tiyatro geçmişi de olduğunu söylemeden geçemeyeceğim, YouTube’daki performanslarını izlemeye bayılıyorum. Görünüşüyle tipik bir frat boy olacağını zannediyorsunuz ancak Dune gibi filmlerde öyle devleşiyor ki. Lisan al Gaib olduğuna inanası geliyor insanın. Timoth ée ’yi de abartmayı bitirdiğime göre diğer performanslara geçebilirim. Beni şok eden asıl Edward Norton oldu. Filmin yarısına kadar o olduğunu bile anlamadım. Ne zamanki Google’dan cast listesine baktım, o zaman anladım. O da tesadüfen oldu, yoksa “Edward Norton mu acaba” demedim, bir şüphem yoktu. Bir insan bu kadar mı iyi Southern tatlış amca rolüne bürünebilir! (Özür dilerim Pete Seeger) İkinci yarıda her sahnesinde kendi kendime “Bu nasıl Edward Norton yaa” dedim. Bu rolde bir başkası olsa büyük ihtimalle o kadar şaşırmazdım, örneğin Hugh Jackman, adamın kendisi zaten şeker gibi. (O da kendini Logan gibi vahşi bir karakteri iyi oynayarak kanıtlıyor) Ama Norton olunca hayrete düştüm. Normalde kendisini sempatik bulmam, çünkü yer aldığı filmlerde genelde tehditkâr ve soğuk gözükür. Bunu bir Reddit postunda güzel açıklamışlar, aslında ekranda fiziksel varlığı güçlü olan biri değil, ama gerektiğinde devleşebiliyor. Ve bunu ruhsuz adam, tehditkâr adam gibi altından kalkması zor olan rollerdeyken yapabiliyor. Aslında Timoth ée de öyle, onun fiziksel görünüşünden, duruşundan ve beden dilinden farklı anlamlar çıkarabilirsin, ancak oynamaya başladığında farklı birine dönüşür. Sadece o daha duygusal erkekleri oynuyor. Norton’a dönersek, bu filmde bir 360 derece yaparak negatif özellikli adamlar yerine pozitif bir adamı canlandırmasıyla geniş bir oyunculuk yelpazesine sahip olduğunu kanıtlıyor bence. Norton, Pete Seeger olarak oldukça sakin ve güven verici biri. Folk müzikten vazgeçmeyecek kadar da geleneksel bir tip. Bu da Norton’ın ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu gösteriyor bize. Joan Baez rolünde Monica Barbaro da başarılıydı. Gerçek fotoğraflarla karşılaştırdığımda Monica, Joan’a epey benziyor. Tabii ki sadece benzemek de değil, oyunculuğunu ve şarkı performanslarını da takdir ediyorum. Yine Timoth ée gibi performansların ona ait olması da yeteneğini gösteriyor. Monica’ya ek olarak Edward Norton ve Johnny Cash rolünde Boyd Holbrook da kendi çalıp söylemiş. Timoth ée , Edward ve Monica, 3’ü de oyunculuklarıyla şu an Oscar adayılar. Kazanacaklarını düşünmüyorum çünkü başka performanslar daha çok öne çıkıyor ama yine de adaylığı hak ettiklerini düşünüyorum. Son olarak Woody Guthrie olarak Scoot McNairy’nin de diyalog olmadan rolünü on numara oynadığını söylemeden geçmek istemem.   Son Olarak İncelemenin sonuna gelirken, bazı filmlerin kimin için olduğu önemlidir, bundan bahsetmek istiyorum. IMDB’de şu yoruma baktığım zaman, fragmanı gözleri dolarak izleyen, şarkıları defalarca dinlemiş olup filmi izleyen, filmdeki zaman aralığında yaşamış olan insanların filmden daha çok keyif aldığını görüyorum. Bu çok normal, çünkü işin içine nostalji faktörü de giriyor. Ancak sadece nostalji de değil, bu insanlar gerçekten folk müziğini ve Bob Dylan’ı seviyor. Ve bu film tam da onlar için yapılmış bir film. Belki Queen’in müziğini sevmeyebilirsin ama Bohemian Rhapsody filmini büyük ihtimalle seversin. Ama A Complete Unkown’a yüksek puan verecek kadar sevebilmen için sanırım biraz yaş almış olman gerekiyor. Yanlış da düşünüyor olabilirim, bilmiyorum. Ama bir boomer'ın Z kuşağına oranla filmden daha çok zevk alacağını düşünüyorum. Bu Z kuşağının eski müziklerden keyif alamayacak kadar sığ olduğu anlamına geliyor? Kesinlikle hayır. Sadece filmin temposu, müziklere ne kadar yer verdiği, Bob’ı yeteri kadar tanıtmaması (Eski jenerasyonlar onu zaten tanıyor) gibi etkenler bu düşüncemi destekliyor. Hatta folk'un bilinirliği ve kimler tarafından sevildiği de bir etken. Pop ve Rock gibi günümüzde de varlığını sürdüren türler Z jenerasyonu tarafından seviliyor. Ancak Folk, Country, Blues gibi türler hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Şimdi boomerlara Miss Americana’yı izletin bakalım sevecekler mi :) Bob Dylan’dan ayrı olarak filmden çıkarabileceğim şeyler var mı? Evet. Yeni konseptlerin doğuşunun, değişimin nasıl bir yol olduğu, sanatçıların kalıplara konmak istememesi ve özgürlüğünü ilan edebilmesinin ne kadar doğru olduğu gibi temalardan bahsedebilirim. Film bu soruları sorması ve beni düşünmeye sevk ettiği için benden artı puan alıyor. Festival sahnesini izlerken aslında Bob’ın tarafını tutuyordum, yeni sanatçılar ve konseptler ortaya çıktıkça Bob’ın aynı kalmak istememesi çok normal. Ancak sonra düşünüyorum ki yeni müziği tanıtmak için Folk Festivali doğru bir yer değildi… Her ne kadar performanslar müthiş olsa da, Bob Dylan'ın 1960-1965 arası yaşadığı olaylar anlatılmaya değer miydi, emin değilim. Bahsettiğim gibi daha kapsamlı bir biyografi filmi yapılabilirdi. Duygusal olarak sizi etkiliyor mu? Belki 60 yaşındaysanız. Verdiği mesaj değerli mi? Bir noktaya kadar, o da 60'lı yılların ünlü sanatçılarının deneyimleriyle ne kadar bağlantı kurabiliyorsanız.   Genel Puan: 2.5/5 Hikaye: 3/5 Performans: 5/5 Sinematografi: 3/5 Yönetmenlik: 3/5 Kurgu: 3/5 Müzik: 3/5 (TAMAMEN SUBJEKTİF) Temalar/Mesaj: 3/5 Duygusal Etki: 2/5 Tekrar İzlenebilirlik: 2/5 Eğlence Değeri: 2/5 Yenilikçilik/Yaratıcılık: 2/5 (I'm Not There ve Walk the Line?) Yazan: Su Evci nsuevci@gmail.com Kaynakça TodayShow. (2024, December 30). Is Timothée Chalamet really singing in new Bob Dylan biopic “a complete unknown”?   TODAY.com . https://www.today.com/popculture/movies/timothee-chalamet-sing-guitar-a-complete-unknown-rcna185787

  • Mark Hamill’den Luke Skywalker Yorumu: Star Wars’un Unutulan Mesajı

    Star Wars’un efsanevi ismi Mark Hamill, Luke Skywalker’a dair ilk izlenimlerini paylaşarak serinin özünü nasıl ıskaladığımızı bir kez daha hatırlattı. Hiç kimse Star Wars’un bu denli büyüyeceğini tahmin edememişti; Steven Spielberg’e göre George Lucas bile ilk filmin 15-20 milyon dolar hasılat yapacağını düşünüyordu. Oysa film, enflasyonla düzeltildiğinde 3.8 milyar doları aşan bir başarıya imza attı. Hamill başta Star Wars’u bir parodi sanmış, ancak senaryoyu okuyunca fikri değişmişti. Yan Karakter Sandı, Kahraman Oldu Hamill, Smartless podcast’inde şunları anlattı: "Sette Harrison [Ford] başrol gibiydi, bense onun sıkıcı yardımcısı… Sürekli peşinden koşup duruyordum." Luke’un klasik bir "kahraman yolculuğu" izlediği doğru, ancak Hamill’in bu düşüncesine şaşırmamak lazım. Geleneksel anlatılarda kahraman sonunda sevdiğine kavuşurken, Star Wars’ta Leia’yı kazanan Han Solo oldu. Lucas’ın Dahice Hamlesi Günümüz izleyicileri, Lucas’ın ne kadar sıra dışı bir hikaye kurduğunu unuttu. Harrison Ford; özgüvenli, nüktedan ve prensesin kalbini çalan bir "kötü adam" prototipiydi. Oysa Lucas, galaksinin ücra bir köşesinden çıkan sıradan bir genci başrole taşıdı. Luke’un en büyük kahramanlığı, ışın kılıcını kullanmak yerine bırakmasıydı. Bu perspektifle bakınca, o geleneksel Hollywood kahramanlarından çok farklı. The Last Jedi ve Gerçek Luke Hamill’in sözleri, The Last Jedi’daki Luke’u hatırlatıyor: "Ne sandın? Işın kılıcımla çıkıp First Order’la mı savaşacağım?" İzleyicilerin beklediği (ve The Mandalorian’da gördüğü) Luke, Marvel tarzı bir süper kahramandı. Oysa Lucas’ın yarattığı Luke, güçle değil, insanlığıyla kazandı: Babasına olan inancı, diğerlerine duyduğu sevgi ve merhameti… Star Wars’un mesajı açık: Güç zafer getirmez; güce takıntılı olanlar karanlığa yenik düşer. Luke, sıradanlığı aşabilen ve sevmeyi bilen biri olduğu için özel. Güç Tutkusu ve Kayıp Miras İlginçtir, artık resmi kanon sayılmayan eski Star Wars kitaplarında bile Luke’un gücüne odaklanılmıştı. Örneğin Kevin J. Anderson’un "Jedi Akademisi" üçlemesinde Luke, lav gölünün üzerinde yürüyordu. Timothy Zahn’ın "Thrawn’ın Eli" kitaplarında ise Mara Jade, Luke’u Güç’te "bağırarak" varlığını belli ettiği için eleştiriyordu. Bu, onun aslında ne çok şey kaybettiğinin göstergesiydi. Yeni Umut: Sıradan İnsanın Seçimi Hamill’in sözleri bize Lucas’ın dehasını hatırlatıyor. İlk bakışta Luke, arka planda kalan bir yardımcı karakter gibi görünüyor. Ama galakside yeşeren "yeni umut", ışın kılıcıyla orduları dağıtan bir süper kahramandan değil, tüm zorluklara rağmen sevmeyi seçen sıradan insanlardan geliyor. İşte bu yüzden, yan karakter aslında başroldür.

  • Cobra Kai Bitti mi? 7. Sezon Var mı?

    Cobra Kai, ilk değil ikinci sezonu sayesinde çok büyük bir başarı elde edip büyük bir ilgi toplamıştı. Sony'nin yaptığı en iyi yapımlardan biri olan bu seri Karate Kid üçlemesinden sonra bugün, yetişkin kitleye büyük nostalji yaşatıp gençlere de hitap eden bir şov sundu. 2025 Şubat ayında da Netflix'teki izleyicilerine veda etti. Dizi iyi bir noktada bitirildi. Tadı kaçmadı yani. Tüm hikayesi başladığı noktaya dönü ve kötülüğün yerini iyiliğin bulduğu klasik bir hikayede izledik. Ama bu son demek değil. Başrolde Ralph Macchio ve Jackie Chan'in olduğu yeni bir Karate Kid: Legend filmi geliyor. 3 Film + 7 Sezon Dizi + 1 Film olarak harika bir yapım sunuldu. Son filmin fragman da burada!

  • Kaptan Amerika 4 After Credit Var Mı?

    Selamlar. Sizlere Captain America: New World Order filmi için hızlı cevap veriyorum. Captain America: New World Order filminde after credits sahnesi var mı? Captain America: New World Order filminde credits sonrası sahne yok ama credits sonrası sahnesi var.

  • Latin Sinemasının İz Bırakan En İyi 10 Filmi: IMDb Puanlarına Göre Sıralı

    Latin Amerika sineması, renkli kültürü, sosyal gerçekçiliği ve büyüleyici hikayeleriyle dünya çapında ses getiren filmler üretiyor. İşte IMDb puanlarına göre sıralanmış, eleştirmenlerin övgüyle bahsettiği en önemli 10 Latin filmi: 1. City of God (Cidade de Deus) Yönetmen: Fernando Meirelles & Kátia Lund | Yıl: 2002 | Ülke: Brezilya | IMDb: 8.6 Konu: Rio de Janeiro’nun yoksul varoşlarında suç ve şiddet döngüsüne sıkışan gençlerin hikayesi. Eleştiriden Bir Kesit: "Sinema tarihinin en çarpıcı suç dramalarından biri. Meirelles, gerçekçi anlatımıyla izleyiciyi adeta bir belgeselin içine çekiyor." – Roger Ebert 2. The Secret in Their Eyes (El secreto de sus ojos) Yönetmen: Juan José Campanella | Yıl: 2009 | Ülke: Arjantin | IMDb: 8.2 Konu: İşlenmemiş bir cinayet davasının peşinden koşan emekli bir savcının tutku ve intikam dolu yolculuğu. Eleştiriden Bir Kesit: "Gizem, aşk ve siyasi gerilimin mükemmel dengesi. 2010’da En İyi Yabancı Film Oscar’ını alması tesadüf değil." – The Hollywood Reporter 3. Pan’s Labyrinth (El laberinto del fauno) Yönetmen: Guillermo del Toro | Yıl: 2006 | Ülke: Meksika/İspanya | IMDb: 8.2 Konu: İç savaş döneminde, masalsı bir labirentte kaderini arayan küçük bir kız. Eleştiriden Bir Kesit: "Del Toro, gerçek dünyanın acımasızlığını büyülü gerçekçilikle harmanlayarak unutulmaz bir başyapıt yaratmış." – Rolling Stone 4. Amores Perros Yönetmen: Alejandro González Iñárritu | Yıl: 2000 | Ülke: Meksika | IMDb: 8.1 Konu: Üç farklı hayat, bir trafik kazasıyla kesişir. Eleştiriden Bir Kesit: "İnsanlığın karanlık yönlerini cesurca anlatan bu film, Iñárritu’yu uluslararası arenaya taşıdı." – The New York Times 5. Wild Tales (Relatos salvajes) Yönetmen: Damián Szifron | Yıl: 2014 | Ülke: Arjantin | IMDb: 8.1 Konu: İntikam ve öfkenin sınırlarını zorlayan altı kısa hikaye. Eleştiriden Bir Kesit: "Karanlık komedi ile sosyal eleştirinin müthiş bir karışımı. Her hikaye izleyiciyi şoke etmeyi başarıyor." – Variety 6. Central Station (Central do Brasil) Yönetmen: Walter Salles | Yıl: 1998 | Ülke: Brezilya | IMDb: 8.0 Konu: Yalnız bir kadın ile babasını arayan bir çocuğun yolculuğu. Eleştiriden Bir Kesit: "İnsan ilişkilerinin inceliğini anlatan bu film, evrensel bir duygusal derinlik sunuyor." – The Guardian 7. The Motorcycle Diaries (Diarios de motocicleta) Yönetmen: Walter Salles | Yıl: 2004 | Ülke: Arjantin | IMDb: 7.8 Konu: Che Guevara’nın gençliğinde Güney Amerika’yı keşfeden motosiklet yolculuğu. Eleştiriden Bir Kesit: "Sadece bir biyografi değil, aynı zamanda bir neslin ideallerine dokunan bir yol hikayesi." – Time Magazine 8. Roma Yönetmen: Alfonso Cuarón | Yıl: 2018 | Ülke: Meksika | IMDb: 7.7 Konu: 1970’lerin Meksiko’sunda bir ailenin ve hizmetçilerinin yaşamı. Eleştiriden Bir Kesit: "Görsel bir şiir. Cuarón, kişisel tarihini siyah-beyaz bir başyapıta dönüştürüyor." – IndieWire 9. Y Tu Mamá También Yönetmen: Alfonso Cuarón | Yıl: 2001 | Ülke: Meksika | IMDb: 7.6 Konu: İki gencin, kendilerinden büyük bir kadınla çıktıkları yolculukta cinsellik ve dostluk sınavı. Eleştiriden Bir Kesit: "Cesur ve dokunaklı. Cuarón, ergenliğin karmaşasını politik metaforlarla anlatıyor." – The Atlantic 10. Like Water for Chocolate (Como agua para chocolate) Yönetmen: Alfonso Arau | Yıl: 1992 | Ülke: Meksika | IMDb: 7.1 Konu: Aşkı yasaklanan bir kadının, duygularını yemeklerine aktarması. Eleştiriden Bir Kesit: "Büyülü gerçekçiliğin sinemadaki en lezzetli örneği. Her sahne bir tablo gibi." – Chicago Tribune

  • Muğlaklığın Sineması: David Lynch’in Rüyalar ve Gerçeklik Arasında Kurduğu Köprü

    2010 yılında, Kadir Has Üniversitesi’nin bulunduğu Cibali’de, öğrenci bütçesine uygun yemek için gittiğimiz esnaf lokantasında kuru fasulye-pilav yerken sık sık sinema üzerine sohbet ederdik. Kamera lenslerinden tutun da izlediğimiz filmlere, sevdiğimiz yönetmenlere kadar her konu masaya yatırılırdı. Aramızda, üniversite sınavında derece yapıp taşradan bursla gelmiş bir arkadaş vardı. Bir gün, yine o lokantada, “Tek bir kişiyle görüşme şansım olsa David Lynch olurdu,” dedi. "Ne düşünüyor acaba, kafasından ne geçiyor" demişti. Bunu “havasına” söylememişti; öyle anlaşılıyordu ki onun için Lynch, sinemanın ötesinde bir figürdü. Şimdi 30’larımızın ortasındayız ve o arkadaş edebiyat dünyasında oldukça iyi bir noktada. Geldiği kasabada ya da köyde izlediği dünya sineması içinde en vurucu ismin Lynch olduğunu düşünüyorum ki, o güne kadar yaşamış kim varsa onların içinden bir Amerikalı yönetmeni seçmişti. Yani hikayesi artık enterasan gelmeyen bir ülkenin yönetmenini. Başka bir alandan gelip başladığım sinema okulundaki arkadaşlarımın da takıntılı olduğu yönetmen ve filmlerin ortak kümesinde yine Lynch vardı. Herhangi bir uyarıcı almadan dünyadan kopmanın en “düşük bedelli” hâliydi, onun filmlerini izlemek. Gerçekten akıp giden bir Spielberg veya Nolan sineması, büyük kitleler için bir ihtiyaçtır ve sıklıkla tek formül olarak görülür. Lynch ise dünyanın aşırı gerçekliğinin çiğliği ve sıkıcılığını bambaşka bir dille sunar. Baştan sona bir Lynch filminin, o güne dek yaşadığınız entelektüel ve zihinsel süreçlerin bire bir karşılığı olduğunu söylemek zordur. Elbette Mulholland Drive veya Lost Highway üzerinden post-modern okumalar yapılacak, filmin asıl gayesi dışında anlamlar bulunacaktır. Bulunulmuştur da. Ancak bu tür filmleri “anlamaya çalışmanın” kendisi çoğu zaman anlamsızdır; çünkü söz konusu eser, öncelikle bir “his” sunar, duyguları hedef alır. Geleneksel bir bakış açısıyla izlerseniz, kopuk ve anlaşılmaz görüntüler yığını olarak değerlendirmeniz mümkün, buna da hak vermek gerekir. Üstelik sinema gibi pahalı ve kolektif bir işin başarısızlık bedeli çok ağırdır. Çok az film, sonradan hak ettiği değeri bulabilmiştir. Hak ettiği değeri bulmayan filmleri sürdürmek de finansal açıdan neredeyse imkânsızdır. David Lynch, ekonomik açıdan ya ucu ucuna, ya görece düşük bir kârla ya da tamamen zararına film çekmiştir. Üretken bir yönetmen de değildir; toplamda 10-11 tane film yapmıştır. Büyük ihtimalle sinemadaki maddi başarısızlık, üretkenliğini doğrudan etkilemiştir. Ancak şu an bu yazının kaleme alınmasına sebep olan ve sosyal medyada ölümüne ilişkin paylaşımlarla herkesin onu yad etmesini sağlayan motivasyon, Lynch’in kültürel anlamda yarattığı büyük etkti yüzündendir. Yakın zamanda The Exorcist ve French Connection gibi kült filmlerin yönetmeni William Friedkin öldüğünde pek konuşulmadı. Oysaki “iş” olarak, yapım şirketlerine muazzam gişe kazançları getiren ve Lynch’e oranla çok daha geniş kitlelere ulaşan filmler üretmişti. Yine de Lynch, kendi başına, filmlerinden de ayrı bir şekilde var olabildi ve varlığı bir çok sanatçıyı etkilemştir. Nasıl etkilemiştir? Art-house, post-modern, bağımsız filmleri “kategorik olarak sevme” gibi bir yaklaşım pek mümkün değil. Zaten bu kategoride, kötü öğrenci filmleri de dâhil olmak üzere, çok geniş bir yelpaze var. Kimsenin gönüllü olarak baştan sona deneysel film izleyeceğini sanmıyorum. Kameranın icadından günümüze her geçen gün daha fazla “film” üretiliyor. Sinemaya gidilmese bile, festivalleri ve çevrimiçi platformları dâhil ettiğimizde, geçen yıla kıyasla daha fazla ticari ve bağımsız film çekildiğini görüyoruz. David Lynch, bu art-house evrenin içinde sivrilmiş, aynı zamanda geniş bir izleyici kitlesi tarafından “izlenebilir” bulunan ender yönetmenlerden biri olarak ayrışıyor. -Tamam bir daha çekelim. Ama bu sefer iyi olsun. Muğlak ve rüyamsı “anlar” izleyicinin kendi tecrübelerini tetikler. Popüler kültüre ve diğer sanat dallarına da bu yaklaşım, kimi zaman dalga geçilerek, kimi zamansa övülerek yansımıştır; böylelikle bir “Lynch kültürü” oluşmuştur. “Sanatsal film abi işte” diyerek anlaşılmazlığı “derinlik” sanan filmler de çoğu zaman Lynch’e gönderme yaptığını iddia eder. Onun kadar “anlaşılmaz” veya “muallak” film üreterek başarısızlığa kılıf bulanlar çıkmıştır. Oysa Lynch filmleri, disiplinli bir “kaos” hâlidir; teknik açıdan ciddi hatalar barındırmaz, amatörlüğe yer vermez. Bağımsız filmlerin en büyük sorunu olan bütçesizlik Lynch söz konusu olduğunda pek geçerli değildir; çünkü Hollywood içerisinde kendine özgü bir özerkliği sağlamış bir yönetmendir. Bu sebeple Lynch sinemasında Hollywood ve art-house unsurları iç içe geçmiş hâlde görürüz. Onu “kült” yapan da budur. Gişe filmlerinde gördüğümüz oyuncuları, genelde az bir kesimin keyif alacağı filmlerde kullanmaktan çekinmez. Bu filmler, yüksek gişe beklentisiyle çekilip başarısızlığa uğramış yapımlar değil; ressamlığa da ilgi duyan bir sinemacının, David Lynch’in, kendi dünyasını yansıtan eserlerdir. Tablolarda tek bir anın kompozisyonu ve anlam gücü, sinema gibi hareketli bir ortama taşınınca farklı bir etki yaratır. Lynch filmleri de tam olarak bu nedenle farklıdır. Ölüm Lynch, 16 Ocak 2025 tarihinde öldü. YouTube'da garip hava durumu yayınları yapmasını izleyip, deneysel işlerin peşinde koşturan ihtiyar delikanlımız diye düşünürken haberini aldık. Açıkçası Gazze olayı yanı başımızdayken, 6 Şubat depremi olmuşken, Kuzeyimizde savaş varken, genç ölümleri yaşınıyorken benim Lynch için üzülmemin, üzülmemizin bir anlamı yoktur elbette. Ancak kültüre katkı sağlayan her kişinin ölümü önemli bir kayıptır. Bir sanatçı olarak Özkan Uğur öldüğünde bu denli bir kötü hisse kapılmıştım. Bu insanlar kültürü yerelde ve globalde oluşturuyor ve ona göre minimal etkileri de olsa şekilleniyor. Geçtiğimiz günlerde Ferdi Tayfur'un ölümü de buna dahil. Nasıl bir içerik üretilirse üretilsin Tayfur, Türk kültürünün içindeydi. Öldüklerinde biz de bir parça ölüyoruz aslında. Belki de ona üzülüyoruz. Zaman her şeyin ilacıdır doğrudur ancak fazla alınınca her ilaç gibi zarardır. Doğduğumuz ve öldüğümüz ana kadar düşün dünyamızı etkileyen herkes yaşayabilseydi keşke.

  • Trent Reznor: Dijital Çağın Müzik Dahisi ve Film Müziği Üstadı

    Trent Reznor ve Marilyn Manson Orjinal Kadrosu Trent Reznor, endüstriyel rock grubu Nine Inch Nails'in kurucusu, vokalisti, multi enstrümantalisti ve ana söz yazarı olarak tanınan Amerikalı bir müzisyen, şarkıcı, söz yazarı, plak yapımcısı ve film bestecisidir. Reznor, müzik endüstrisinde önemli bir figür olmasına ve eleştirmenlerce beğenilen birçok albüm yayınlamasına rağmen, piyasaya çıkarmasında çok etkili olduğu Marilyn Manson kadar tanınmamaktadır. Reznor ve Manson'ın müzikal stilleri oldukça farklı olsa da – Reznor'ın müziği genellikle karanlık, içe dönük ve deneysel olarak tanımlanırken, Manson'ın müziği daha gösterişli, teatral ve şok edicidir.  Reznor'ın Müzik Endüstrisindeki Etkisi Reznor, müzik eleştirmenleri ve diğer müzisyenler tarafından geniş çapta beğenilmektedir. Dokuz Grammy Ödülü kazandı ve en etkili endüstriyel rock sanatçılarından biri olarak kabul ediliyor. “ 1 ” Reznor, müzik endüstrisindeki etkisini, sadece Nine Inch Nails ile yaptığı çalışmalarla değil, aynı zamanda diğer sanatçılarla yaptığı iş birlikleriyle de göstermiştir. Örneğin, David Bowie ile 1995 yılında "Outside" turnesinde birlikte sahne almış ve Bowie'nin "Earthling" albümünde yapımcı olarak görev almıştır. Reznor ayrıca, eşi Mariqueen Maandig ve Atticus Ross ile birlikte kurduğu How to Destroy Angels adlı grupla da deneysel elektronik müzik alanında önemli çalışmalar yapmıştır. Ancak, tüm bu başarılara rağmen, Reznor, Manson kadar ana akım bir tanınırlığa sahip değil. Bunun nedeni, Reznor'ın Manson'dan daha az tartışmalı bir figür olması ve müziğinin daha az erişilebilir olması olabilir. Manson'ın şok rock estetiği ve tartışmalı sözleri, medyada daha fazla yer bulmasına ve böylece daha geniş kitleler tarafından tanınmasına olanak sağlamıştır. Reznor'ın Hayatı ve Kariyeri Trent Reznor, 17 Mayıs 1965'te Pensilvanya, Mercer'da dünyaya geldi. Çocukluğunda piyano ve saksafon çalmayı öğrendi ve lise yıllarında müzikal tiyatroyla ilgilenmeye başladı. “ 1 ” Genç yaşta müzik teknolojisine ilgi duyan Reznor, üniversitede bilgisayar bilimleri okuduktan sonra müzik kariyerine odaklanmaya karar verdi. 1988 yılında Nine Inch Nails'i kuran Reznor, grubun ilk albümü "Pretty Hate Machine" ile büyük bir başarı elde etti. Albüm, endüstriyel rock, synth-pop ve elektronik müziği harmanlayan özgün tarzıyla dikkat çekti ve müzik eleştirmenlerinden olumlu eleştiriler aldı. “ 1 ” Nine Inch Nails, "The Downward Spiral" (1994), "The Fragile" (1999) ve "With Teeth" (2005) gibi sonraki albümleriyle de başarısını sürdürdü ve müzik dünyasında önemli bir yer edindi. Reznor, Nine Inch Nails'in yanı sıra, solo çalışmalar da yapmış ve film müzikleri alanında da önemli başarılara imza atmıştır. David Fincher ile "Sosyal Ağ" (2010), "Kayıp Kız" (2014), "Ejderha Dövmeli Kız" (2011) ve "Mank" (2020) gibi filmlerde yaptığı iş birlikleri, Reznor'a Altın Küre ve Grammy ödülleri kazandırmıştır. “ 2 ” Reznor ve Fincher İş Birliği Reznor'ın David Fincher ile olan uzun süreli işbirliği, her iki sanatçının kariyerine de önemli katkılarda bulunmuştur. Fincher'ın filmlerinin karanlık ve atmosferik dünyası, Reznor'ın endüstriyel ve elektronik müzik kökenleriyle mükemmel bir uyum sağlamıştır. “ 2 ” Reznor ve Ross, film müziklerinde geleneksel orkestra enstrümanlarını elektronik seslerle birleştirerek özgün ve etkileyici atmosferler yaratmışlardır. Bu iş birliği, Reznor'a film müziği alanında büyük bir saygınlık kazandırmış ve Nine Inch Nails hayranları dışında daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlamıştır. The Social Network Filminin Şarkı Listesi "The Social Network" filminin müzikleri Trent Reznor ve Atticus Ross tarafından bestelenmiştir. Film müziği albümü 28 Eylül 2010'da The Null Corporation aracılığıyla yayınlandı. “ 1 ” Albüm, En İyi Orijinal Müzik dalında Altın Küre Ödülü'nü kazandı. “ 1 ” 17 Eylül'de, albümden beş parçalık bir örnekleyici ücretsiz olarak yayınlandı. “ 1 ” Apple Music'e göre, "The Social Network" film müziği, filmin gerilim dolu atmosferini yansıtan tek nota piyano temaları ve titreşimli elektronik parçalar içeriyor. “ 3 ” "In Motion" adlı parça, teknoloji şirketlerinin programlama takıntılarını ve başarılarını yansıtırken, "A Familiar Taste" ise açgözlülük, yolsuzluk ve bencillik gibi temel dürtüleri kanalize ediyor. “ 3 ” İşte "The Social Network" filminin şarkı listesi: “ 1 ” "Hand Covers Bruise" "In Motion" "A Familiar Taste" "It Catches Up with You" "Intriguing Possibilities" "Painted Sun in Abstract" "3:14 Every Night" "Pieces Form the Whole" "Carbon Prevails" "Eventually We Find Our Way" "Penetration" "In the Hall of the Mountain King" (Edvard Grieg) "On We March" "Magnetic" "Almost Home" "Hand Covers Bruise, Reprise" "Complication with Optimistic Outcome" "The Gentle Hum of Anxiety" Diğer Filmler Hakkında Detaylı Yazılar Gone Girl "Gone... source "What Have We Done to Each Other?" "Sugar Storm" "Empty Places" "With Suspicion" "Just Like You" "Appearances" "Clue One" "Clue Two" "Background Noise" "Procedural" "Something Disposable" "Like Home" "Empty Places (Reprise)" "The Way He Looks at Me" "Technically, Missing" "Secrets" "Perpetual" "Strange Activities" "Still Gone" "A Reflection" "Consummation" "Sugar Storm (Reprise)" "What Will We Do?" "At Risk" Bu şarkı listesine ek olarak, genişletilmiş bir "Gone Girl" film müziği versiyonu da mevcuttur. Bu versiyon, "Just Like You (Extended)", "Appearances (Extended)" ve "I Need to Be Punished" gibi ek parçalar ve alternatif versiyonlar içeriyor. “ 7 ” Genişletilmiş film müziğine erişmek için internet üzerinden arama yapabilir veya online müzik platformlarında arayabilirsiniz. The Girl with the Dragon Tattoo "Ejderha Dövmeli Kız" filminin müzikleri yine Trent Reznor ve Atticus Ross ikilisi tarafından bestelenmiştir. Albüm 9 Aralık 2011'de ABD'de The Null Corporation ve Kuzey Amerika dışında Mute Records aracılığıyla yayınlandı. “ 8 ” Albüm, Görsel Medya için En İyi Film Müziği dalında Grammy Ödülü'nü kazandı. “ 8 ” "Ejderha Dövmeli Kız" film müziği albümünde yer alan şarkılardan bazıları şunlardır: “ 8 ” "Immigrant Song" (Karen O ile) "She Reminds Me of You" "People Lie All the Time" "Pinned and Mounted" "Perihelion" "What If We Could?" "With the Flies" "Hidden in Snow" "A Thousand Details" "One Particular Moment" "I Can't Take It Anymore" "How Brittle the Bones" "Another Way of Caring" "A Viable Construct" "Revealed in the Thaw" "Millennia" "We Could Wait Forever" "Oraculum" "Great Bird of Prey" "The Heretics" "A Pair of Doves" "Infiltrator" "The Sound of Forgetting" "Of Secrets" Filmde kullanılan ancak film müziği albümünde yer almayan bazı şarkılar da vardır. Bu şarkılar arasında Khoma'dan "The Guillotine", Mel Tormé'den "The Christmas Waltz", Sir Edward Elgar'dan "Lux Aeterna", Ulver'dan "In the Red", Shena'dan "Electrosexual", Enya'dan "Orinoco Flow", How to Destroy Angels'dan "Is Your Love Strong Enough?" ve diğerleri bulunmaktadır. “ 9 ” Bu şarkılar, filmin farklı sahnelerinde atmosfer yaratmak ve karakterlerin duygusal durumlarını yansıtmak için kullanılmıştır. Örneğin, "Is Your Love Strong Enough?" şarkısı, filmin sonunda Lisbeth Salander'ın Mikael Blomkvist'e olan karmaşık duygularını ifade etmek için kullanılmıştır. Mank "Mank" filminin müzikleri de Trent Reznor ve Atticus Ross tarafından bestelenmiştir. Bu, Reznor ve Ross'un "Sosyal Ağ" (2010), "Ejderha Dövmeli Kız" (2011) ve "Kayıp Kız" (2014) filmlerinden sonra David Fincher ile dördüncü iş birliğidir. “ 2 ” Film müziği albümü 4 Aralık 2020'de The Null Corporation etiketiyle yayınlandı. “ 2 ” Reznor ve Ross, synth ağırlıklı stillerinin aksine, 1930'lar ve 40'lardan kalma döneme özgü enstrümanlar kullandılar. “ 2 ” Albüm, 1940'ların Orkestra, Big Band ve Foxtrot müziklerini anımsatan bir tarzda bestelenmiştir. “ 10 ” Albümün fiziksel versiyonu, deluxe bir kutuda 3xLP olarak basılmıştır. “ 10 ” "Mank" film müziği albümünde yer alan şarkılardan bazıları şunlardır: “ 2 ” "Welcome to Victorville" "Trapped!" "All This Time" "Enter Menace" "First Dictation" "A Fool's Paradise" "Once More Unto the Breach" "About Something" "Glendale Station" "What's at Stake?" "Every Thing You Do" "Cowboys and Indians" "Presumed Lost" "(If Only You Could) Save Me" "Means of Escape" "All This Time (A White Parasol)" "M.G.M." "A Respectable Bribe" "I, Governor of California" "A Leaden Silence" "San Simeon Waltz" "Time Running Out" "Mank-heim" "Lend Me a Buck?" "You Wanted to See Me?" "In Your Arms Again" "The Dark Night of the Soul" "Clouds Gather" "Way Back When" "An Idea Takes Hold" "Marion's Exit" "Absolution" "Scenes from Election Night" "Election Night-mare" "All This Time (Dance Interrupted)" "All This Time (Victorious)" "I'm Eve" "A Rare Bird" "Look at What We Did" "Menace Returns" "Forgive Me" "Final Regards" "Where Else Would I Be?" "The Organ Grinder" "All This Time (Not No More)" "Costume Party" "Dulcinea" "Shoot-out at the OK Corral" "The Organ Grinder's Monkey" "The Act of Purging Violence" "All This Time (Happily Ever After)" "A Rare Bird (Reprise)" Reznor ve Manson: Tanınırlık Farkı Reznor ve Manson'ın tanınırlığı arasındaki farkın altında yatan nedenler, müzikallerinin stillerindeki, imajlarındaki ve kariyer yollarındaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Manson, şok rock estetiği ve tartışmalı sözleriyle bilinçli olarak medyanın dikkatini çekmeyi başarmıştır. “ 1 ” Öte yandan, Reznor, müziğine odaklanmış ve daha içe dönük bir imaj sergilemiştir. Bu farklı yaklaşımlar, iki sanatçının kamuoyunda algılanışını ve tanınırlık düzeylerini etkilemiştir. Trent Reznor, müzik endüstrisinde önemli bir figür ve saygın bir sanatçıdır. Nine Inch Nails ile endüstriyel rock müziğine yaptığı katkılar ve David Fincher filmleri için bestelediği etkileyici film müzikleri ile tanınmaktadır. “ 1 ” Reznor'ın müzikal dehası ve yenilikçi yaklaşımı, onu müzik tarihinin en önemli figürlerinden biri yapmaktadır. Her ne kadar Marilyn Manson kadar geniş kitleler tarafından tanınmasa da, Reznor'ın müziği ve sanatsal mirası gelecek nesilleri etkilemeye devam edecektir. Reznor'ın müzik ve film endüstrilerindeki çalışmalarına nasıl devam edeceği merak konusu olmakla birlikte, gelecekte de yeni ve heyecan verici projelerle karşımıza çıkması beklenmektedir.

  • 2025'in En İyi Filmleri: Yeni Vizyon Filmleri, Süper Kahraman ve Aksiyon Bombası Yapımlar!

    2025 yılı sinemaseverler için adeta bir ziyafet şöleni olacak! Gişe rekorları kırmaya aday süper kahraman filmlerinden, usta yönetmenlerin merakla beklenen yapımlarına, animasyonlardan yerli yapımlara kadar dopdolu bir takvim bizleri bekliyor. Bu blog yazımızda, 2025'te vizyona girecek en heyecan verici filmleri tüm detayları ve önemleriyle birlikte inceleyeceğiz. Hazır olun, sinema keyfi doruklara çıkıyor! Görsel Şölen ve Büyük Bütçeli Yapımlar: Avatar 3 (Avatar: Fire and Ash):  James Cameron'ın Pandora evreninde geçen epik macerası devam ediyor. Görsel efektler ve sürükleyici hikayesiyle sinema tarihine bir kez daha damga vurması beklenen Avatar 3, 2025'in en çok konuşulacak filmlerinden biri olacak. (Tahmini Vizyon Tarihi: Aralık 2025) Jurassic World: Rebirth:  Dinozorların dünyasına geri dönüyoruz! Jurassic World serisine yeni bir soluk getirecek bu film, yepyeni karakterler ve heyecan dolu maceralar sunacak. (Tahmini Vizyon Tarihi: Belirsiz) Süper Kahramanlar Evreni Genişliyor: Superman:  DC Evreni'nin yeniden doğuşu! Yeni Superman filmi, süper kahraman mitosuna taze bir bakış açısı getirecek. Bu film, DC hayranları için kaçırılmaması gereken bir yapım. (Tahmini Vizyon Tarihi: Temmuz 2025) Fantastik Dörtlü:  Marvel Sinematik Evreni'nin merakla beklenen yeni üyesi! Fantastik Dörtlü'nün MCU'daki ilk macerası, süper kahraman sinemasında yeni bir sayfa açabilir. (Tahmini Vizyon Tarihi: Mayıs 2025) Kaptan Amerika: Cesur Yeni Dünya:  Sam Wilson'ın Kaptan Amerika olarak ilk solo filmi! Marvel evrenindeki dengeleri değiştirecek bu yapım, süper kahraman aksiyonunu sevenler için ideal. (Tahmini Vizyon Tarihi: Şubat 2025) Thunderbolts:  Kötü karakterlerden oluşan bir süper kahraman takımı! Marvel'ın farklı bir yaklaşım sunan bu filmi, sürprizlerle dolu olacak gibi görünüyor. (Tahmini Vizyon Tarihi: Temmuz 2025) Usta Yönetmenlerden Unutulmaz Yapımlar: Mickey 17:  Oscar ödüllü yönetmen Bong Joon-ho'nun (Parazit) yeni filmi! Bilim kurgu ve kara mizahı harmanlayan bu yapım, sinema dünyasında büyük yankı uyandıracak. (Tahmini Vizyon Tarihi: Mart 2025) Aksiyon ve Gerilim Tutkunlarına: Görevimiz Tehlike - Ölümcül Hesaplaşma İkinci Bölüm:  Tom Cruise'un ikonik serisi hız kesmiyor! Aksiyon sahneleri ve nefes kesen hikayesiyle bu film, yine büyük bir ilgi görecek. (Tahmini Vizyon Tarihi: Mayıs 2025) Animasyon ve Aile Filmleri: Kirpi Sonic 3:  Sevilen video oyunu karakteri Sonic'in sinemadaki maceraları devam ediyor! Ailece keyifli bir seyirlik arayanlar için ideal. (Tahmini Vizyon Tarihi: Aralık 2025) Yerli Sinemamızdan Seçkiler: Kardeş Takımı 2:  İlk filmin başarısının ardından gelen bu devam filmi, yerli komedi sevenleri güldürmeye geliyor. (Tahmini Vizyon Tarihi: Ocak 2025) Karantina:  Dram ve romantik türlerini harmanlayan bu yerli yapım, etkileyici bir hikaye anlatmayı hedefliyor. (Tahmini Vizyon Tarihi: Ocak 2025) Şampiyonlar:  Aile ve komedi türündeki bu film, geniş bir izleyici kitlesine hitap etmeyi amaçlıyor. (Tahmini Vizyon Tarihi: Ocak 2025)

  • Joker: Folie à Deux Gişede Çakıldı! DC Evreninde Yeni Bir Başarısızlık mı?

    "Joker: Folie à Deux"un gişe performansı beklentilerin çok altında kaldı. Öyle ki, DC evreninin en başarısız yapımları arasında sayılan 10 film bile "Joker 2"den daha fazla hasılat elde etmeyi başardı. "Joker: Folie à Deux", vizyona girdiği andan itibaren tartışmalara yol açtı. Beklentilerin aksine gişede büyük bir hayal kırıklığı yaratan film, kötü şöhretli 10 DC filminin bile gerisinde kaldı. Oysa 2019'da vizyona giren "Joker", tüm zamanların en çok hasılat yapan yetişkinlere yönelik filmi olarak rekorları altüst etmişti (bu rekor beş yıl sonra "Deadpool & Wolverine" tarafından kırılacaktı). "Joker: Folie à Deux" ise bu başarıyı yakalayamadı. İlk filmin bazı hayranları, Arthur Fleck'in hikayesinin bu şekilde sonlandırılmasından hoşlanmazken, bazıları da müzikal sahneleri ve filmin temposunu eleştirdi. Hasılatlar Sonuç olarak "Joker: Folie à Deux", en düşük puan alan DC filmleri arasında yerini aldı. Tabii ki 1997 yapımı "Steel" ve 2004 yapımı "Catwoman" gibi yapımların yanına yaklaşamadı. Bu filmler, hem eleştirmenlerden kötü not almış hem de gişede sınıfta kalmıştı ("Steel" 1.686.429 dolar, "Catwoman" ise 82.078.046 dolar hasılat elde edebilmişti). Ne yazık ki "Joker: Folie à Deux" için durum daha da vahim. Gişede daha düşük puan alan bazı DC filmleri bile ondan daha fazla hasılat elde etmeyi başardı. Joker, Folie à Deux, gişe, hasılat, başarısızlık, rekor, DC, filmler, evren, süper kahramanla r

  • 2024 Yılının En İyi Filmleri (IMDB Puanlarına Göre Sıralı)

    2024: Sinemanın Doruk Noktasına Ulaştığı Bir Yıl 2024 yılı, sinemaseverler için adeta bir şölen oldu. Gişe rekorları kıran dev yapımlar, bağımsız sinemanın özgün örnekleri, animasyon harikaları ve daha niceleri... Bu yıl, her zevke hitap eden bir film mutlaka vardı. Gelin, IMDB puanlarına göre sıralayarak, 2024 yılının en iyi filmlerine daha yakından bakalım: 1. Dune: Part Two (IMDB: 8.5) Denis Villeneuve'ün yönettiği bu epik bilim kurgu filmi, yılın en çok konuşulan yapımlarından biri oldu. Frank Herbert'ın kült romanının ikinci bölümünü beyaz perdeye taşıyan film, görsel efektleri, sürükleyici hikayesi ve güçlü oyuncu kadrosuyla (Timothée Chalamet, Zendaya, Rebecca Ferguson) izleyicileri büyüledi. Çöl gezegeni Arrakis'in mistik atmosferi, entrikalarla dolu siyasi oyunlar ve destansı savaş sahneleri, izleyicileri koltuğa mıhlayan bir deneyim sunuyor. 2. Spider-Man: Across the Spider-Verse (IMDB: 8.4) Animasyon dünyasının son yıllardaki en büyük başarılarından biri olan "Spider-Man: Into the Spider-Verse"ün devam filmi, yine beklentileri karşılamayı başardı. Miles Morales'in Örümcek Adam evreninde yaşadığı yeni maceraları anlatan film, çarpıcı animasyonları, yaratıcı hikaye anlatımı ve güçlü karakterleriyle hem çocukların hem de yetişkinlerin kalbini kazandı. 3. The Zone of Interest (IMDB: 7.8) Jonathan Glazer'in yönettiği bu tarihi drama, yılın en etkileyici ve düşündürücü filmlerinden biri. Auschwitz komutanı Rudolf Höss ve ailesinin, toplama kampının hemen yanında sıradan bir hayat yaşamaya çalışmalarını konu alan film, insan doğasının karanlık yüzüne ve kötülüğün sıradanlaşmasına dair rahatsız edici bir portre çiziyor. 4. Mission: Impossible - Dead Reckoning Part One (IMDB: 7.9) Tom Cruise, Ethan Hunt rolüyle yine sınırları zorluyor! Aksiyon sinemasının en sevilen serilerinden biri olan Mission: Impossible, bu filmle de nefes kesen bir maceraya imza atıyor. Dünyayı tehdit eden yeni bir silahı ele geçirmek için tehlikeli bir görev üstlenen Hunt ve IMF ekibi, izleyicilere yine aksiyon dolu anlar yaşatıyor. 5. John Wick: Chapter 4 (IMDB: 7.8) Keanu Reeves'in canlandırdığı efsanevi suikastçı John Wick, bu filmde de karşımıza çıkıyor. Yüksek Şura'dan kaçmak ve özgürlüğüne kavuşmak için yeni düşmanlarla mücadele eden Wick, dövüş sahneleri ve etkileyici aksiyon koreografisiyle yine göz dolduruyor. 6. Poor Things (IMDB: 7.7) Yorgos Lanthimos'un kendine özgü tarzıyla yönettiği bu fantastik film, yılın en sıra dışı yapımlarından biri. Genç bir kadının beyninin bebeğinin beyniyle değiştirilmesi sonucu yaşadığı deneyimi konu alan film, absürt komedi ve dramı harmanlayarak izleyicilere farklı bir sinema deneyimi sunuyor. 7. The Killer (IMDB: 7.3) David Fincher'ın usta yönetmenliğinde çekilen bu gerilim filmi, Michael Fassbender'ın etkileyici performansıyla dikkat çekiyor. Soğukkanlı bir suikastçıyı canlandıran Fassbender, karakterin iç dünyasını ve yaşadığı dönüşümü başarıyla yansıtıyor. 8. Barbie (IMDB: 7.1) Greta Gerwig'in yönettiği bu fantastik komedi, Barbie'nin gerçek dünyaya gelerek kendini keşfetme yolculuğunu eğlenceli bir dille anlatıyor. Margot Robbie'nin Barbie rolündeki performansı ve filmin feminist alt metni, izleyicilerden büyük beğeni topladı. 9. Asteroid City (IMDB: 7.1) Wes Anderson sinemasının tüm özelliklerini taşıyan bu film, 1955 yılında bir gökbilim yarışması için bir araya gelen bir grup öğrenci ve ebeveynin hikayesini konu alıyor. Anderson'ın kendine özgü mizah anlayışı, pastel tonlardaki renk paleti ve simetrik kadrajları, izleyicileri yine büyülemeyi başarıyor. 10. M3GAN (IMDB: 6.4) Yapay zekaya sahip bir oyuncak bebeğin kontrolden çıkmasını anlatan bu film, bilim kurgu ve korku türlerini bir araya getirerek izleyicilere gerilim dolu anlar yaşatıyor. M3GAN karakterinin ürkütücü tasarımı ve başarılı görsel efektler, filmin en dikkat çekici yanları arasında. 11. The Exorcist (IMDB: 6.0) Korku sinemasının kült filmlerinden biri olan "The Exorcist"in devamı niteliğindeki bu yapım, şeytani güçlerle mücadele eden bir ailenin hikayesini anlatıyor. Film, gerilim dolu sahneleri ve atmosferiyle izleyicileri korkutmayı başarıyor. 2024 Yılında Sinema Keyfi Bu listede yer alan filmler, 2024 yılının sinemasal zenginliğini gözler önüne seriyor. Her biri farklı bir deneyim sunan bu yapımlar, sinemaseverlere unutulmaz anlar yaşatacak. Siz de bu filmleri izleyerek, sinemanın büyülü dünyasına kendinizi kaptırabilirsiniz.

BEN İZLEDİM

Ben İzledim; Film, Dizi ve Belgeseller hakkında eleştiri ve tavsiye yazılarının yer aldığı bir medya ve eğlence platformudur.

TAKİPTE KALIN

ÖNCE SİZ OKUYUN

Üye olarak, yeni blog yazılarımızdan ve haberlerden ilk siz haberdar olun!

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz!

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • YouTube
  • TikTok

Copyright © 2022 www.benizledim.com

bottom of page