Yetişkinliğin eşiğinden: Son dönemden 10 coming-of-age filmi

— Kaynak: Bant Mag

Yetişkinliğe geçişin herkes için aynı yaşta, aynı biçimde ya da aynı deneyimlerle gerçekleştiğini söylemek zor.

Yetişkinliğe geçişin herkes için aynı yaşta, aynı biçimde ya da aynı deneyimlerle gerçekleştiğini söylemek zor. Bu dönemin sancılarını ve güzelliğini, bireyin büyürken kendini bulma mücadelesini anlatan son yılların kimi dikkat çekici filmlerine kayıtsız kalamadık ve 10 coming-of-age filmini bir araya getirdik: Kimlik ve aidiyet arayışını çarpıcı bir dille ele alan La Gradiva, Zeynep Dilan Süren’in belirsiz bir geleceğin çıkmazlarını hissettiren kısa filmi Büyük İstanbul Depresyonu, geçmişle bugün arasında aile kavramını bir yapboza dönüştüren Blue Heron ve daha nicesi. Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenler Haftası’nda Grand Prix’yi kazanarak ses getiren Fransız görüntü yönetmeni Marine Atlan’ın ilk uzun metrajı, üniversite yerleştirme sonuçlarını bekleyen bir grup lise öğrencisinin öğretmenleriyle birlikte çıktıkları Pompeii gezisini merkezine alıyor. Tarih sohbetleri, arkadaşlık ilişkileri ve gençler arasındaki gündelik diyaloglarla sıradan bir okul gezisi gibi başlayan film; belgeselvari gözlemci anlatımının da katkısıyla Pompeii’nin gölgesinde gençliğin sona erişini ve yetişkinliğe geçişin görünmez kırılmalarını sessiz ama etkileyici bir dille anlatıyor. İki buçuk saate yaklaşan süresi boyunca karakterlerinin yanında sabırla duran Atlan, büyümeyi tek bir büyük olay üzerinden değil; değişen dostluklar, kimlik arayışları, cinsellik, aşk, bastırılmış arzular ve artık eskisi gibi devam etmeyen hayatlar üzerinden ele alıyor. Cooper Raiff; üniversite dönemindeki gençlik bunalımlarını, mezuniyet sonrası yaşanan yönsüzlük hissini ve aile dramlarını kendine has sinema diliyle anlatmadaki başarısını kanıtlamış genç bir isim. Yönetip başrolünü Dakota Johnson ile paylaştığı bu filmi de geleceğine dair hiçbir planı olmayan yeni mezun baş karakterinin, genç bir anneyle kurduğu beklenmedik yakınlık üzerinden, yetişkinliğe geçiş sancılarını komediyle harmanlayarak ele alıyor. Tıpkı Cooper Raiff gibi yazıp yönettiği hikâyelerde başrolü de üstlenen bir başka genç sinemacı ise Kit Zauhar. Düşük bütçeli yapımlarla çalışmasına rağmen etkisi uzun süre hissedilen filmler ortaya koyan Zauhar, ilk uzun metrajı Actual People’da Asya kökenli Amerikalı bir üniversite öğrencisinin mezuniyet dönemine odaklanıyor. Dersler, ev arkadaşları, sağlık sorunları ve gelecek kaygısı gibi sıradan görünen ayrıntılar arasında sıkışan karakterini takip ederken, tüm bu deneyime yer yer hicivli bir bakışla yaklaşmayı da ihmal etmiyor. 78. Cannes Film Festivali’nde Nadia Melliti’ye En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandıran ve Queer Palm ile taçlanan film, Fransız-Cezayirli bir ailenin en küçük kızı olan 17 yaşındaki Fatima’nın kendi yolunu çizmeye çalıştığı bireysel özgürleşme hikâyesini konu ediyor. Fatima’nın yetişkinliğe adım atarken ailesinin gelenekleri ve inancıyla çatışmasına rağmen kimliğini, cinselliğini ve arzularını sahiplenme çabası filmin odak noktası. Günümüz Türkiye’sinde hayatlarını sürdürmeye çalışan ve kiralarını ödeyemedikleri evden atılmak üzere olan Aslı ve Murat’ın tüm bu sıkışmışlığa rağmen çözüm bulma mücadelesini anlatan film, İstanbul’un sanat camiasından yola çıkarak gençlerin iş dünyasında karşılaştığı baskıları, beklentilerle gerçekler arasındaki çatışmayı ve beraberinde gelen hayal kırıklıklarını gözler önüne seriyor. Manolya Maya ile Ekremcan Arslandağ’ın etkileyici performanslarıyla başrollerde yer aldığı İsimsiz Eserler Mezarlığı, gençlikten yetişkinliğe geçişin romantize edilmeyen yüzünü göstererek kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan gençlerin yaşadığı ekonomik ve duygusal sıkışmışlığa empatiyle yaklaşan, içten bir bakış sunuyor. Türkiye’de gençlerin üzerindeki çaresizlik hissini göz ardı etmeden anlatan örneklerden biri de Zeynep Dilan Süren’in yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği bu kısa film. Üniversiteden mezun olmanın yeni kapılar açacağına dair umudun yerini büyük kararların ve bağımsız bir hayat kurmanın zorluklarına bıraktığı hikâye, Didem (Nazlı Bulum) ve Ayşe’nin (Kübra Balcan) geçim sıkıntısıyla birlikte İstanbul’un boğucu atmosferinde giderek büyüyen bir sıkışmışlık portresine dönüşüyor. Miss Stevens ile dikkat çekici bir çıkış yapan yönetmen Julia Hart’ın yeni filmi, her ne kadar seyirci dostu yapısı nedeniyle duygusal açıdan beklenen derinliğe ulaşamasa da merkezine aldığı genç karakterin yaşadıklarını dürüst bir yerden ele alıyor. Yetişkin olmanın zorluklarından çok bu eşiğe yaklaşmanın yarattığı kaygılara odaklanan hikâye; aile sorunları, okul tiyatrosundaki büyük rolüne hazırlanma süreci ve kendi benliğiyle yüzleşmeye çalışan bir gencin iç dünyasını takip ediyor. Brezilya’nın küçük bir sahil kasabasında yaşayan 11 yaşındaki Gugu, futbolcu olma hayalleri kuran kuir bir çocuk. Ancak hayatı, Alzheimer hastası büyükannesinin yaklaşan vedasıyla değişiyor. Onu olduğu gibi kabul etmeyen babası ve kendisini belirli kalıplara uymaya zorlayan çevresi, Gugu’nun hayallerini ve kimliğini sınayan engeller olarak karşısına çıkıyor. Film, bir çocuğun hem kendi cinsel kimliğini keşfetme hem de hayallerinin peşinden gitme isteğini, kendisi olarak ait olmak istediği yerde var olabilme mücadelesini içten ve dokunaklı bir dille anlatıyor. Büyümenin bazen çok erken yaşlarda verilen cesur mücadelelerde saklı olduğunu hatırlatan bir hikâye. Mezuniyetin eşiğindeki Danielle’in kariyerine, ilişkilerine ve kimliğine dair yaşadığı belirsizlikleri tek bir günün kaotik atmosferine sığdıran film, yetişkinliğe geçiş sürecinin duygusal yükünden çok bunun fiziksel bir dışavurumuna odaklanıyor. Biseksüel bir Yahudi kadının genç yaşta sosyal çevresinin beklentileri arasında sıkışmasını neredeyse tek mekânda tasvir eden yönetmen Emma Seligman, bu gerilimi, kariyerinin henüz başında olan Rachel Sennott’un çarpıcı performansıyla daha da görünür kılıyor. Listeyi, bu türe en kişisel hikâyelerden birini katan Blue Heron ile kapatıyoruz. Yönetmen Sophy Romvari’nin çocukluk anılarından yola çıkarak ortaya koyduğu bu yarı otobiyografik film, 90’ların sonunda Macar göçmeni bir ailenin Kanada’da kurmaya çalıştığı hayata odaklanıyor. Sorunlu bir abinin gölgesinde giderek karmaşıklaşan aile ilişkilerini önce küçük kız kardeşin gözünden takip eden film, yıllar sonra bu kez büyümüş hâliyle geçmişine dönüp ailesinin yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışan bir kadının hafızasına uzanıyor. Çocuklukta anlam veremediğimiz aile meselelerinin yıllar sonra bambaşka bir anlam kazanması, yetişkinliğin en hüzünlü taraflarından birine yaklaştırıyor.