Yerleşik hiyerarşileri kırmak: Sarathy Korwar ile konuştuk
— Kaynak: Bant Mag
36. Akbank Caz Festivali konuklarından Sarathy Korwar ile son albümü "There Is Beauty, There Already", drum ensemble projesi ve Londra sahnesi üzerine.
ABD’de doğup Hindistan’da büyüyen, uzun süredir Londra’da yaşayan Sarathy Korwar; cazı, Güney Asya müzik geleneklerini, elektronik sesleri ve doğaçlamayı yan yana getiren bir davulcu, perküsyoncu, besteci ve prodüktör. Bugüne dek İstanbul’da çalmamış olması şaşırtıcı. Neyse ki bu bekleyiş 36. Akbank Caz Festivali ile sona eriyor. Korwar, İstanbul’daki ilk konserine son albümü There Is Beauty, There Already’nin kayıtlarında bir araya getirdiği drum ensemble ile çıkacak. 29 Eylül’de Salon İKSV’de gerçekleşecek konser öncesinde Korwar’la Londra’daki müzik sahnesine dair deneyimlerini, bir perküsyon topluluğuyla çalışmayı ve kayıtta başlayan fikirlerin sahnede nasıl şekillendiğini konuştuk. Ardından Day to Day’den There Is Beauty, There Already’ye uzanan diskografisinin farklı duraklarından seçtiğimiz beş parçayı masaya yatırdık. There Is Beauty, There Already albümünün yayımlanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti ve arada birçok konser verdiniz. Şu anda kendini nasıl hissediyorsun? Gayet iyiyim. Londra’da yazın sonuna geldik; sıcaklığın son demlerini yaşıyoruz. Biz de mümkün olduğunca buna tutunmaya çalışıyoruz. Albüm kasımda çıktığından beri ağırlıklı olarak drum ensemble ile turnedeyiz ve çok eğlenceli geçiyor. Açıkçası bunlar, uzun zamandır verdiğim en keyifli konserler olabilir; çünkü başka perküsyoncular ve davulcularla çalıyorum. Bu, pek sık yapma fırsatı bulabildiğim bir şey değil. Dolayısıyla müthişti ve bizi harika yerlere de götürdü. İstanbul’a da ilk kez geleceğim. Sabırsızlıkla bekliyorum; uzun zamandır gerçekleşmesini arzuladığım bir şeydi. Albüm ve konserler hakkında sorularım olacak ama müziğini düşündüğümde aklıma gelen bir kavramla, “akışkanlık”la başlayalım. Ben müziğini doğrudan bu kelimeyle ilişkilendiriyorum. Bu özellik, farklı coğrafyalar ve kültürler arasında şekillenen kişisel deneyimlerinle ne ölçüde ilişkili? Bu çok hoş bir ifade. Müziğim hakkında “akışkan” dendiğini pek duymadım. Ama haklısın; her şeyi açık tutmayı seviyorum. Her zaman içinde bulunduğum duruma uyum sağlamaktan hoşlanıyorum. Bu bazen perküsyoncularla çalmak, bazen yeni bir şehre taşınmak, bazen de Londra’da veya Hint müziği, caz, elektronik ve avangart gibi beni etkileyen unsurlar arasında yolumu bulmak anlamına gelebilir. Bir bakıma her şeyin sürekli hareket hâlinde olduğunu görebiliyorum. Albümlerimin birbirine çok benzemediğini düşünmek hoşuma gidiyor. Sürekli yeni şeyler yapıyorum. Bir grubun parçasıysanız bazen birbirine benzeyen müzikler üretmeye başlayabiliyorsunuz. Benim içinse süreç çok doğal ilerledi. “Tamam, şimdi bununla ilgileniyorum; bunu araştırmayı deneyeceğim.” diyebiliyorum. Sonrasında da muhtemelen beni başka bir yere götüreceğini biliyorum. Müziğimi uzun zamandır takip eden biri için bile bunun güzel bir yolculuk olmasını, “Tamam, şimdi de buraya geldi” diyebilmesini umuyorum. Evet, müziğini uzun zamandır uzaktan takip eden biri olarak benim deneyimim tam olarak böyle. Yine uzaktan bakınca “Londra sahnesi”, çok canlı ve birbirine bağlı görünüyor. Sen bunu nasıl deneyimliyorsun? Kendini hâlâ o sahnenin bir parçası ya da şu anda onu yeniden şekillendiren biri olarak görüyor musun? Açıkçası COVID öncesinde kendimi o sahneye çok daha bağlı hissediyordum. O zamanlar çok daha gençtim ve yaptığım müzik de Londra caz soundundan daha fazla etkileniyordu. Sanırım son iki albümümde, yani KALAK ve There Is Beauty, There Already’de, bu sahnenin biraz daha dışında kendime ait farklı bir yol bulmaya başladım. Bu da çok doğal gelişti. Belirli bir sound ve spesifik bir topluluk biçimini araştırmak istedim. Bunun yaş almakla ve kendini bir şeylerden kopuk hissetmekle ilgisi var mı, bilmiyorum. En azından şu anda kendimi herhangi bir sahneye pek bağlı hissetmiyorum. Elbette Londra’nın dört bir yanında çalan müzisyen arkadaşlarım var ama aynı zamanda bana ait bir şey inşa ettiğimi de kuvvetle hissediyorum. There Is Beauty, There Already hem içeriği hem ismiyle bir sonuç bildirmekten çok ortaya bir fikir atıyor. Başlıktaki “already” (zaten, çoktan) sözcüğüyle hangi düşünceyi sorgulamak istedin? Sanırım güzelliği çok büyük şeylerde aramayı bırakmamız gerektiğini söylemek istedim. Zaten var olan güzelliği kanıksadığımızı hatırlamalı ve onu bildiğimiz yerlerde bulmalıyız. “Already” şunu söylüyor: “Ah, evet, zaten orada. Elimde, masada, nesnelerin içinde.” Onu bulmak için uzağa bakmamız gerekmiyor. Bu cümlenin akışı da hoşuma gitti: “There is beauty there already.” Neredeyse üç heceli gruplar gibi: “There is / da da da / da da.” Bunu sevdim. Hindistan’dan bir arkadaşım da “Aslında çok Hintçe gibi tınlıyor; bir Hintlinin İngilizce söyleyeceği türden bir cümle” dedi. Bunu yaptığımın farkında bile değildim. Cümleyi bu şekilde ritmik gruplara ayırmak tam bir davulcu refleksi. Albümü bildiğim kadarıyla dört günde kaydettiniz. Önceden hazırlanmış herhangi bir şey var mıydı yoksa her şey stüdyoda mı şekillendi? Önceden hazırlanmış hiçbir şey yoktu. Başlangıçta bir albümün temelini attığımızı düşünüyordum. Yanıma üç davulcu daha alıp dört gün boyunca çalacağımızı, bunun da başka bir şeyin zeminini oluşturacağını sanıyordum. Ama dördüncü gün, “Bu neredeyse kendi başına bir albüm gibi duyuluyor. Başka bir şeyin girişi mi, yoksa zaten kendi başına bir şey mi, bilmiyorum.” dedim. Bir bakıma aynı süreç albümün adını düşünmemi de sağladı: “Ah, burada zaten güzellik var. Kaydettiğimiz bu şeyin içinde.” Kafamda bunu büyütmeye; saksafon gibi melodik unsurlar eklemeye gerek yoktu. Dinledikçe cesur davranmam gerektiğini düşündüm: “Evet, bu gerçekten bir perküsyon albümü. Neden olmasın?” Dört davulcuyu bir araya getirmiş olmam zaten benim için bir şey ifade etmeliydi. “Bunu neden yaptım, neden böyle bir karar aldım?” diye kendimi sorguladım. Bu nedenle, politik açıdan başka şeyler söyleyen ve türlü konuya odaklanan albümler yapmış olsam da bunun bugüne kadarki en alışılmadık albümüm olabileceğini düşünüyorum. Bir perküsyon topluluğu kurmak, ritim ile melodi arasındaki hiyerarşiyi kırmak, gerçek bir grup lideri olmadan hep birlikte çalmak… Son derece kolektif bir müzik yapma deneyimi. Söylediğim gibi canlı performans da bunun vücut bulmuş hâli. Bu yüzden çok eğlenceli. Farklı davullar ve rezonansı yüksek vurmalı çalgılarla çalışmak, akort meselesine yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi? Farklı metotlar denediniz mi? Pek sayılmaz. Melodi ve ritim açısından çok fazla şey düşünmemeye çalıştık. Yalnızca seslere odaklanıyorduk. Sanırım bu da dizi ve akort fikrini bir bakıma şekillendirdi: Bunları düşünmeyecek, sadece çalacaktık. Zamanla tekrar edilmeye değer hissettiren bazı cümleler ortaya çıktı. Albümdeki melodik motiflerden bazılarını böyle bulduk. Odadaki diğer müzisyenlere söylediğim tek şey şuydu: “Sürekli tekrar edelim. Aynı şeyi sıkıntıdan patlayana kadar çalın, sonra da çalmaya devam edin.” Çünkü ne çaldığımızı düşünmeyi bırakmamızı ve değişim zamanına bedenlerimizin karar vermesini istiyordum. Albümün tamamını 40 dakikalık tek bir parça olarak kaydettik. Sanırım 40’ar dakikalık üç ya da dört kayıt aldık. Albümün kendisine dönüşen sanırım birinci veya üçüncü kayıt oldu. Daha sonra kendi stüdyomda bazı küçük eklemeler yaptım ama albümün büyük kısmı bu kayıttan oluşuyor. Sanırım bu, canlı deneyime de ayrı bir nüans katıyor. Bu grupla çalmak, stüdyoda bir araya getirdiğiniz malzemeyi sahneye taşımak ve seyirci önünde icra etmek, müziğin içinde yeni ihtimaller keşfetmeni sağladı mı? Kesinlikle ve her zaman. Canlı çalmanın hem zorluğu hem de keyfi bu. Stüdyoda olsan yapmayacağın şeyleri yapmanı mümkün kılıyor. Küçük şeylerden söz ediyorum. Son konserimde çalarken mikrofona bir şeyler söylemeye başladım ve “Vay canına” diye düşündüm. Konserden sonra eşime “Bunu duydun mu?” diye sordum. O da “Evet, bunu daha önce yaptığını hiç duymamıştım” dedi. Ben de “Ben de yapmamıştım. O an buna ihtiyaç vardı” dedim. O anda bu benden çıktı ama stüdyoda böyle bir şey asla gerçekleşmezdi. Dinleyicinin yarattığı baskı bana “Burada bir şey olması gerekiyor. Bu ne olabilir? İnsan sesi