Yeniden sahnede: 2026'nın geri dönüş temalı 5 müzik belgeseli
— Kaynak: Bant Mag
2026 yılının öne çıkan müzik belgeselleri rehberimize farklı geri dönüş hikâyelerini konu eden beş filmle başlıyoruz.
2026 yılının öne çıkan müzik belgeselleri rehberimize prömiyerini Sundance, Venedik gibi film festivallerinde yapmış ya da dijital platformlarda yerini almış ve farklı geri dönüş hikâyelerini konu eden beş filmle başlıyoruz. Listenin devamında ise aynı geri dönüş temasını takip eden, geçmiş yıllardan iz bırakmış belgesel önerilerimizi bulacaksınız. Pulp’ın 1990’larda “Help the Aged” ve “A Little Soul” kliplerini çeken ve Sing, The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy filmleriyle tanıdığımız yönetmen Garth Jennings, bu kez grubun 24 yıl aradan sonra gelen ilk albümü More’un turnesi şerefine 2025 yazında Londra O2 Arena’da verdiği iki sold-out konseri takip ediyor. Klasik röportaj formatından bilinçli olarak kaçınan filmin anlatımını Jarvis Cocker üstlenirken, grubun kariyerinden 20 parçaya Pulp üyelerinin evlerinden toplanan kişisel kayıtlar ve BBC arşivinden derlenen görüntüler eşlik ediyor. Cocker’ın bir kültürün özenle saklanan sanat eserlerinden ziyade gözden çıkarılan ve çöpe atılan eşyaları üzerinden çok daha iyi anlaşılabileceğine dair yaklaşımına göz kırpılıyor; grubun 1990’lar pop kültürü üzerindeki etkisinin izi sürülüyor. 2023’te hayatını kaybeden basçı Steve Mackey de akustik bir “Something Changed” performansıyla anılıyor. Pulp: What Do You Do for an Encore?, 26 Eylül 2026 itibariyle MUBI Türkiye’de izlenebilir. Courtney Love’ın 2019’da Londra’ya taşınmasından bu yana geçirdiği süreci, ayıklığını ve on yıl aradan sonra yeni kaydettiği müziği merkeze alan Antiheroine, Love’ın başkalarının bakışından anlatıldığı Kurt Cobain: Montage of Heck gibi yapımların aksine, sözü doğrudan kendisine bırakarak bir oh dedirtiyor. Sundancei prömiyerinin ardından gündemleşen film, Courtney Love’ın varoluşunu, bağımsız gücünü, hırslarını ve yaratıcı enerjisini sahiplenen tavrıyla öne çıkıyor; filtresiz ve hakikat odaklı yaklaşımıyla rock müzik ve pop kültürü üzerindeki gerçek tesirinin de hakkını vermeyi amaçlıyor. Antiheroine’in yapım ekibinin dümeninde, önceki işleri arasında Pamela: A Love Story de bulunan Julia Nottingham yer alıyor. Geri dönüş temalı belgeseller gündemini en çok meşgul eden isimler arasında elbette Oasis de var. Peaky Blinders yaratıcısı Steven Knight’ın kalemiyle şekillenen Oasis: Don’t Look Back in Anger, Liam ve Noel Gallagher’ın uzun yıllardır devam eden küskünlüklerini sonlandıran Oasis Live ‘25 turnesini ve seneler sonra yan yana geldikleri ilk röportajı içeriyor. Filmin bugüne kadar en çok konuşulan detayı da zaten bu oldu. Nitekim LCD Soundsystem’in veda konserini konu eden Shut Up and Play the Hits‘te (2012) de imzası bulunan yönetmen ikilisi Will Lovelace ile Dylan Southern da grubun 2025 turnesini kavgalarının değil; barışmalarının ekseninde anlatmak istemiş. Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan film, kardeşler arası husumete dair beklenen dramayı sunmadığı için eleştiri alsa da belki çoğu izleyicinin beklentisi tam da sahip olduğu bu olumlu yaklaşımdır. BTS elemanlarının sahnelere dönüşüyse, sırayla tamamladıkları zorlunlu askerlik görevinin ardından yaşanıyor. Belgesel, Los Angeles’ta yeniden bir araya gelen ekibin beşinci albümleri Arirang’ı kaydetme ve Seul’deki konserlerine hazırlanma sürecini takip ediyor. Anlatıya K-pop’un zirvesindeyken verilen bu aranın ve ardından geri dönmenin yaşattığı farklı duygular eşlik ediyor. Bir de yönetmen Bao Nguyen, BTS’in yedi üyesinin her birine kendi kamerasını verme kararını uyguluyor ve onların çektikleri görüntüleri de filme dâhil ediyor. Yani 93 dakikalık bu filmin 40 terabaytı aşan ham malzemeden kurgulandığını ve bu fikrin ardında grup elemanlarının bireysel olarak birbirinden ne kadar farklı olduğunu gösterme motivasyonu olduğunu öğreniyoruz. BTS: The Return, Netflix üzerinden izlenebiliyor. Geri dönüşüyle 2026 belgesellerine damga vuran Sheffieldlı tek ikonik ekip Pulp değil; The Human League üyeleri tarafından kurulan öncü synth-pop grubu Heaven 17 de Sheffield müzik mirasının önemli temsilcileri arasında. Bu belgesel de 50 yaşına merdiven dayamış grubun belki de gerçekleştireceği son büyük turneyi belgeliyor. Ama bununla kaldığını söylemek haksızlık olur. BAFTA ödüllü ve Britanya televizyonunun son dönemdeki en sevilen işleri arasında yerini almış Broadchurch’ün yönetmeni olarak tanıdığımız James Strong, bir Sheffield pub’ında kurduğu kamerasıyla tarihî bir âna da eşlik ediyor. Heaven 17 kurucusu Martyn Ware, 30 küsur yıldır konuşmadığı (The Human League’deki) eski grup arkadaşı Philip Oakey’le ilk kez aynı masada buluşuyor ve eski kırgınlıklar çözüme kavuşuyor; hatta yeniden beraber şarkı yazma noktasına bile geliniyor. Heaven 17: The Last Temptation anlatı tercihleri bakımından sıradan bir belgesele benziyor ama Heaven 17’e ve döneme ilgi duyanlara sıkı bir hikâye vadediyor gibi görünüyor. Bu defa saklı kalmış bir plağın; 1970 tarihli Just Another Diamond Day albümünün 30 yıl kadar gecikmiş rövanşı merkezde. Vashti Bunyan’ın müziğiyle anlattığı hikâyesi her anlamda dopdolu ve ilham verici. 1970’ler Detroit’inin öncü punk grubu Death’in hikâyesi, grubun kurulduğu dönemde yaşadıkları mekânları ve hayatlarına işlemiş farklı kişileri konu etmesiyle de oldukça etkileyici bir seyirlik. Pulp’ın 2012’de Sheffield’da verdiği veda niteliğindeki ev sahibi konserindeyiz bu defa. Kronolojik bir anlatı yerine şehrin ve hayranların gündeliğine baktığı için de ilgi çekici. Nesnel değil; fazlaca öznel bir belgesel. Daha doğrusu, Shane Meadows’un yazdığı bir nevi hayran mektubu. Yönetmen, en sevdiği grup olan The Stone Roses’ın 16 yıl aradan sonra 2012’de yeniden bir araya gelişini takip ediyor. Pankreas kanseri teşhisinin ardından sahnelere dönmeye hazırlanan Sharon Jones’u takip ediyoruz. Barbara Kopple imzalı belgesel; Jones’un müziğe tutunma inadını ve grubu The Dap-Kings’le arasındaki bağı duygusal sömürüye kaçmadan aktarıyor.