Yaşa Takılanlar: The Strokes - Is This It?

— Kaynak: Bant Mag

"Barely Legal", "Someday", "Last Nite"... The Strokes diskografisinin ilk albümü Is This It? artık tam 25 yaşında.

The Strokes diskografisinin ilk albümü Is This It? artık tam 25 yaşında. İlk dinleyişten bu yana neler değişmiş? Şarkıların arasına neler sızmış? Yaşa takılanlar açtı ve yeniden dinledi. O dönem Radiohead Kid A ile rock’n’roll’un koçbaşı unvanından feragat etmişti; Travis ve Nu-Metal arasında, bir boşluktaydık, diyebiliriz sanırım. Britpop’un, grunge’ın artık tekrara girdiği zamanlar. Hem The Strokes hem de o dönem ilk işlerini yayınlayan The White Stripes ve Interpol gibi gruplar minimal ve yükseltici soundlarıyla kendi adıma aradığım tadı veriyordu. The White Stripes tabii daha taze bir konseptti ve onlar başka bir yazının konusu. The Strokes aslen kendinden önceki garage rock ve The Velvet Underground sounduna çok da bir şey katmıyordu. Zaten genelde yaptıkları türle ilgili olarak garage rock revival, post-punk revival gibi terimler kullanılması da aslında bir “yeniden canlandırma” işi yaptıklarını da söylüyor. Ama “Barely Legal”, “Trying Your Luck” gibi besteler gayet akılda kalıcı; math rock sıkılığında çalımlar, paketleme güzeldi. İlk dinleyişte hissettirdikleri vs bugün hissettirdikleri Bu sene mühim festivallerde, hem Coachella’da* hem Bonnaroo’da isimleri afişte en büyük yazılanlardan olarak 25 yıl sonra bile bir manaları olduklarını kanıtladılar. O zamanlar her ne kadar elektronik müzik sayesinde vizyonu gelişmiş, üzerinden 90’lar geçmiş bir kitle olsak da bu tarz bir “revival”a da açtık gibi. Çok da tecrübeli olmamasına rağmen grubun enerjisini kayda aktarmayı başaran Gordon Raphael’in minimal prodüksiyonu da ve aynı minimallikteki imajlarının zamanı da doğruydu. Rock’n’roll’un kimyasında da olan, aşinalık beslediğimiz bir umursamazlık hissi belki de. Kayıtlar sırasında grubun plak şirketinden bir yetkilinin Raphael’e “her şeyin kötü ve profesyonellikten uzak tınladığını ve Julian’ın vokalini mahvederek grubun bir kariyer sahibi olma şansını engellediğini” söylemesi de ibret almak için burada dursun! Açıkçası bu albümden sonraki her işleri belli bir arayışın ve bulamayışın ürünleri gibi gelmekte bana. Evet “Reptilia” gibi, “Heart in a Cage” gibi hoş şarkıları vardı, sonrasında pop soundundan elementleri müziklerine eklemeye çalışarak cesaret de gösterdiler ama gruptan yaratıcılık konusunda çok fazlasını alamadık bu kadar sürede. Bugünlerde yayımlanan yeni işlerini de buna dâhil ediyorum maalesef**. Şimdiden bakınca albümün adı farklı da bir anlam kazanıyor gibi. “Bu kadar mı?” Belki de o kadardı aslında. Belki de hikâyenin önemli bir kısmı, doğru zamanda doğru yerde olmakla ilgiliydi. Julian Casablancas sonrasında Daft Punk ile yaptığı “Instant Crush” ile The Strokes kariyerinden çok daha popüler bir şarkı sahibi oldu. Özellikle baba tarafından problemli bir aile geçmişi olan Casablancas’ın bu hikâyelerini deşmeyi okuyucuya bırakıp Vinyl isimli diziyi analım. 2016’da tek sezon yayımlanan, Martin Scorsese’nin yapımcılığında 70’lerin ABD müzik dünyasını ele alan dizi 100 milyon dolarlık bütçesinin altında ezilse ve hakikaten sıkıntılı castinglere sahip olsa da iyi andığım bir yapım. Casablancas da orada çok sağlam bir Lou Reed vokali taklidiyle “Venus in Furs” söyler. *Bu performans sırasında ABD’nin emperyal yaklaşımlarına ve Gazze’de, İran’da yaşananlara verdikleri tepki önemliydi. **Albüm ile ilgili daha ayrıntılı bir inceleme için Elif Öz’ün yazısına buyurun.