Yaşa Takılanlar: System of a Down - Toxicity

— Kaynak: Bant Mag

Bir kuşağın müzikle kurduğu ilişkiyi tanımlayan System of a Down albümü Toxicity,  artık tam 25 yaşında.

Bir kuşağın müzikle kurduğu ilişkiyi tanımlayan System of a Down albümü Toxicity, artık tam 25 yaşında. İlk dinleyişten bu yana neler değişmiş? Şarkıların arasına neler sızmış? Yaşa Takılanlar açtı ve yeniden dinledi. Öyle bir albüm düşünün ki daha giriş parçası olan “Prison Song”da kitleleri birkaç saniye sonra yaşanacakları tahmin ederek hazır ola geçirsin. Peşi sıra gelen dört parçada sizi bir nevi oradan oraya çarpsın, silkelesin ve az biraz kendinize getirsin. Bu noktada tam bir şeyleri anlamaya başladığınızı, riffleri özümsediğinizi, Serj’in inanılmaz ve çizgi dışı vokallerine alıştığınızı sanarken “Chop Suey” ile beyninizden vurulmuşa döndürsün. Evet, bu noktaya kadar gelebildiyseniz aslında yolun hâlâ başındasınız; çünkü “Chop Suey” gibi sadece nu metal janrı için değil; müzik dünyası adına yapılmış en çılgın parçalardan birini dinledikten sonra bile Toxicity size benzersiz parçalar sunmaya devam edecek. “Forest” ile birey – toplum kavramlarını sorgulatacak, ardından “ATWA” ile sekiz parçadır beklediğiniz o sakinleşme ihtiyacını bir kuple de olsa size tattıracak (sadece bir süreliğine) ancak tempoyu asla ve asla düşürmeyecek. Eğer “ATWA” sonrası gelen parçalardan ve aralarında albüme ismini veren “Toxicity”den de sağ çıkabilirseniz, en sonunda “Aerials” ile 40 dakikadır beklediğiniz huzuru bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Finalde ise sizi Ermenicede “Tanrım, merhamet et” anlamına gelen “Der Voghormia” ile uğurluyor olacak. İlk dinleyişte hissettirdikleri vs bugün hissettirdikleri Toxicity albümünü lise yıllarımın başında ilk kez baştan sona dinlediğimde aklımda tek bir düşünce oluştu: “Bu bir albüm değil; bir deneyim. Sıra dışı bir deneyim.” Nu metal türünü bana tanıtan grup System of a Down değildi belki, ancak bu grup ve özellikle de bu albüm, janrın derinliklerini ve özgünlüğünü ciddi bir biçimde anlamamı sağladı. “Chop Suey” hayatımda tekrar tekrar çaldığım parçalar arasında muhtemelen hâlâ ilk 10’dadır. Üniversite sınavına hazırlanırken yine bu albümdeki “Psycho” sanırım her gün birkaç kez dinlediğim, solosunda huzurlandığım bir parça oldu. Toxicity, beni sevdiğim bir müzik grubunun parçalarını karışık bir biçimde dinlemekten baştan aşağı bir albümü deneyimlemeye yöneltti. Bu albümü ilk dinlediğim yıllarda saf enerjisine kapılıyor, yalnızca deşarj olmaya odaklanıyordum. Aradan geçen 25 yılda Serj ve Daron’ın benzersiz yorumlarının ilk anda gölgede bırakabildiği sözlerin, bugünün dünya düzeni hakkında ne kadar anlamlı şeyler söylediğini fark ettim. Albüm 4 Eylül 2001’de piyasaya sürüldü. Tam bir hafta sonra, ABD’de 11 Eylül saldırıları gerçekleşti. Saldırıların yaşandığı gün, albümün Billboard 200 listesinde 1 numaraya yükseldiği haberi geldi. Grup üyeleri, tüm ülkenin yasta olduğu o gün bu büyük başarıya sevinip sevinmeyeceklerini bilemediklerini ve büyük bir suçluluk hissettiklerini anlatır. Bir diğer az bilinen gerçek ise Serj’in “Chop Suey”nin sözlerini yazarken yaşadığı tıkanma ve Rick Rubin’in ona önerdiği yöntem: