Yaşa Takılanlar: Guns N’ Roses - Use Your Illusion I & II
— Kaynak: Bant Mag
Yeteneklerinin zirvesindeki müzisyenlerin birbirlerine nazire yapmasıyla ortaya çıkan Use Your Illusion I & II, artık 35 yaşında.
Guns N’ Roses’ın hard rock köklerinden taşarak uzun soluklu şarkılara açıldığı, grubun bütün ihtişamını ve aşırılıklarını iki albüme yayan Use Your Illusion I & II, artık 35 yaşında. İlk dinleyişten bu yana neler değişmiş? Şarkıların arasına neler sızmış? Yaşa Takılanlar açtı ve yeniden dinledi. İlk albümünüz 30 milyon fazla satışıyla tarihin en çok satan debut albümü olmuştur. Hani ikinci albüm sendromu derler ya, bundan âlâsı olmasa gerek. İlkinden sonra; 20 yaşında beş parasız Indiana’dan LA’e göç ettikten beş yıl sonra dünya çapında üne kavuşan vokalistiniz güç ve ego zehirlenmesi* yaşamaya başlamış, gitarist ve davulcunuz eroin bağımlısı olmuş, basçınız günde 3 litre votka içer vaziyetteyken büyük ihtimalle grubun yarısının cenazesini kaldırmamız veya hayal kırıklığı yaratan bir devam albümü duymamız gerekiyordu. Öyle olmadı. Rock müziğin dominasyon olarak zirvesini gördüğü 1991 sonbaharında çıkan her albümle çekişecek kalitede bir çalışma çıktı ortaya. İlk dinleyişte hissettirdikleri vs. bugün hissettirdikleri Grubun etrafındaki bütün gürültüyü temizleyip sadece müziği bırakırsak, azılı bir hayran olarak diye de ilave edeyim, grubun darmadağın hâlde kaydettiği Use Your Illusion albümlerini Appetite for Destruction’dan daha çok severim. Özellikle çeşitliliğini ve zamana dayanabilmiş modernliğini. Aslında böyle olmaması lazım. Appetite çok daha ham ve grubun ortak enerjisini çok daha iyi yansıtan bir albümdür aslında. Ama tek düzedir; biraz da ergendir. Use Your Illusion’larda homojen bir grubun, ilk albümdeki gibi “bu yola baş koymuş yoldaşların” değil; yeteneklerinin zirvelerinde müzisyenlerin birbirlerine nazire yapmasıyla ortaya çıkmış bir iştir.** Ayrıca grubun, o dönem benzer başarılara ulaşmış rock gruplarının kendi türlerinin cenderesinde sıkıştığını da düşünürsek, her türe ele atabilen benzersiz vizyonunun da kanıtıdır. Axl’ın Elton John / Bernie Taupin sevgisinin de sonucu olarak piyanosuyla ortaya çıkardıkları “November Rain” ya da “Don’t Cry” gibi baladlar en çok bilinen şarkılar olsa da kanımca asıl cevherler prog-rock “Locomotive”***, Pink Floydyen teatralliğiyle “Coma”, southern havalı “Breakdown”, klasik rock “Civil War”, punk “Right Next Door To Hell” ve birer Bob Dylan ve Paul McCartney coverı, daha da sayarım, bu çeşitliliğe en güzel örnekler. Beş oktava yakın vokalini tüm limitleriyle kullanan, yer yer de âdeta bir MC edasıyla sözlerini çığıran Axl Rose ile şahane riffleri, üst düzey wah wah kontrolü ve işçiliğiyle Slash’in zirvelerine tanık olmak da eşsiz bir deneyimdi tıfıl ben için. Hâlâ da aynı keyfi alıyorum. Çok iyi bir davulcu olduğunu düşündüğüm Steven Adler’ın ilk albümden sonra eroin bağımlılığına yenik düşmesi ve gruptan atılması ise ayrı bir ukdedir. Son derece profesyonel ama bir o kadar makine-vari ve gürbüz tuşeli çalımıyla Matt Sorum bu iki albümün esnekliğini yitirmesine yol açar. Adler’ın o rahat hatta funky diyebileceğimiz yaklaşımı olayı çok daha farklı yerlere çekebilirdi. Şimdiden bakınca o yüksek bütçeli, kısa film tadındaki “November Rain” ve “Estranged” videoları baya geyik duruyor! Ama o dönem Nirvana ile beraber MTV’yi nasıl domine ettiklerini de yaşayanlar bilir. Turnesinden bahsetmeli. “Bir grubu nasıl dağıtırsınız?” sorusu üzerine sonradan ibretlik bir hikâye olacak turne, resmen Ocak 1991’de Brezilya’da başlamış gibi gözükse de grubun bir klavyeci, perküsyoncu ve geri vokallerle genişlemiş konser ekibinin asıl hareketi Mayıs 1991’de San Francisco’da başlar. Rock tarihinin en uzunlarından biri olan turne, iki yıldan uzun sürer ve 27 ülkede 192 konser gibi rakamla gerçekleşir. Grubun canlı performansları da genelde üç saat ve üstünü bulduğu için bunun yükünün başta Axl’ın ses telleri olmak üzere grubun tamamına nasıl etki ettiğini görmek zor değil. Yollarda geçen, sürekli dünyanın dört bir yanından binlerce dinleyicinin tezahüratının yaydığı adrenalinle son derece hızlı yaşanan bir hayat. 17 Temmuz 1993’teki Buenos Aires konserinden sonra kurucu üyeler Axl, Slash ve Duff 23 yıl beraber sahne almadılar. Bir diğer kurucu üye Izzy Stradlin ise Kasım 1991’de “temizlendikten” sonra bu hayat tarzının kendine uygun olmadığına karar vererek gruptan ayrılmıştı. Ve hayır, 1993’teki İstanbul konserine gidemedim. Odam posterleriyle kaplıydı ama 13 yaşınsaydım. Annem o zamanlar “dünyanın en tehlikeli grubu” olarak nitelendiren adamların konserine gitmeme izin vermemişti. Haksızdı da diyemem. *Eğlenceli bir not; Lou Reed; 2013’te vefatından kısa bir süre önce Kanye West’in Yeezus albümünü The Guardian’a yorumlamıştı. Oradan bir kuple: “Bu; ‘Madem artık beni seviyorsunuz, ben de sevmemenizi sağlayacağım.’ Bu bir kafa tutma. Bu braggadocio. Axl Rose da yaptı bunu, birçok insan yaptı.” Axl, o dönem Kanye West’in 2010’ların başındaki konumuna benzer bir şöhret ve güce sahipti hakikaten. Axl, Use Your Illusion’ların yayımlanmasından sonra pek konuşmadı, -arasının pek iyi olamadığı, benzer güce sahip Cobain daha gevezeydi– delirmedi belki ama 1993’ten sonraki yedi yıllık sessizlik de çok normal olmasa gerek. Neredeyse tüm 30’larını inzivada geçirdi. **Bunun da kanımca güzel örneği albüm notlarında “Estranged”ın altında yazan “Slash, thanks for the killer guitar melodies” ibaresidir. Axl kendi yazdığı -hakkını da verelim, en iyi bestesi olmalı– bir şarkı için gitariste teşekkür etmekte. Slash’in hakikaten de harika riff ve sololarına olumlu bir vurgu olarak düşünebiliriz ama bir yandan da âdeta sanki solo albümünde ona konu sanatçı muamelesi yapmakta. Bu da ilişkilerin bambaşka bir noktada olduğu gayet iyi kanıtlıyor. ***Bu harika şarkıyı 1992’de, Paris konserinde Jeff Beck’le beraber çalma planı, Beck’in son anda sahneye çıkmamasıyla gerçekleşememiştir. Youtube’da, soundcheck videosu var sadece elimizde. Efsane bir performans olabilirdi.