Yaşa takılanlar: Beck - Odelay

— Kaynak: Bant Mag

Beck’in beşinci stüdyo albümü Odelay, çizgileri cesurca flulaştıran ve bunu son derece becerikli bir şekilde yapan bir kayıt.

Bugün hâlâ kulağa taze gelen fikirlerle dolu Beck albümü Odelay, artık tam 30 yaşında. İlk dinleyişten bu yana neler değişmiş? Şarkıların arasına neler sızmış? Yaşa takılanlar açtı ve yeniden dinledi. Beck’i Beck yapan albüm olmalı. Her ne kadar ilk coşkumuzu 1994’te “Loser” ile yaşamış olsak ve yer aldığı albüm Mellow Gold gayet sağlam olsa da onu MTV’nin düzenli bir konuğu hâline getiren; 25 yaşında lo-fi, white trash, sıska bir sarışından kendine güvenli, deha ve hazır cevap bir rock yıldızına çeviren albüm. Müzikal türlerin kendi kulvarlarına daha sıkı tutunduğu, insanların dinledikleri müzik tarzlarını birer kişilik özelliği olarak benimsediği zamanlarda; çizgileri cesurca flulaştıran ve bunu son derece becerikli bir şekilde yapan bir albüm Odelay. “Üç akor ve gerçek”ten, “iki turntable ve bir mikrofon”a evrimleşme. Beck’in kendine özgü lo-fi blues tadıyla, güncel müzik türlerini, özellikle sample temelli hip hop’u oyunbaz şekilde kaynaştırdığı, sapına kadar özgür olabildiği bir başyapıt. Beck’ten açık ara favori albümüm Sea Change’dir, bunu bir yana koyalım. Kendisinin 2005’teki Guero’dan sonra da ikinci bir kariyer zirvesi yaşayabildiğini düşünmüyorum, her ne kadar 2014’teki Morning Phase ödüller almış olsa da. Odelay de tüm cin fikirlerini döktüğü işi değildir, o payeyi de Midnite Vultures’a vermeliyiz. Ama ilginç bir şekilde albüm, kariyerinin başlarında olmasına rağmen ustalık dönemi çalışması gibi. Şimdiden bakınca da zamana gayet dirençli olduğu aşikâr. Hepsi de hâlâ çalışan üç tane dev hit; “Devils Haircut”, “Where It’s At?”, “The New Pollution”. Hepsi de başka kimseyle karıştırmayacağınız kadar Beck mahsulü. O zamanlar MTV’nin de çok sevdiği Beck,-ki hakkı var albümden çıkan teklilerin videoları da oldukça kaliteli ve eğlencelidir, “Loser” ile zaten ilgimizi çekmişti ama “Where It’s At”in klibine ilk rastladığım ânı hâlâ hatırlatırım. “Bu başka bir şey”, “bu değişik bir şey” diye mırıldandığımı da. “That was a good drum break” Beck, Odelay’den beri cesurca yeni bir şey deneyenleri, türlerin sınırlarını genişletenleri duyduğumda adını sayıkladığım bir referans noktası. Biraz albümün prodüktörleri Dust Brothers’tan bahsedelim. İnternetin bu kadar yaygın olmadığı zamanlarda onların aslen The Chemical Brothers olduklarına dair dedikodular dolaşırdı. Hatta Fight Club’ın müziklerini yaptıklarında bile aslında İngiliz elektronik devinin gizli projesi olduğu laflarını duymuştum. Gelgelelim hikâye böyle değil tabii. Aslen Los Angeles’lı ikili adlarını en çok Beastie Boys’un Paul’s Boutique albümüne verdiği katkıyla duyuruyor. Beck de albümüne katmak istediği hip hop sosunu en iyi onların kotarabileceğini düşünüyor. Bu arada İngiltere’de başka bir ikili de Dust Brothers ismiyle tanınmaktaydı. Ünleri biraz artınca esas Dust Biraderler “bu böyle olmaz” mesajını yolladılar İngiltere’ye. İngiliz Dust Brothers da ismini The Chemical Brothers yapıyor. Ama ilk albümlerinin adını da manidar bir şekilde Exit Planet Dust koyuyorlar. Orijinal Dust Brothers, Fight Club’ın yanı sıra Beck ile Guero’da da çalıştı. 2007’de ise ortaklıklarına son verdi. Bu arada bir kuşağı öyle veya böyle betimlediğini düşünebileceğimiz iki şarkının, Radiohead’in “Creep” ve Beck’in “Loser”ının çılgınca one-hit wonder gibi tınlamaları ama sahiplerinin oldukça uzun kariyerlerinin olmasını da enteresan bulduğum bir nokta olarak belirtmek istedim. Af buyurun, küçük de bir anekdot: 2006’da beraber turnede olan iki ismi arka arkaya izleme şansı bulmuştum. Beck, tüm grubunun kuklalarıyla gelmişti. Sahneye çıkmadan önce ekranlardan yayımladıkları ve kuklaların başrolde olduğu kısa filmde; Radiohead’in sahne arkasına girip orayı dağıtıp, sağa sola işiyorlardı. İşleri bittiğinde ise “Karma Police”e atıf olarak, hep bir ağızdan sarhoş bir şekilde “This is what you get when you mess with us” diye bağırıyorlardı. Hatırladıkça gülerim.