Yan yana ve kalabalık bir ihtimal için: Görme Tutkusundan Kör Olabilir İnsan

— Kaynak: Bant Mag

Görmek, yavaşlamak, yürümek ve anımsamak üzerine hareketli bir şiir.

Doğdun, hoş geldin, şu anda buragdasın, peki şimdi ne yapacaksın? Arzular arsız diye boşuna dememiş Yıldız Tilbe. Arzular başa bela. Hele görme tutkusu… Mazallah, görme tutkusundan kör olabilir insan. Geçen sezon Metrohan’ın büyüleyici atmosferinde izleme şansı bulduğum, koreografi, konsept ve kostüm tasarımında Yunus Emre Şahin’in imzası bulunan Görme Tutkusundan Kör Olabilir İnsan, farklı meslek ve disiplinlerden gelen 14 dansçıyı sahnede bir araya getiriyor. Yaklaşık 45 dakika süren bu dans tiyatrosu —ya da karanlık bir şiir diyelim biz ona— Şahin’in ifadesiyle “görmek, yavaşlamak, yürümek ve anımsamak hakkında hareketli bir şiir.” Kendisinin bu performansla geçtiğimiz sezon Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı adayı olduğunu da bir kenara not düşelim. Sahnede bir arada seyrettiğimiz bu kalabalık ekibin, bedenleriyle kurduğu hafızayı incelikli bir şiire dönüştürdüğünü söylesek fazla olmaz. Belki eksik bile kalır. Aslı İçözü, Basma Seiba, Barış Kaan Çapan, Dila Özer, Ece Çamlı, Gülce Oral, Dilan Yoğun, Kübra Gürel, Mihran Tomasyan, Nil Özdil, Savaş Babacan, Selim Cizdan, Zeynep Duman ve Zinnure Türe’yi sahnede buluşturan bu hareketli şiir, 8. İstanbul Fringe Festivali kapsamında 24 Eylül akşamı Arter’de. Kaçırmayın! Çıkamayan avazlar, göremeyen gözler, işitilen mırıltılar… Finaldeki alkışlarla hüngür şakır uyandığımız bir karanlık rüya. Gözlerimizin açıldığı o an, gülmek için yaratılmış gözlerdeki yaşlar da cabası. Sahnede yer yer aynı anda bulunan 14 performansçı. Birbirleriyle, çoğunlukla birbirlerini teğet geçmek dışında pek temasları yok ve bu durum zamanla içimize işlemeye başlıyor. Ağır ağır, inceden. İçinden geçerken değil de sonrasında anlam verebildiğiniz ya da yerini bulan bir hâl. Sonlara doğru beliren ve yer yer kesilen mırıltılar, sesler, imajlar… Hepsi kendi ritminde ve bir arada. Yan yana gelişi kıymetli, kalabalık bir şiir bu. Bedenle yazılan, tekrar tekrar ve tekrar. 14 benzemez bedenin sahnede birbirine değmeden, yan yana var olma hâlini. Bir de performansın finalde bizi taşıdığı o çok güçlü duyguyu bedenimde hissetmeyi. Birinin diğerinden daha kıymetli olduğu tek bir an seçmek zor. Performans, duygusunu baştan sona ince ince işleyerek sizi finaldeki tek nefeslik âna taşıyor. Bu yüzden bu zor soruya; mırıltıları, sesleri ilk kez işitmeye başladığımız o anla yanıt verebilirim belki. Bedenimin orada çözülmeye —ya da mahvolmaya— başladığını hissettiğim için. Mahvoldum ama şimdi iyiyim. Şaka bir yana -ki gerçek- performanstan çıkınca bir süre dile gelmez hislerle yürümek istedim uzun uzun. Çıktığımda henüz anlamlandıramadığım duyguları kucağıma usulca bıraktığı için bu işe teşekkür ettim. Aklımın henüz ermediği ama kalbimin bildiği bir yere dokunduğu, bana o mırıltıyı armağan ettiği için. “Bir seferinde bana insan gözünün tanrının yarattığı şeylerin en yalnızı olduğunu söylemiştin. Dünyada olup biten ne çok şey gözbebeğinden geçiyor ama o hiçbir şeyi tutmuyor. Yuvarında bir başına duran gözün, iki santim ötede, aynen kendisi gibi, kendisi kadar aç ve boş bir göz daha olduğundan haberi yok.”-Ocean Vuong, Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz Sahnede üzüldüğümüz ya da merhamet duyduğumuz anlatılardan ötesini görmeye ihtiyaç duyanlar. Yanı başındaki karanlıklara kulak vermek, yan yana durmanın ve kalabalık olmanın ihtimalini hatırlamak isteyenler. Aklından çok kalbiyle orada olmaya açık olanlar. Bir karanlıkla -ya da kendi karanlığıyla- burun buruna gelmeye, zamanı yavaşlatan deneyimlere ve finalde iyice dağılmaya hazır olanlar. Bizi yerimize mıhlayan, son âna kadar içimize işleyen bu 45 dakikalık performansın tasarım süreci nasıl gelişti? Seyircinin kucağına böylesine güçlü bir duygu bırakmak için nereden yola çıkıldı? Yas mı tuttuk, nefesimizi mi; neyi kaybettik? Gözümüz mü açıldı, kör mü olduk? Hangi rüyadan uyandık da hangi kâbusa uyuduk? Sahi, görme tutkusundan kör olabilir mi insan? Hangi karanlık, sana bu performansı yaptırdı? Peki o karanlık Görme Tutkusu’yla sahnede ete kemiğe büründüğünde ona ne oldu? Bu karşılaşmada kim kimi, ne neyi ve nasıl dönüştürdü?