‘Yalnızca iyi ya da kötü değiliz, hem aydınlık hem de karanlığız’
— Kaynak: Hürriyet Kelebek
Bugüne kadar onu sinemada, tiyatroda, ekranda pek çok farklı türdeki başarılı yapımda izledik. Nihal Yalçın bugünlerde Filistinli bir anneye hayat verdiği ‘Çatıya Tıklatma’ oyunuyla gündemde. Sevilen oyuncuyla yeni oyununu konuşmak üzere buluştuk: “Meryem’in eğitimli, dimdik duran, hayalleri olan bir kadın olarak anlatılmasını güçlü buluyorum. Hikâye yalnızca acıya yaslanmıyor.”
Henüz gerçekleşmemiş bir felakete hazırlanarak yaşayan bir kadın Meryem. Bir süre sonra yaşamı, hayatta kalabilmek için yaptığı provalardan ibaret hale geliyor. Oyun adını, İsrail ordusunun Gazze’de uyguladığı ‘çatıya tıklatma’ yönteminden alıyor. Bir binanın çatısına bırakılan küçük bir mühimmat, aslında çok daha büyük bir saldırının habercisi. O mühimmat bırakıldığı andan itibaren içeridekilerin kaçmak için sadece birkaç dakikası var. Meryem oğlunu kurtarabilmek için defalarca o birkaç dakikanın provasını yapıyor. Korkunun gölgesinde, yaşama sevincini yitirmeyen Meryem’in hikâyesi Nihal Yalçın’ın tek kişilik performansıyla hayat buluyor. Sanatçı yeni oyununu ve savaşa dair düşüncelerini anlattı. ◊Hikâyeyle ve Fact Tiyatro’yla yolunuz nasıl kesişti? Bir süredir oyun hazırlamak istiyordum. Oyunlar, öyküler okuyordum ama tam ne yapacağımı bulamıyordum. Yönetmenimiz Ali Haydar’la (Çataltepe) 10 senedir tanışıyoruz. Bir gün bana bir oyun okuduğunu ve benim de görmem gerektiğini söyledi. Metni okur okumaz “Hemen yapalım” dedim. ◊Metnin sizi en çok etkileyen tarafını merak ediyorum... Savaşın sahnede anlatılması zor. Beni etkileyen taraflarından biri savaşı bireysel bir hikâye üzerinden anlatmasıydı. Haberlerin dili, fotoğraflar ve görüntüler aracılığıyla savaşa dair ne düşüneceğimiz, ne hissedeceğimiz bir şekilde belirleniyor. Oyun bizi hiç görmediğimiz, düşünmediğimiz bir yerden hikâyeye dahil ediyor. 90 dakika boyunca bir kadının hayatına tanıklık etmek, savaşa ilişkin alıştığımız düşünme ve hissetme kalıplarını kırıyor. Bence Meryem’in gücüyle kırılganlığı birbirinden ayrı değil. Korkusunu reddetmiyor. Yoruluyor, kırılıyor ama yaşama isteği çok güçlü. Filistinli yazar ve oyuncu Khawla Ibraheem’in kaleme aldığı metinde sevdiğim şey de bu: Meryem’in acının içindeyken bile neşesini kaybetmemesi. ◊Kadınlardan nasıl yaşaması, nasıl görünmesi, nasıl davranması gerektiğine dair hep bir beklenti var. Oyunda da Meryem’in hayallerinden uzaklaşıp toplumun ona biçtiği rollere sıkıştığını görüyoruz. Siz kendi hayatınızda kadınlara yüklenen bu beklentilerle nasıl ilişki kuruyorsunuz? Öğrenerek, yaşayarak ve değişerek... 20’li yaşlarımdaki bakışımla bugünkü bakışım çok farklı. Bir insanın nasıl yaşayacağının başkaları tarafından dikte edilmesini kabul etmiyorum. Ben tüm kurallardan ve dayatmalardan azade bir hayat yaşamayı tercih ediyor ve bunun için uğraşıyorum. Tuzağa düştüğüm zamanlar da olabilir tabii... Bir sektörde kadın olduğunuz için sizden beklenen bazı davranışlar var. Bunları reddettiğinizde neleri kazanıp kaybedebileceğinizi biliyorsunuz. Ben bir şey kazanmak veya başarılı görünmek uğruna hissetmediğim şekilde davranmamaya, kendimden ödün vermemeye özen gösteriyorum. ◊“Savaşa dair ne düşüneceğimiz, ne hissedeceğimiz bir şekilde belirleniyor” demiştiniz, ona tekrar dönmek istiyorum... Medya, Ortadoğu’da yaşayan, Müslüman, eğitimsiz ve acı çekmesi neredeyse olağan görülen insanlara ilişkin algımızı şekillendiriyor. Meryem bütün bu kalıpların dışında kalıyor. Eğitimli, başı açık, kot pantolon giyen ve hayalleri olan bir kadın. Bütün bu tanımlar, insanları hem dünyanın hem de bizim gözümüzde belli kalıplara yerleştiriyor. Bu yüzden Meryem’in eğitimli, dimdik duran, hayalleri olan, orta sınıftan bir kadın olarak anlatılmasını çok güçlü buluyorum. Çünkü hikâye yalnızca acıya yaslanmıyor. Meryem’e acımak zorunda değiliz, onu bir insan olarak anlamaya çalışabiliriz. ◊Filistin soykırımı üzerinden sanatçıların toplumsal ve siyasi konularda tavır alıp almaması gerektiği sıkça tartışılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Ben kendimi söz söylemek zorunda hissediyorum ama “Zorunda değilim” diyen birine de bir şey diyemem. Soluduğumuz havadan yürüyebileceğimiz alanlara, yediğimiz gıdaya kadar her şey bu dünyada yaşayan herkesin meselesi. Elbette etki alanı geniş insanların sözü daha çok yankı buluyor. Bunun kıymetli olduğunu düşünüyorum. ◊Bugüne kadar birbirinden farklı kadın karakterlere hayat verdiniz. Kadınların hikâyelerini önemsiyorsunuz... Güzel işler yapma hayaliyle direniyorum, savunabileceğim kadınları oynamak istiyorum. Mutlaka iyi, doğru şeyler yapan kadınlar olmak zorunda değil bunlar. Karanlık tarafları olan, yanlışlar yapan kadınları da savunabilmek istiyorum. Yalnızca iyi ya da kötü değiliz, hem aydınlık hem de karanlığız. Hem mutlu hem mutsuz taraflarımız var. Bu yüzden daha renkli, derinlikli karakterler oynamak istiyorum. ◊Bu oyun ağır bir konuyu ele alıyor ama siz aynı zamanda başarılı bir komedi oyuncususunuz. ‘Yalan Dünya’daki Açılay karakteri bir döneme damga vurmuştu. Siz en çok nelere, kimlere gülersiniz? Bir kere kendime çok gülerim. Ayrıca kendiyle dalga geçebilen insanlara çok gülüyorum. Her şeyi çok ciddiye almadan kendi hatalarına, kendi yaptığı saçmalıklara gülebilen insanlara... ◊Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz, biraz anlatır mısınız? Kendimden çok razı olduğum bir dönemdeyim. Mutluluğunu, mutsuzluğunu, kırgınlığını, özellikle de kırılganlığını fark etmek ve gizlemeden yaşayabilmek asıl mutluluk. Çok mutsuz olduğum anlar oluyor ama bununla kavga etmiyorum. O günlerde kendime iyi bakmaya çalışıyorum. Çiziktirmek... Resim çizmek demeyeyim, ona çiziktirmek diyorum. Bir şey izlemek, koltukta uyuyakalmak, evde masanın başında saatlerce düşünmek, akşam Berker’le (Güven) birlikte uyumak ve yürümek. Bir de son zamanlarda koşuyorum. Nefret etmeme rağmen aylardır koşuyorum. Koşarken repliklerimi söylüyorum; ezber yapıyorum. Zihinsel olarak da çok iyi geliyor.