Venedik günlükleri: Possible Love

— Kaynak: Bant Mag

Lee Chang-dong'un Burning’in hiç de altında kalmayan bir yeni filmle formunu koruduğunu söylemek mümkün.

En son Burning / Beoning ile sinemaseverleri kavurmuş olan Lee Chang-dong’un büyüleyici sinemasından nasibini almak isteyenler, yönetmenin sınıfsal dengeler üzerine kurduğu vicdan muhasebesi Possible Love / Ganeunghan sarang’ı kesinlikle ıskalamasın. Oasis, Secret Sunshine, Poetry gibi muazzam filmlerinin ardından 2018 yapımı Burning filmiyle tüm dünyada kendine yüz binlerce yeni hayran edinen Lee Chang-dong’un uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni filminin ana finansörü Netflix olunca, yönetmenin takipçilerini haklı bir huzursuzluk sarmıştı. Ancak Lee Chang-dong’un Netflix algoritmasına uygun bir içerik üreteceğini düşünmek de saflık olurdu kuşkusuz. Sonuç itibarıyla yönetmenin Cuaron’un Roma’sı, Fincher’ın Mank’i ve Scorsese’nin The Irishman’i gibi nispeten büyük bütçeli hayal işlerinden birini gerçekleştirmek için Netflix’in parasını kullanmış o isimler arasında yer aldığını Possible Love’ın henüz ilk yarısına gelmeden anlamak mümkün. Chang-dong’un röportajlarında da sıkça bahsettiği gibi Netflix filmin tek bir saniyesine dahi karışmamış. Yani aslında normalde olması gereken olmuş. Dönem öyle bir dönem ve streaming platformları öylesine vahşi bir savaşta ki başta bu bilginin iç rahatlığına ihtiyaç duyuyoruz izleyici olarak, tuhaf. Lee Chang-dong hikâyesinin merkezine 40’lı yaşlarında iki evli çifti yerleştiriyor. Aralarında gelir uçurumu olan bu çiftlerden biri belgesel yönetmeni Ye-ji ile onun uluslararası girişimci kocası Sang-woo. Diğer çift sendika mücadelesinde önemli roller üstlenip derin yaralar almış işçi çift Ho-seok ve Mi-ok. Ye-ji ile üzerinde çalışmaya başladığı bir işçi belgeselinde konuşmacı olmayı kabul eden Mi-ok’un belgeselci ve malzemesi şeklinde başlayan ilişkisi, zamanla iki kadın arasında tuhaf bir arkadaşlığa evriliyor ve kocaların da dâhil olduğu buluşmalar hem karakterleri yakından tanımamızı hem de geçmişteki bazı olayları daha iyi kavramımızı sağlıyor. Lee Chang-dong’un sinemasının ihtişamı, işçi ve burjuva kontrastına odaklanan ve çoğunlukla didaktik bir tıkanmayla son bulan bazı meslektaşlarının anlatılarının aksine meseleyi sinemanın görsel ve işitsel gücünü sonuna kadar kullanmasında yatıyor. Chang-dong, yarattığı benzersiz açmazlarla insan ilişkilerinin dinamiklerini, arzu, şehvet ve tiksinti gibi duygular üzerinden göstermeyi, yeri geldiğinde ise karakterlerinin bilinçdışını da dürterek malzemesini oradan çıkarmayı şiar ediniyor Possible Love’da.Yönetmenin filmini Krzysztof Kieślowski’nin Dekalog’una ithaf etmesi de şaşırtıcı değil. Hem iki yönetmenin sinema dilindeki zarafetin ortaklığı hem de Dekalog bölümlerinin insanın özüne bakışı konusundaki cüretkârlığın Possible Love ile yöntemsel tıpkılığı bu ithafı anlamlı kılan özellikler arasında. Chang-dong’un sinemasının ilham kaynaklarından birinin Kieslowski filmleri olması ise hiçbir zaman için şaşırtıcı bir bilgi olamaz zaten. Possible Love, film içindeki filmi takip ettiğimiz ilk bölümünde karakterler arasındaki dünyayı inşa ederken çoğunlukla tek bir yazlık evin etrafında gezinen ikinci yarısında tüm meselesini birkaç çok yüksek sinemasal an ile örneklemeye başlıyor. Bu kısımda iki çift arasındaki sosyo-ekonomik farklılıkların özellikle özgürlüğü ele alıştaki karşılığını gördüğümüz sahnelerde Lee Chang-dong’un çarpıcı imzasını hissetmek mümkün. Özetle Güney Kore’nin eski turizm ve kültür bakanlarından da biri olan Lee Chang-dong’un ülkesi için harcadığı emeğin karşılık bulmaya devam ettiğini ve yönetmenin Burning’in hiç de altında kalmayan bir yeni filmle formunu koruduğunu söylemek mümkün. Filmin Venedik’ten önemli bir ödülle dönmesi ve Oscar sezonunda da görünür olması ise hayli olası.