Tony: İyi niyet taşları

— Kaynak: Bant Mag

"Filmi bir Anthony Bourdain biyografisi olarak değil; Tony isimli bir yeni yetmenin hikâyesi olarak izliyorsunuz. Bu kanımca doğru bir yaklaşım."

Matt Johnson imzalı Tony, şu sıralar Get Jiro! ile de andığımız Anthony Bourdain’in Provincetown’da mutfak işleriyle tanıştığı yaza odaklanıyor. Dominic Sessa’nın genç Bourdain’i canlandırdığı filmin oyuncu kadrosunda Emilia Jones, Leo Woodall ve Antonio Banderas da var. Tony, Türkiye prömiyerini Filmekimi’nde yaptı. *Bu yazı, henüz Tony filmini izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir. Yıl 1975. Massachusetts’in Cape Cod yarımadasının ucundaki Provincetown’dayız. Deniz kenarında, canlı bir kasaba. Şefliği, yazarlığı ve özellikle de gezi programı Parts Unknown ile dünya çapında üne kavuşan; 2018’de ani bir kararla 61 yaşında hayatına son veren Anthony Bourdain’in gençlik döneminden hikâyelerin bir yaz mevsimine sıkıştırılmış hâli. Matt Johnson’dan geçen aylarda Nirvanna The Band The Show The Movie aracılığıyla bahsetmiştik. Düzenli aralıklarla film projelerine de devam ediyor. The Dirties’le başlayan, Operation Avalanche ve Blackberry ile devam eden külliyatı belki Nirvanna The Band The Show seviyelerine çıkamasa da ilgi çekici konuları ve iyi oyuncu yönetimleri ve tabii mizahlarıyla kalburüstü işler diyebileceğimiz noktadalardı. Tony de Blackberry gibi gerçek bir öyküden uyarlama. Filmi diğerlerinden ayıran en önemli özellik ise bu kez Matt Johnson’ın oyuncu olarak başrollerden biri olmaması. Bu arada Johnson’ın popüler kart oyunu Magic: The Gathering’in film versiyonunu da üstlendiğini de haber verelim. Yapımın haberini aldığımda Johnson’ın enerjisi ile Bourdain’in karakteri ve yaşamı bir araya gelince çok umutluydum. Fragman biraz hayal kırıklığıydı ama sürprizleri filme saklamış olabileceğini düşündüm. Başta da henüz 19 yaşında, kendini beğenmiş, ukala bir Bourdain karakteri, iyi seçilmiş müzikler eşliğinde bir yaz macerasına atılana kadar her şey iyi gidiyordu. Bourdain kültü ile arasına mesafe koyması. Filmi bir Anthony Bourdain biyografisi olarak değil; Tony isimli bir yeni yetmenin hikâyesi olarak izliyorsunuz. Bu kanımca doğru bir yaklaşım. Bourdain’e hayat veren Dominic Sessa gayet iyi. Adını daha çok duyacağımız kesin. Manik enerjisi karakteri monotonluktan kurtarıyor. Filmin ağır topu Antonio Banderas da sadece işini yapıyor, eksiği veya fazlası yok. Burada maalesef yazacak şey çok. Filmin enerjisinin giderek sönmesi en büyük problem. Bourdain’in Nancy ile ilişkisinin çok basit bir rom-com seviyesine indirgenmesi şaşırtıcıydı. Johnson’ın kamerasının karakterlere aşırı yoğunlaşması da bir sorun. Restoran ve Vatel’in evi arasında klostrofobik bir mekân algısı yaratıyor. Bu seçim yeri geldiğinde oldukça mantıklı bir fikir olsa da Tony’de kanımca taça çıkıyor. Anladığımız kadarıyla oldukça sevimli bir şehir olan Providence son derece sıradan bir figürasyon olarak orada. Johnson’ın önceki filmlerini düşününce, dış mekân kullanma konusundaki çekingenliğini görebiliriz. İlginçtir, Nirvanna The Band The Show’da böyle bir problemi hiç olmamıştı. Olayların etkisi konusunda da bazı dengesizlikler var. Sal’in kovulması, mutfağın yanması, anne babaya söylenen yalan ve bunlara verilen reaksiyonlardaki karmaşa izleyiciyi sersemletiyor. Basit ve özelliksiz. Kafaya su dökmeyle uyandırılma sahnesi mesela, kaç kere tekrar edebilirsiniz ki? Konsensustan ayrılarak kâğıt üzerinde çok iyi tınlayan bu projenin maalesef Johnson’ın en kötü işi olduğunu söyleyeceğim. Genelde bu soruyu cevaplamakta zorlanmam ama bu sefer bir şey bulamadım galiba. “Calvary Cross”un çalması mı diyeyim? Karakterler boyutlanma derdinden muzdarip. Serseri Sal, güçlü ve bilge Tyrone, ortamın neşesi Stavros, aklı başında ve vicdanlı Mary… Hepsi o kadar sıradanlar ki! Matt Johnson’ın oyuncu olarak yer almadığı ilk filmi olduğunu söylemiştim. Evet, bu film konusu itibarıyla onun yer alması gerektiren bir yapım değil ama önceki filmlerinde Johnson hep izleyicinin yanında yer alan, zıpır arkadaş göreviyle hem monotonluğu kıran hem de enerjiyi yükselten olumlu bir nüans oluyordu. Dördüncü duvarı yıkmadan seyirciyle iletişim kurma yeteneği vardı. Burada onun eksikliğini hissettim. Belki mutfaktaki karakterlerden biri, mesela Stavros yerine o olabilirdi. Öncelikle Bourdain ile daha çok bilgi sahip olmak için 2021 tarihli belgeseli, Roadrunner: A Film About Anthony Bourdain’i önerelim. Matt Johnson’ın bir önceki biopiki Blackberry’yi de hatırlatalım. Baltasar Kormákur’un 2024 çıkışlı Touch’ı da benzer bir restoran mutfağı bakışı sunuyordu. Filmde yer alan Stavros Halkias sayesinde de yine onunda kadrosunda yer aldığı, bu aralar pek güldüğüm Tires’ın üçüncü sezonunu da araya sıkıştırayım. Burada biraz iç dökeyim. Açıkçası hastane acil servisi muamelesi yapılan restoran mutfağı konulu film ve dizilere biraz gıcığımdır. Kendilerini hep fazla önemseyen yapımlar gibi geliyor. Whiplash’teki davul hocası gibi gaddar şefler, el kamerası, aşırı hızlı cutlar ve klostrofobik zoomlar, her akşam istifa eden aşçılar, arada dışarıda sigara içerken derin mevzulara giren karakterler… Klişenin de klişesi. Tony tüm günahlarına rağmen bu klişelere fazla düşmüyor. Restoranda yemek yemek bir zevk işi olmalı, bu kadar stres ile özdeşleştirmeyelim. Umarım furyası bitmiştir. Nirvanna The Band The Show üçüncü sezon ne zaman geliyor?