"The Bear"ın Sürpriz Prequel Bölümü: Tek Bir Sahneyle Yeniden Ekranların En İyisi
— Kaynak: Guardian TV
Restoran draması "The Bear", dün hiçbir uyarı yapmadan özel bir bölüm yayınladı. Bu bölüm, diziyi bir zamanlar bu kadar parlak yapan büyünün kısa anlarını yeniden gösteriyor. Birkaç yıl önce, "The Bear"ın sürpriz bir bölümü yılın en önemli olaylarından biri olurdu. Ancak iki hayal kırıklığı yaratan sezon, dizinin rüzgarını tamamen kesti. Bu yeni prequel bölümü, beklenen final sezonu öncesinde geldi ve hayranları hem heyecanlandırdı hem de endişelendirdi.
Restoran draması "The Bear", dün hiçbir uyarı yapmadan özel bir bölüm yayınladı. Bu bölüm, diziyi bir zamanlar bu kadar parlak yapan büyünün kısa anlarını yeniden gösteriyor. Birkaç yıl önce, "The Bear"ın sürpriz bir bölümü yılın en önemli olaylarından biri olurdu. Chicago'daki bir restoranı konu alan bu stresli, yoğun komedi-drama, ilk yayınlandığında televizyona adeta bir kasırga gibi çarpmıştı. Başka hiçbir şeye benzemiyordu ve herkesin dilindeydi.
Ancak işler ne kadar da değişti. Hayal kırıklığı yaratan iki sezon, "The Bear"ın tüm rüzgarını almıştı. Bu yüzden, özel bir bölümün yayınlandığı (bu yaz gelmesi beklenen final sezonundan önce) duyurulduğunda, endişeli hissetmeniz gayet doğal olurdu.
İyi haber şu ki, "Gary" adlı yeni bölüm hiç de fena değil. Kuzen Richie ve Mikey Berzatto hakkında iki kişilik bir hikaye olan bu bölüm, onları canlandıran ve Broadway'de "Dog Day Afternoon"da birlikte rol alan Ebon Moss-Bachrach ve Jon Bernthal tarafından yazılmış. Richie'nin eşi doğum yapmadan önceki saatlerde, bilinmeyen bir müşteriye, yabancı bir şehirde gizemli bir paket teslim etmek için yapılan bir yolculuğu konu alıyor. "Gary"nin bir flashback bölümü olduğunu açıklamak spoiler sayılmaz. "The Bear"ın konusu, Mikey'nin intiharının ardından yaşananlar etrafında dönüyor ve Richie şu anda, "Gary"nin ilgilendiği türden ucuz numaralara bulaşmayan, tamamen değişmiş bir ön büro uzmanı.
"Gary", çarpık bir yolculuk hissi veriyor, oysa Indiana'daki Gary, Chicago'ya o kadar yakın ki bir saatten biraz fazla bir sürede gidip gelinebilir. "The Bear" hiçbir şekilde bir komedi değil, ancak bu kadar kısa mesafeli bir yolculuktan çıkan olaylar, dizinin yıllardır yaptığı en komik şeylerden biri. Bu durumun işe yaramasının bir nedeni de, en azından dizinin ilk günlerinde Richie'nin Chicago'nun yaşayan bir sembolü olması, soylulaşmanın ilk işaretinde sertçe karşı koymasıydı. Burada ise, memleketini terk eder etmez sudan çıkmış balığa dönüyor: sivri dilli, huysuz ve gereğinden fazla gürültülü. Bu kadar dar bir odaklanma, "Gary"nin birçok rahatsız edici "Bearizm"e kaymasını engelliyor. Aktörlerin Emmy'ye göz kırparak sahneyi çiğnemesine olanak tanıyan gösterişli konuk oyuncular yok. Üst düzey bir restoranda geçmiyor, bu yüzden "Chef's Table" tarzı nefes nefese bir dalkavukluk da görmüyoruz. Tek bir montaj sahnesi bile olmadığını öğrenmek sizi memnun edebilir.
Yine de bazı "Bearizm"ler aradan sızıyor. İkilinin Gary'nin çeşitli mekanlarında gürültülü bir şekilde rahatsız edici olduğu açılış anları ne kadar eğlenceli olsa da, kısa sürede işler sarpa sarıyor. Richie ve Mikey bir barda soluğu alıyor ve burada Richie'nin sosyal, Mikey'nin ise ruhsal olarak depresif olduğu birçok (ve çokça) sahneye tanık oluyoruz. İşler kısa süre sonra düzeliyor, ancak "Gary"nin, vasat bir 60 dakikalık bölümün içine sıkışmış harika bir 30 dakikalık televizyon bölümü olduğu hissini bırakıyor.
Ancak tek bir sahne, tüm bunları telafi etmeye yetiyor. Alkol, uyuşturucu ve kendini hor görme ile beslenen Mikey, Richie'ye yönelik, ağzından çıkar çıkmaz ekşiyen bir konuşma yapıyor. Bu, kapanış saati kavgası gibi sunulan, sefil, öfkeli, yıpratıcı bir monolog. Moss-Bachrach'ın bu sözlerin hedefi olmaktan duyduğu sessiz acı, sahneyi gerçekten dayanılmaz kılıyor. Bu sahneyi gerçekten etkileyici kılan şey ise, Richie'nin bu noktanın ötesine geçtiğini zaten görmüş olmamız. Disiplin ve detaylara gösterdiği özenin ona verdiği sevinci biliyoruz. Her zaman harika bir baba olduğunu biliyoruz. Onun bu durumdan kurtulduğunu, Mikey'nin ise kurtulamadığını biliyoruz.