Şüphe, olgunluk, huzur ve Planet X: Sleaford Mods ile konuştuk
— Kaynak: Bant Mag
MIX Festival kapsamında İstanbul'daki ilk konserini verecek Sleaford Mods'tan Jason Williamson hattın öbür ucunda.
Jason Williamson ve Andrew Fearn’den oluşan Nottingham çıkışlı Sleaford Mods’un 2012’den bu yana sürdürdüğü sivri dilli üretimlerin son halkası The Demise of Planet X, 2026’nın ilk aylarında Rough Trade Records etiketiyle yayımlandı. Bol konuklu işleriyle tanınan ikilinin son albümünde Aldous Harding, Sue Tompkins, BIG SPECIAL, Gwendoline Christie, Liam Bailey ve Snowy’nin gibi isimleri albümün farklı köşelerinde duymak mümkün. Jason Williamson’ın şahsına münhasır vokal üslubu, Andrew Fearn’ün altyapılarıyla Sleaford Mods’un öfkesi yıllar içinde başka duygulara da yer açtı. Sonik dünyada bu kez ska, soul ve grime gibi yeni etkiler de mevcut. Sleaford Mods, 13. stüdyo albümü The Demise of Planet X’in uzun soluklu turnesi kapsamında nihayet ilk İstanbul konserini verecek. 6 Kasım’da Zorlu PSM’de gerçekleşecek MIX Festival öncesi Jason Williamson ile albümün yaratım sürecini, Sleaford Mods’un sahnedeki tavrını ve şarkılarındaki Britanya’ya özgü unsurların başka ülkelerde nasıl karşılık bulduğu üzerine bir sohbete koyulduk. İstanbul’da ilk konseriniz olacak, nasıl hissediyorsunuz? Herhangi bir beklentiniz var mı? Bilmiyorum. Güzel bir şehir olduğunu duydum. Anladığım kadarıyla orada gerçekten iyi bir müzik sahnesi de varmış, öyle söylüyorlar. O yüzden gelmek için sabırsızlanıyorum. Umarım sizden de geçer not alırız! The Demise of Planet X, belki de müzikal çeşitlilik açısından en zengin albümlerinizden biri. Punk, ska, soul, hatta grime’a kadar bir sürü farklı türü bir araya getiriyorsunuz. Bu durum, Andrew’la şarkı üretme biçiminizi değiştirdi mi? Evet, değiştirdi. Çünkü Andrew, albüm ve kayıt seanslarında mühendislik işleriyle eskisi kadar ilgilenmek yerine daha çok prodüksiyona odaklanmaya başladı. Bu da sabah buluştuğumuzda bir sürü detayla uğraşmak zorunda olmadan doğrudan stüdyoya girip enstrümanları bir araya getirmeye başlayabileceği anlamına geliyordu. Benim ona gönderdiğim oldukça ham fikirlerden yola çıkarak, aşağıdan yukarıya doğru; bu fikirleri adım adım geliştirerek şarkıları oluşturduk. Bu da bizim için yeni bir yoldu. Sizi etkileyen bir şeyin şarkılarınıza sızması genellikle nasıl oluyor? Bazen işe yarıyor, bazen yaramıyor. Şu sıralar en çok metal müzikten etkileniyorum ama bunun Sleaford Mods için tamamen uygun olup olmadığından emin değilim. O yüzden bunu bulmak gerçekten zor. Aslında zor olan şey fikirlerin işe yaramamasının yarattığı hayal kırıklığı. Ama kendine karşı dürüst olup egonu biraz kenara bırakınca, bunun üstesinden gelerek bir orta yol bulabiliyorsun. Şu an işe yaramayan ama belki gelecekte tekrar dönüp keşfetmek isteyeceğiniz fikirler var mı? Yok, pek sayılmaz. Yaklaşık 28 şarkı yaptık. Hepsi bir şekilde çalışıyordu ama bazıları diğerlerinden daha iyiydi. Albüme de tabii ki onlar girdi. Life Without Buildings’ten Sue Tompkins’le düet yaptığınız “No Touch”ın klibini, daha önce Bird filminde çalıştığınız Andrea Arnold çekti. Birbirinizi daha yakından tanımak, klipteki ortaklığınızı nasıl etkiledi? Andrea’yla yaratıcılık anlamında asla bir sorun yaşamıyoruz. Ne istediğini biliyor ve seninle çalışmak istiyorsa sana ulaşıyor. Klip deneyimi de gerçekten harikaydı. Her şeyi ortaya koydu ve her zamanki gibi müthişti. Videonun kendisi başlı başına bir yaratıcılık örneği. Bunun bir parçası olduğum için çok gururluyum. Ama benim için filmden ve videodan sonra onu biraz daha yakından tanımak önemliydi. Bence çok ilginç bir insan. Artık onu “arkadaşım” olarak tanımlayabileceğimi söyleyebilirim. İkinizin işlerinde de Britanya’nın Britanya dışında pek görmediğimiz bir tarafını gösteren bir şey var. Çok gerçek, çok sokağın içinden bir hâli. Evet, kesinlikle. Britanya’nın bu tarafını çok fazla görmemeniz gerçekten ilginç. Buradan çıkan işler çoğunlukla dönem dizileri ya da başka bir tür saçmalık oluyor. O yüzden olayları toplumun daha görünmeyen kesimlerinin gözünden belgelemek bence gerçekten önemli. The Demise of Planet X ismi de bir komplo teorisine gönderme yapıyor. Daha çok gerçek dünyaya, belki daha ciddi meselelere bakan albümlerinizden sonra bu kez olaylara daha ironik bir yerden yaklaşmayı mı tercih ettiniz? Evet, biraz öyle düşünüyorum. Daha küresel bir albüm, meselelere daha küresel bir açıdan yaklaşıyor. İlginç bir nüans. Sanırım ironi biraz da ismin kendisinde zaten. Peki öfkenizin hâlâ aynı kaldığını ama bunu ifade etme biçiminizin her albümde değiştiğini düşünüyor musun? Hâlâ çok şüpheciyim. Çoğu şeye gerçekten şüphe ile yaklaşıyorum ve bunun hâlâ yaptığım işlere yansıdığını düşünüyorum. Ama öfke eskisi kadar güçlü değil. Çünkü değiştim, kendim hakkında çok şey öğrendim ve artık daha mutluyum, daha huzurluyum. Dolayısıyla yeni şeyler yazarken enerjinin daha kontrollü bir şekilde ortaya çıkması da kaçınılmaz. Bir şeyleri kamuoyuyla paylaşmak, insanların fikirlerini sürekli duymak psikolojik açıdan zorlayıcı oluyor mu? Bir noktadan sonra sıkıcı oluyor. Eskiden sürekli eleştirilmek bir sorun değildi ama artık eleştirinin gerçek meselelerin önüne geçmeye başladığı bir noktaya geliyoruz. Sanırım artık daha olgunuz. En azından ben kesinlikle daha olgunum.