Şimdiki Zaman: Ezgi Sevgi Can
— Kaynak: Bant Mag
Ezgi Sevgi Can, güncel bağımsız müziklere odaklandığımız Şimdiki Zaman köşemize konuk oldu; 2026 çıkışlı albümü Karanfiller'in ardındakileri anlattı.
Klarnetçi, besteci ve söz yazarı Ezgi Sevgi Can, ilk solo albümü Karanfiler’i 2026’nın başlarında yayımladı. Davulda Ilias Arapoglou, gitarlarda Sylvain Dubert ve kontrbasta Nicolas Fleury eşliğinde İstanbul Hayyam Stüdyoları’nda kaydedilen albüm; kayıp, yas ve yeniden ayağa kalkma hâllerini caz ve folk dokunuşları taşıyan sade bir şarkı yazımıyla buluşturuyor. Collectif Medz Bazar ve Danae Palaka ile de performans ve üretimlerini sürdüren Ezgi Sevgi Can, Şimdiki Zaman köşemize konuk oldu; Karanfiller albümünün ardındakileri anlattı. Karanfiller isimli albümün ortaya çıkma, yazılma hikâyesini bizle paylaşabilir misin? Karanfiller hayatımın çok zor bir döneminde; kaybın ardından gelen yalnızlık, özlem, çaresizlik ve boşluk hisleriyle başa çıkmaya çalışırken içimde doğan ve zamanla büyüyen şarkılardan oluşuyor. Anlatılması, ifade edilmesi güç bu hisleri bir şekilde dışa vurma ve bu hislere dair yaşamın içinden bir söz söyleme ihtiyacıyla müziğe sığındığım bir sürecin içinden çıkan bir ilk albüm. Bu yüzden bir yas albümü olmasına rağmen içinde hayata, umuda, direnmeye dair de duygular var. Karanfiller’i klarnetime elimin çok gitmediği ve daha çok şarkı ve söz söyleme isteğimin ağır bastığı bir zamanda evde tek başına piyano başında yazmaya ve söylemeye başladım. Aslında bunlar ilk olarak yaralarımı sarmak için sadece kendime söylediğim şarkılardı ve albüme dönüşme fikri de yoktu. Sonra zamanla içimde bu şarkıları paylaşma isteği doğdu. Çünkü kaybettiklerimiz başka olsa da yas duygusu ve kaybedilene dair duyulan özlem, oradaki boşluk ve çaresizlik hissi ortak, yani yaralarımız ortak ve Karanfiller’i paylaşmak hem benim yaralarımı hem de dinleyenle ortak yaralarımızı birlikte sarabilir diye düşündüm ve albüme giden kayıt süreci başladı. Önce grup arkadaşlarımın da katkılarıyla şarkılara yeni bir hayat verdiğimizde bunun bana ne kadar iyi geldiğini fark ettim. Daha sonra bunu dostlarımla ve dinleyicilerle paylaşınca ise sanki bir döngü tamamlanmış ve şarkılar hak etttikleri anlamlarını daha da genişleyerek bulmuş gibi hissettim. Yalnız başıma çıktığım bir yolda artık yalnız değildim; şarkılarım da yalnız değillerdi. Hâlâ her konserde bu birliktelik hissiyle doluyorum; bu his, müzik üretmenin ve müzisyen olmanın anlamını ve değerini de büyütüyor. Bu albüm hangi sorunun / soruların peşinden gitti? Cevap bulabildi mi? Bir sorunun değil ama bir arayışın peşinden gitti diyebilirim. Bu şarkıların doğuşu, kaydedilmesi ve paylaşılması süreci, bir tarafıyla kaybettiğim ailem ile (bu onlara ait belli belirsiz bir ses, bir dokunuş, bir koku ya da anı da olabilir) bağ kurma, onları anma ve anımsama, bir tarafıyla da yasın içindeki yoğun acıya rağmen hayatın peşinden gitme ve çatlaklardan sızan ışığa tutunma arayışından doğdu. Bu arayışın içinde zamanla şöyle sorular doğuyor tabii: “Hayat beni bir yerlere savurdu ve içinde bulunduğum duruma dair elimdeki araçla, yani müzikle, ne söz söyleyebilirim?”, “Bu duruma nasıl bir anlam ve ifade katabilirim?”. Belki bu soruların peşinden farkında olmadan gittim. Cevap bulabildim mi, bilmiyorum ama hem bu şarkıların üretim süreci hem de albüm sürecindeki bu arayış hâli ve oradan doğan paylaşım ve yaratım hâlinin ne kadar sağaltıcı ve gerçek olduğunu gördüm. Özetle hikâyemi ya da en azından hikâyemin bir bölümünü müziğimle anlatmamı sağlayan ve beni büyüten de bir süreç oldu, Karanfiller yolculuğu. 2026’nın şimdiye kadar seni en çok meşgul eden duygusu neydi? Bu kayda sızdı mı? 2026 şimdiye kadar hayatımda çok fazla değişimin olduğu, çok fazla yolda olduğum ve biraz düşe kalka başlayan bir yıl. Ayrıca hem ülkenin hem dünyanın içinde bulunduğu hâle karşı öfkeyle karışık bir isyan duygusunun bana eşlik ettiği bir dönem. Ama bu hislerin yanında sevdiklerimle, dostlarımla ve müziğimle beraber inatçı bir umudu da diri tutmaya ve büyütmeye çabaladığım ve biraz da özgürleşmeye dair kafa yorduğum bir yıl. Bütün bunlar Karanfiller’in kaydına yansımış mıdır, bilmiyorum çünkü kaydı bundan iki yıl önce gerçekleştirdik. Belki o sırada başka duygu yoğunlukları vardı, daha fazla hüzün vardı belki. Ama Karanfiller şimdi konserler aracılığıyla her icrada yeni anlamlar kazanıyor ve o anki hislerim, duygularım neyse bu yeni icralara yansıyor tabii; şarkıların anlamını daha da genişletiyor. İyi ki konserler var, keşke daha fazla olsa! Lokal sahnede son dönemde seni heyecanlandıran üretimler, müzisyenler ya da sahne deneyimleri oldu mu? Beni en çok heyecanlandıran ve bana en çok ilham veren; duruşları, sözleri, güçlü ve özgün sesleriyle farklı janrlarda bu zor piyasada inatla var olan kadın meslektaşlarım. Birkaçını sayacak olsam; Gökçe Coşkun, Çağıl Kaya, Selen Gülün, Elif Sanchez, Nihal Saruhanlı, Deniz Tekin, Selin Sümbültepe, İdil Meşe, Tuğçe Şenoğul ve Kalben’i sayabilirim. Ayrıca özgün üretimleri ve icraları ile Salih Korkut Peker (kendisi beni kırmayarak albümdeki iki şarkıya cümbüş ve gitar sololarıyla yeni bir nefes kattı), Efe Demiral ve Mert Pekduraner de son zamanlarda takip ettiğim ve ilham aldığım müzisyenler. Sahne deneyimi olaraksa aklıma Karanfiller’i ilk defa paylaştığımız Bova konseri geliyor. Çok büyülü, dinleyenlerle bir olduğumuz bir konserdi ve “Neden bu şarkıları yazdım, paylaştım?” sorusunun cevabını bulduğum bir konser deneyimiydi. Diğer akılda kalan sahne deneyimi ise geçtiğimiz mart ayında Collectif Medz Bazar ile İstanbul’da iki akşam üst üste verdiğimiz Roxy konserleri oldu. Teknik şartları zorlasa da çok duygu yüklü ve uzun zamandır birikmiş bir özlemi seyirciyle giderdiğimiz büyülü konserlerdi. Son olarak da yeni dâhil olduğum Danae Palaka’nın projesiyle geçtiğimiz nisan ayında Bina’da yaptığımız konserden bahsetmek istiyorum. Danae’nin müziği çok özgür, çok katmanlı ve doğaçlamaya çok açık; bu projeye saksafonumla dâhil olduğum ilk konserdi ve seyirciyle çok yakın temastaydık, neredeyse konseri birlikte verdik; çok keyifli ve ilham verici bir deneyimdi.