Şimdiki Zaman: Aportrait

— Kaynak: Bant Mag

Aportrait, güncel bağımsız müziklere odaklandığımız Şimdiki Zaman köşemize konuk oldu; 2026 çıkışlı albümü Lost Tapes'in ardındakileri anlattı.

İstanbul elektronik müzik sahnesinde uzun süredir aktif olan Arman Akıncı’nın DJ kabininde geliştirdiği sezgisel yaklaşımı stüdyo üretimine taşıdığı Aportrait projesi, geçtiğimiz nisan ayında Memoire Affective etiketiyle Lost Tapes adlı albümünü yayımladı. Müziğinde kusursuz ve pürüzsüz bir sonuçtan ziyade makinelerin beklenmedik tepkilerine, anlık kararlara ve kaydın içinde kalan küçük pürüzlere alan açan Aportrait; Detroit, Chicago ve Londra yeraltı kültürlerinden gelen izleri, sürekli biçim değiştiren bir elektronik müzik anlayışında bir araya getiriyor. Aportrait, Şimdiki Zaman köşemize konuk oldu; farklı zamanlarda kaydedilmiş 26 parçayı bir araya getiren Lost Tapes albümünün ardındakileri anlattı. Lost Tapes isimli albümün ortaya çıkma, yazılma hikâyesini bizimle paylaşabilir misin? Bunun cevabı aslında Aportrait’in çıkış noktasında saklı. En başından beri amacım sadece müzik yapmak değildi. Bir ânı olduğu gibi yakalayabilmek, zamanın içinde biriken mekânların, insanların ve hislerin izini kaydedebilmekti. Lost Tapes de böyle ortaya çıktı ve bu yaklaşımın bugüne kadarki en kapsamlı yansıması oldu. Albüm için oturup baştan yazılmış bir hikâye yok. Uzun yıllara yayılan kayıtlar, yarım kalmış fikirler ve karşılaşmalar zamanla birbirini buldu. Bir noktadan sonra onların ayrı parçalar olmadığını fark ettim. Aynı yolculuğun farklı anlarıydılar. Kayıtları hiçbir zaman eski ya da yeni diye ayırmadım. Benim için hepsi aynı hikâyenin farklı zamanları. Kökünde elbette underground club culture var. Ama benim için bu kültür hiçbir zaman sadece dans pistinden ibaret olmadı. Yolculuklar, bekleyişler, sessizlikler, gürültüler, kalabalıklar… Bunların hepsi aynı dünyanın parçaları. Dönüp baktığımda Lost Tapes‘in aslında bir albümden çok, yıllar boyunca peşinden gittiğim şeylerin bir araya gelmiş hâli olduğunu görüyorum. Bu albüm hangi sorunun peşinden gitti? Cevap bulabildi mi? Sanırım peşinden gittiği soru şuydu:Bugün bir albüm nasıl baştan sona dinlenebilir ve hâlâ anlamlı bir bütün olabilir? Müziğin çoğunlukla tek tek parçalar ve kısa karşılaşmalar üzerinden tüketildiği bir dönemde, ben hâlâ albümlerin kendi zamanı ve hafızası olan işler olduğuna inanıyorum. Lost Tapes boyunca da bunu aradım. Parçaların tek başına çalışmasından çok, birbirleriyle kurdukları ilişkiyle ilgilendim. Bir parçanın bıraktığı boşluğu diğerinin doldurması, bazen cevap vermesi, bazen yeni bir soru sorması… Bir de hep şu soruyu düşündüm:Bir parça gerçekten ne zaman tamamlanır? Üretim biçimim doğrudan DJ’lik geçmişimden geliyor. DJ’lik benim için önceden programlanmış bir akışı uygulamak değil; o anda duyduğuma ve hissettiğime tepki vermek. Stüdyoda da kayda basıp ritmin ve melodilerin beni götürdüğü yönü takip ediyorum. Bazen bazı birliktelikleri ilk kez kayıt sırasında duyuyorum. Burada amaç her şeyi kontrol etmekten çok, ilk karşılaşmadaki heyecanı ve bir daha aynı biçimde tekrar edilemeyecek hissi korumak. Bazen parçanın benden daha doğru kararlar verdiğini hissediyorum.Benim planlamadığım ilişkiler kuruyor; beni şaşırtıyor, heyecanlandırıyor ve yönlendiriyor. Sanırım üretirken peşinden koştuğum an tam olarak bu. Müziğin artık bana ait olmaktan çıkıp kendi akışını bulduğu an. Albüm tamamlandığında önümde 26 ayrı parça değil; kendi içinde nefes alan tek bir hikâye, tek bir bütün vardı. Sanırım aradığım cevap da buydu. 2026’nın şimdiye kadar seni en çok meşgul eden duygusu neydi? Bu kayda sızdı mı? Sanırım bu yıl en çok üzerine düşündüğüm şey, akıp giden zamanın içinde kusursuz olma çabımızdı. Çoğu zaman kusursuzluğu, önceden belirlenmiş kuralların dışına çıkmamakla karıştırıyoruz. Elektronik müziğe hiç yakışmayan bu suni kuralları yıkmaksa en büyük zevkim. Kuralların “kusur” olarak tarif ettiği seslerle kurduğum ilişkiyi seviyorum. “Çünkü kusursuz olmaya çalışırken bazen müziğin en insani tarafını siliyoruz.” Beni asıl ilgilendiren, insanla makinenin karşılaştığı ve ikisinin de sınırlarını açığa çıkardığı yer. Analog sistemlerin küçük kararsızlıkları ve öngörülemezliği müziğe bir gerilim, dolayısıyla duygu katıyor. Tape hiss’i, distorsiyonu, ham sinyal zincirlerini ve anlık miks kararlarını düzeltilecek hatalar olarak değil; o ânın doğal izleri olarak görüyorum. Onları temizlediğimde yalnızca sesi değil; kaydın hafızasını da temizlemiş oluyorum.