Şeker, haz, özgürlük: Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü
— Kaynak: Bant Mag
Nâra’nın ilk kitabı Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü’nü, yayınevinin kurucusu Zeynep Keçelioğlu Murray, çevirmen / editör Defne Demirer ve editör Eflatun Derin Çetin ile konuştuk.
Kurulduğu 1979’dan bu yana İran İslam Cumhuriyeti’nin adaletsiz uygulamalarına, meşrulaştırdığı şiddete itiraz eden toplumsal muhalefetin başını, rejimden en çok zarar gören kadınlar çekiyor. 1994 doğumlu İranlı gazeteci ve insan hakları savunucusu Sepideh Gholian da onlardan biri. Sepideh ilk kez 2018’de, henüz 24 yaşındayken Haft Tappeh Şeker Kamışı Tarım-Sanayi Kompleksi işçilerinin başlattığı grevin örgütlenmesinde rol aldığı gerekçesiyle tutuklandı; gözaltında ağır işkenceye maruz bırakıldı. Bir içeride bir dışarıda geçirdiği yılların ardından 2023’te tahliye edilir edilmez, başörtüsüz bir biçimde, İran’ın o dönemki dini lideri ve ülkedeki en güçlü siyasi otorite olan Ali Hamaney’in devrilmesi gerektiğini söylediği bir video paylaştı; birkaç saat içinde yeniden girdiği Evin Cezaevi’nden 11 Haziran 2025’te çıktı.
Sepideh Gholian’ın cezaevindeki kadın arkadaşları ve onlarla birlikte yaptığı tatlı pişirme mesaisine dair yazdıkları, geçtiğimiz sene bir kitapta toplandı. Orijinal metnin Türkçedeki ilk baskısı, çiçeği burnunda yayınevi Nâra’nın da ilk kitabı olan Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü’nü Nâra’nın kurucusu Zeynep Keçelioğlu Murray, çevirmen – editör Defne Demirer ve editör Eflatun Derin Çetin ile konuştuk. Sepideh’ye uzun süredir ulaşılamadığını biliyoruz. Güvende olduğunu umarak canlılığı ve neşeyi korumak için verdiği direnişi saygıyla selamlıyoruz.
Sepideh Gholian’ın sesini okura ulaştıran kişi, Londra merkezli İranlı – Kanadalı gazeteci Maziar Bahari. Kendisinin, İran haberlerini İngilizce sunan IranWire adlı bir dijital yayın platformu var; elbette ülkedeki aktivist hareketlerle de yakından ilgili. Hikâye, Sepideh’nin cezaevinde tuttuğu günlüklerden parçaların gizlice dışarı çıkarılıp yayımlanmasıyla başlıyor. Metinler büyük ses getiriyor çünkü İran’da hapishanede yaşananlara ve mahkûmların karakterlerine gerçek zamanlı biçimde ilk defa ışık tutuluyor. Böylece Çupra Balığı Hür al-Azim’in Kanını Emiyor (Tilapia Sucks the Blood of Hur al-Azim) başlıklı antoloji ortaya çıkıyor. Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü, orijinal adıyla Evin Prison Baker’s Club’ın kitaplaşması ise Sepideh’den gelen yazılar üzerinde ikinci kez yapılan editöryel çalışmanın çıktısı. Nâra’nın kurucusu Zeynep Keçelioğlu Murray, süreci şöyle anlatıyor:
“Cezaevi deneyiminin devamında yemek pişirmek bir başkaldırı yöntemi hâline geliyor; aynı zamanda beraberlik hissi yaratmak için de bir fırsat veriyor kadınlara. Öyle olunca Sepideh, yaptıkları tarifleri yazmaya başlıyor; çoğunu Buşehr ve Evin cezaevleri arasında, dışarıda geçirdiği iki aylık sürede hızlıca yazıyor hatta. Orada tanıştığı kadınlara dair notlar da eklediği metinler bunlar; yine parça parça ve gizlice dışarı çıkarılıp IranWire’da aralıklarla yayımlanıyor. Oneworld isimli, genellikle İran odaklı Londra merkezli bir yayınevinin ilgisini çekince de kitaplaştırma işine geçiliyor. Aslında kitap olmayan bir şey, anadilinin dışında kitap hâline getiriliyor; editörler bunu yayına İngilizcede hazırlıyor. Biz de kitap üzerinden yani İngilizceden çeviri yaptık.”
Türkçe baskıya gelene kadar oluşabilecek kayıpların önüne nasıl geçildiği bir soru oluyor bu noktada. Çevirmen Defne Demirer, İran’la kültürel benzerliğimizin onu “Şurada şunu demek istemiştir.”lere nispeten kolay ulaştırdığını düşünüyor. Yayına hazırlık aşamasında, kitabın haklarını aldıkları ajans aracılığıyla Oneworld ile sürekli iletişimde kalmış, kimi anlamların üzerinden defalarca geçip iyice kontrol etmişler. En çok yönelttikleri sorular, İngilizce kitapta Farsça italik yazılan birtakım atasözleri ve deyimlerin tam olarak ne ifade ettiği, nasıl bağlamlarda kullanıldığı hakkında olmuş.
Defne’ye göre Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü’nü Türkçeye kazandırmak, metni daha derli toplu hâle getirmiş zira kitapta bambaşka anlatım biçimleri ve metaforlar kullanıyor Sepideh Gholian. Dolayısıyla ilk karşılaşmada biraz dağınık hissettirme ihtimali var. Birbirinden bağımsız yazılmış parçalardan birleştirildiği için sayfaları bu kabulle takip ettiğimi söylediğimde bana cevaben “Bahsettiğin hâli İngilizcede daha çok hissettiğimizi düşünüyorum. Bu, metnin yapısından kaynaklanıyor ama Türkiye’de, kadın hakları mücadelesi gibi politik mücadelelere çok aşina olduğumuz ve deneyim olarak ortak noktalar bulabildiğimiz için kopukluk gibi gelebilecek o şeyin içinde de bütünlüğü sağlayan bağlama ulaşabiliyoruz ya da duyguları alabiliyoruz bence.” diyor Defne.
Editör Eflatun Derin Çetin, İran’dan İngiltere’ye giden iletişim ağının zarar görmemesi için metinlerin kimler aracılığıyla ve hangi araçlarla taşındığının açıklanmadığını ancak Sepideh’nin peçetelere, kağıt parçalarına yazdığının bilindiğini ekleyerek yayınevinin ilk kitabı olduğu için Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü’nü yaptıkları süre boyunca editöryel açıdan nasıl hassasiyetleri olduğuna, yaklaşımlarına dair birtakım kurallar belirlediklerine dikkat çekiyor: “Hem tarihsel hem de politik açıdan Türkçenin inceliklerine dair gözettiğimiz pek çok şey vardı. Çok üstüne titredik metnin; doğru şekilde aktarabilmek için çok uğraştık hepimiz.” Zeynep, Sepideh’nin bir röportajından öğrendikleri üzere, karakterler ve mekânların iç içe geçmesinin bilinçli bir tercih olduğuna, hayal ve gerçeğin sınırlarını kaldıran bir üslubun yansıması olarak kullanıldığına işaret ediyor. Eflatun ve Defne’nin buna dair aldığı iki önemli editöryel karar olmuş:
“Birincisi İngilizcede olmayan, Türkçe baskıda en arkada olan, mahkûmlar ve aktivistlerin listesi. Karakterler akışkan bir şekilde sunulduğu ve kimi isimler benzer olduğu için yer yer karışabiliyor. Bunu yönetmek, okuru rahatlatmak için koyduk listeyi. Bir de fazlaca dipnot var. Bu beni biraz düşündüren bir konuydu; bu kadar dipnot okunacak mı, boğucu mu olur diye. Ama Defne ve Eflatun ‘Bu, yok etme ve silme çabasına karşı yazılmış bir metin. Dipnotlar ise bunun karşısında duran yapısal parçalar. Aksine daha çok dipnot olması lazım bu kitapta.’ deyince ikna oldum.” diye anlatıyor Zeynep.
Defne devam ediyor: “Kimi bilgiler dipnot ve arkadaki listede tekrar mı ediyor? Etsin çünkü böyle bir şiddet ve kimliksizleştirme söz konusuyken hatırlanacak ne kadar çok hikâye var.” Eflatun ise Sepideh Gholian’ın metinde izlediği üslubun da bununla alakalı olduğunu vurguluyor: “Hem kendini arka planda tutması hem de tatlı tariflerinin, anlatının ortasında durması… Orada gerçekten bir şeyleri hatırlamaya, aktarmaya dair güçlü bir niyet var. Bu bana çok değerli gelmişti. ‘Sadece kendimle, kendi acımla ilgili bir şey anlatmıyorum. Herkesle ilgili, dünyayla ilgili bir şey anlatıyorum.’ demesi yani.”
Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü’nde her bölümün sonunda cezaevindeki kadınlardan birine adanmış bir tatlı tarifi var. Peki tarifler bu kitapta neyi tarif ediyor? Neden bu anlatının tutkalı olarak seçilmişler? Defne, metni çevirir ve her kelimesiyle haşır neşir olurken karşılaştığı ağır gerçeklerin ardından bir durup nefes alma ihtiyacı hissettiğini söylüyor: “Sepideh her tatlı tarifini bir arkadaşına atfediyor ve o tatlının özellikleriyle o kadının özelliklerini bağdaştırıyor. Bu, benim form içinde devam etmemi sağlayan bir şeydi. Yoğun şeyleri geçeceğim, karşıma bir tatlı tarifi çıkacak ve hafifleyeceğim diye motive olarak metinde ilerledim.”
Eflatun bambaşka bir pencere açarak Frankeştayn Kitabevi’ndeki lansman günü, sağolsun ekibin kitaptaki tariflerden safranlı kurabiye, elmalı turta ve çöreği yaptığını hatırlatıyor. Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü’nü, yemek yapmayı çok seven abisine verdikten sonrasını da şöyle anlatıyor: “Ona ‘Safranlı kurabiye çok iyiydi, lütfen deneyelim.’ dedim. Yani kitaba geri dönmek için de bir tohum ekiyor tarifler. Tekrar tekrar etkileşime geçebilecek bir araç sağlıyor.” Zeynep ise “Ben kategoriler üstüne çok düşünen biriyimdir. Öyle bir kitap ki kendi minik kütüphanemin önünde beni düşündürdü ‘Bunu şimdi yemek kitaplarının yanına mı koymam lazım?’ diye. Yemek kitabı desen az kalıyor, biyografi desen az kalıyor. Çok arada, kendine has bir şey katıyor yemek tarifleri