Ne dinlesek?: Vanishing Twin, Helen ve haftanın diğer yeni müzikleri
— Kaynak: Bant Mag
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Vanishing Twin, Helen, Kaitlyn Aurelia Smith, Mogwai feat. Iggy Pop, Primat, Lily Seabird, Y Bülbül, Deerhoof, The Fall, MX LONELY ve dahası.
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Vanishing Twin, Helen, Kaitlyn Aurelia Smith, Mogwai feat. Iggy Pop, Primat, Lily Seabird, Y Bülbül, Deerhoof, The Fall, MX LONELY ve dahası. Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz de burada. Elektronik, psikedelik, hem pop hem caz-vari yapıların serbest bir icrayla birbirine karıştığı külliyatıyla bilinen kolektifin beşinci stüdyo albümü. Farklı yer ve dönemlerde kaydedilip, yaratım sürecinin kenarında köşesinde kalmış materyallerin, üstlerindeki toz parçacıkları havaya saçılırken nazikçe parıldadığı bir sentezi olan Archives, Vanishing Twin’in tınısında çoktan beri var olan “bu başka bir zamanın müziği” hissinin -bağlamı da gereği- daha da belirgin olduğu bir girdi. Geçmişe öykünmekten çok zamana karışmış sesleri tuhaf ve tekinsiz yeni biçimlere sokuyor. Puslu veya cızırtılı notaların hipnotik ritimler, belli belirsiz vokaller ve ansızın duyulup kaybolan detaylarla ilerlediği Archives, ilk başta mesafeli gelen ama içine girdikçe katmanlarında daha da derine açılan bir evren kuruyor. Z.N.G. New Yorklu ekip MX LONELY bu dört şarkılık projede ses manzaralarının nasıl farklı yönlere doğru genişleyebileceğini gözler önüne seriyor. Bir shoegaze tavrı EP’nin her köşesine sinmiş şüphesiz ama aynı zamanda Women ve Sonic Youth gibi grupların, özellikle gitar mikslerinde etkisini duymak mümkün. PERFECT HOUSE’un harika kapağında da gördüğünüz üzere “mükemmel” dedikleri ve ülkeleri için bir metafor olan o ev alevler içinde. E.Ö. Bir tarafta dark ambient’ın öncülerinden Lustmord, diğer tarafta Slayer’dan Fantômas’a uzanan kariyeriyle davulun insan formuna bürünmüş hâllerinden Dave Lombardo. İlk ortak albümleri The Pulse of Atoms da bu ikiliden beklenebilecek kadar tekinsiz bir yerde duruyor. Yedi parçaya ve neredeyse bir saate yayılan albümde Lustmord’un dipsiz drone’ları ve endüstriyel ses manzaraları, Lombardo’nun davul ve perküsyonlarıyla çarpışıyor; geleneksel şarkı yapısı diye bir şey ise pek ortalıkta görünmüyor. “Paleomagnetic Resonance” ve iki bölümlük “The Desolate Shore” gibi parçalar bazen uzayın ortasında terk edilmiş devasa bir makinenin hâlâ çalıştığı hissini veriyor. Albüm için düşünülen “yüksek sesle dinle ya da hiç dinleme” uyarısı da boşuna değil. The Pulse of Atoms, arka plana açıp unutmalık bir ambient albümü asla değil. D.U. 30 yılı aşkın süredir Glasgow’dan sözsüz post-rock’ın güzel örnekleriyle buluşturan Mogwai, geçen sene gayet iyi eleştiriler alan The Bad Fire’ın üzerinden çok da vakit geçmeden yeni bir tekiyle karşımızda. Önümüzdeki yılın başında yayımlanacak toplama albüm Happy Tears’ta yer alacak şarkının sürprizi ise vokallerde Iggy Pop’un yer alması. Vokal aranjmanlarını da Matt Sweeney’nin üstlendiği çalışma dinamik, güzel kaydedilmiş ama her iki isim de konfor alanlarından fazla çıkmıyor. Grubun The Stooges hayranlığını kutladığı sıradan bir şarkı gibi. Ama ikisinin de miraslarını zedelemeyecektir. U.Ç. 2021 yılında Spirit Tamer albümü ile dinleyicilerini büyüleyip ortalardan kaybolan Chicago çıkışlı müzisyen Mia Joy; ışıltısı bol, dinledikçe rüya gibi anlara yakın hissettiren bir tekliyle çıkageldi. Peel Dream Magazine iş birliğiyle ortaya çıkan “Comet”in sahip olduğu dream pop atmosferi kulağa o kadar minimal ve tatlı geliyor ki sanki yorucu bir günün eve dönüş yolunda üzerinize salına salına düşen bir yaprak gibi rahatlatıp bitiveriyor. Ş.Ö. Kaitlyn Aurelia Smith bu kez ambient yapmadığının altını özellikle çiziyor. Hatta RUIN: It’s Not Just Music için verdiği en net talimatlardan biri, dümdüz “This is not ambient.” Smith’in kendi plak şirketinden çıkan dokuz parçalık albüm; jungle, drum & bass, UK garage ve kırık ritimleri, kendisinden alıştığımız katman katman synth dünyasının içine sokuyor. Sonuç da önceki işlerinin dinginliğinden oldukça uzakta; daha fiziksel, huzursuz ve yer yer düpedüz agrefisleşen bir hâli var. Smith’in “sonic combat” olarak tarif ettiği yaklaşım özellikle “Ruin”, “I Don’t Know What It Is” ve “It’s In Everything You Say”de kendini belli ediyor. RUIN, güzel seslerin arasında usul usul kaybolmaktan ziyade o sesler tarafından hafifçe hırpalanmayı öneriyor. İyi ki de öyle yapıyor. D.U. Polonyalı deneysel müzik ikilisi BNNT ile Jerusalem In My Heart projesiyle tanıdığımız Radwan Ghazi Moumneh’in yolları, 2018’de Montréal’deki Hotel2Tango stüdyosunda kesişmiş. Sekiz yıl bekleyen A Faithful Daughter’da Moumneh’in metalik ve parlak sesiyle ayırt edilen telli çalgısı buzuk ve modüler synthleri; Daniel Szwed’in davulları, Konrad Smoleński’nin elektronik müdahaleleri ve “baritone missile” adını verdiği enstrümanıyla enteresan bir uyum yakalıyor. Dört uzun parça belirgin zirve anlarının peşinde yıpranmaktan kaçınarak küçük değişimlerlin açtığı çatlaklara odaklanıyor. Özellikle “The Sad”, tekrarların içinde beliren ayrıntıları takip etmeyi fazlasıyla zevkli kılıyor. Kesinlikle her an dinlenebilecek bir albüm değil ama biraz her şeyden uzaklaşma ihtiyacı içindeyseniz hemen içeri buyurun. C.K. Ay sonunda albümü yayımlanmadan bir tekli daha savuran DIIV belki de ilk “pop” şarkılarını yapmış. Tabii bu işin görünen yüzü. “Trillions”ın Jaxon Whittington’ın yönettiği videosunu izlediğimizde de bestenin kendisi dâhil her şeyin hiciv boyutunu daha net anlıyoruz: Çok lüks bir evde, janti takım elbiseler içinde güneş gözlükleriyle para sayıp, sayısız asistan eşliğinde gün batımına karşı bir fotoğraf çekiminde olan ekip post-kapitalist topluma ve özellikle ABD’deki ultra zenginlerin hayat tarzına sıkı bir eleştiri getiriyor. DIIV, bu kapitalizm kritiğinin müzik endüstrisine yansımasını da unutmuş değil elbette. Klipte grup üyelerin ellerinde “DIIV popa döndü” manşetiyle Rolling Stone dergisinin kapağını görüyoruz. E.Ö. Primat’ın yeni EP’si, dört şarkılık bir televizyon programı. Ata Ravalı ve Egemen Uysal’ın yarattığı Çöp ve Dört isimli iki karakter, programın hem sunucusu hem de başrolü; dört bölüm boyunca kendi hikâyelerinin içinde dolaşıyorlar. Ortaya da Primat’ın gürültülü, absürt ve eğlenceyi ciddiye almayan dünyasına yakışan bir mini evren çıkıyor. ÇÖP VE DÖRT’te ikili, tıpkı 2026’da yayımlanan albümleri Saf Peynir ve Hassas Mesele’de olduğu gibi slacker rock köklerini koruyor ama bu kez yanlarına hip hop ve breakbeat ritimlerini de alıyor. Dans ettiren ritimler, benzerine çok rastlamadığımız abeslikler ve sözler bütün bu güzel curcunanın içinden geçiyor. Sonunda kendinizi, gece geç saatte televizyonda neye denk geldiğinizi anlamadan izlemeye devam edeceğiniz türden bir programın karşısında buluyorsunuz. T.Ö. Belçika’dan hareketli electro pop havalarına ne dersiniz? Hem de Caroline Polachek ve SebastiAn da varsa işin içinde tadından yenmez. Son albümünü 2021’de yayımlayan Angèle, özellikle 2024 Paris Olimpiyatları sayesinde adını geniş kitlelere de duyurmuştu. İlk defa İngilizce şarkıların da yer alacağı yeni albümü Instinct de 16 Ekim’de geliyor. Paylaşılan üçüncü tekli “Love Triangle” biraz işin, tabirimi mazur görün, leş tarafında. Basit synth melodileri, yine oldukça basit bir nakaratla birleşiyor. Ama bir yandan bazen “pop”tan istediğimiz de daha fazlası değildir. Albümde Justice’le de çalışan Angèle’in adını daha çok duyacağız gibi. U.Ç. Daha çok Grouper ismiyle solo projesinden tanıdığımız Liz Harris’in shoegaze / dream pop sularından gezdiği grubu Helen, 11 sene sonra ikinci bir albüm yaparak yine kranky çatısı altında bizlere göz kırpıyor. Rahatlıkla türünün çok iyi bir örneği diyebileceğimiz çalışma bir yandan da daha umut dolu ve tatlı bir atmosfere sahip. Melankoli ve duygusallık tabii ki yine de albümün tümüne yayılmış durumda ama dediğim gibi sanki daha bir pozitif bir hâl de var. Prodüksiyon beklendiği üzere hafif lo-fi ve bu tarz işlere en yakışan şekilde tınlıyor. Bilmem daha fazla övmeme gerek var mı, bence bir tadına baksanız iyi olur diye düşünyüorum. Kaçırılmaması gereken bir sonbahar ayini diyerek biraz daha öveceğim korkarım, evet, mecburen. K.A. Yeni albümünde Lily Seabird’ün sesi hiç duymadığımız k