Ne dinlesek?: Tierra Whack, Gözyaşı Çetesi ve haftanın diğer yeni müzikleri
— Kaynak: Bant Mag
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Tierra Whack, Gözyaşı Çetesi, Graham Coxon, Cheap Genes, Dan Deacon, Styrofoam Winos, Kiwi Jr., Alex Zhang Hungtai, Swamp Dogg ve dahası.
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Tierra Whack, Gözyaşı Çetesi, Graham Coxon, Cheap Genes, Dan Deacon, Styrofoam Winos, Kiwi Jr., Alex Zhang Hungtai, Swamp Dogg ve dahası.
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.
Tierra Whack’in albüm / miksteyp pratiği uzun zamandır bir şarkı koleksiyonundan çok, kendi kurallarına sahip bir evren gibi çalışıyor. WHACK’S MUSEUM da bu yaklaşımın doğal uzantısı. Akış boyunca rap, R&B, alternatif pop ve deneysel prodüksiyonlar arasında sürekli kapılar açılıyor ama hiçbir durakta uzun süre kalmıyor. Tierra Whack dinleyiciyi belirli bir anlatının peşinden sürüklemek yerine, farklı karakterlerin, fikirlerin ve ruh hâllerinin sergilendiği bir alanın içinde dolaştırıyor. Albümün en etkileyici yanı da bu çeşitliliği dağınıklığa dönüştürmemesi.
Gözyaşı Çetesi en son “yeni” müzik yayımladığında henüz 2020’lere girmemiştik. Coşkulu groove’uyla yaklaşık 15 dakika boyunca dinleyenin ayaklarına serin dalgalar çarptıran “Yengeç Kızlar”, hiç acelesi olmayan bir şarkı. Sanki dinleyiciye de biraz yavaşlamanın fena fikir olmadığını söyler gibi bir hâli var. Kimi anlarda trompet, kimi anlarda efektlere boğulmuş gitarlar, kimi anlarda da Şükran Pınar Balcı’nın scat vokalleri ön plana çıkıyor ama spesifik bir riff ya da temadan ziyade yarattığı sıcaklıkla akılda kalıyor. Bu hissi tamamlayan kapak görseli de Murat Kalkavan’dan.
Son yıllarda iyiden iyiye film / dizi / belgesel müzikleri bestelemekle haşır neşir olan Dan Deacon, müzik dünyasının en sevilesi “deli”lerinden biri. Netflix’in 26 Haziran’da yayımlanacak yeni komedisi Little Brother’ın müziklerine de el atan Dan Deacon, filmin başrollerinden biri olan kadim dostu ve bir diğer tasdikli “deli” Eric André’yi de kayıtlara dâhil etmiş; hem kontrbas hem de Deacon’ın müdahaleleriyle bozulan ses kayıtlarıyla. Kadrosunda André dışında John Cena ve Michelle Monaghan’ın da bulunduğu filmin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
Melvins, Shrinebuilder, Red Kross gibi gürültücü grupların davulcusu olarak tanınan Dale Crover, 4 Eylül’de yayımlanacak akustik EP’si Get Yer Ba-Ba’s Out’tan sürpriz bir cover, hatta iki cover’la karşımızda. 1992 tarihli Neil Young klasiği “Harvest Moon”a yaptığı yorumu Melvins’in “The Bit”ine eklemleyen Crover için bu kayıt ilginç anlamlar taşıyor. Zira kendisi, “Harvest Moon”un resmî video klibinde Neil Young’ı canlandırmıştı! Merak edenler buradan izleyebilir.
Blur gitaristi Graham Coxon’ın 2011’de kaydettiği ve rafa kaldırdığı mitik albümü Castle Park sonunda bizlerle. Açıkçası neden bu kadar geç kalındığını da sorabiliriz. Blur dışında hatırı sayılır ama orta şekerli bir solo kariyeri de olan Coxon’ın en iyi albümlerinden biri olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Hâlihazırda kendine özgü bir stili olan ve Britanya’dan çıkmış en belirleyici gitaristlerden diyebileceğimiz müzisyenin işçiliği albümde harika. Şarkılar indie rock’tan 60’lara, garage rock’tan folk’a geniş bir yelpazede. Hepsinin de hakkını veriyor. Daha önce Depeche Mode, Blur, Elbow gibi isimlerle de çalışan prodüktör Ben Hillier da gereken atmosferi sağlamış. Kesinlikle kulak kabartmalı.
Ontariolu ekip Kiwi Jr., yeni parçasında aslında geçmişlerinde ve şehir kültüründe hâlâ yaşayan bir ritüele şapka çıkarıyor. “Pure Michigan”, Kanada’da içki içme yaş sınırı ABD’dekinden iki yaş daha küçük olduğundan, Michigan eyaletinde sınırdan Kanada’daki Windsor’a geçen gençlere ve aslında iki şehre adanmış. Şarkı da bu ritüeli kendisi gibi eğlenceli ve hınzır bir enerji barındırıyor. Parçayı, bütün bu coğrafi hikâyeyi bilmeden bile, ilk dinleyişte bir gençlik filminin soundtrack’inde hayal edebildik.
1970’lerden beri süregelen soul ve R&B müziğin en özgün figürlerinden Swamp Dogg’u anmak için birçok neden var; ancak ismini neden değiştirdiğini hatırlamak, onu daha iyi anlamak için yeterli. Endüstrinin aykırısı Swamp, son koleksiyonunda, bir taraftan yaşanmış onca yılları düşündürürken diğer taraftan yaşamanın sınırlarını da fark ediyor. İsminden aldığınız ipuçlarının hepsini karşılayan Swamp Dogg Contemplates the Afterlife’ı dinlerken hayal kırıklığı, pişmanlık veya hüznün peşine düşmeye gerek yok. Çünkü hâli ve tavrıyla neşeli sularda geziniyor. Bizlere de tüm yılların birikimini dinlemenin zevki kalıyor.
Dört dakika boyunca, hassas vokaller ve sıcak synth tonları iki sevgiliyi yüzleştirmeye eşlik etse de kavuşturmayı başaramıyor. Biten bir aşk anlatısına yakışır, hafif gerilimli ve zamanı esneten “outta time”, Kelela’nın yeni albümü New Avatar’ın dördüncü tadımlığı. R&B etkili yapısının baş döndüren tavrına eklemlenen kalp atışı benzeri baslar yetmiyor gibi, şarkının ortalarına doğru A.K. Paul giriyor ve tüyler ürperiyor, şarkı derin nefesler aldırıyor. Ayrıca atmosferine çok yakışan videosunu da izlemeniz tavsiye.
Cheap Genes, gereğinden fazla açıklama yapma tuzağına düşmeyen bir hikâyeciilik üslubuyla şarkılar yapıyor. Süresi üç dakikayı aşan tek şarkının bulunduğu akış, steril ya da kusursuz olmaktan ziyade bir arada çalan ve bundan son derece keyif alan bir grubun enerjisini muhafaza etmeyi önceliklendiriyor. Şarkılar sanki birbirine omuz atarak ilerliyor. Her birimizin elini verip kolunu kaptırdığı kargaşaların, klasik anlamda yetişkin ol(ama)manın, sapılan yanlış yolların izini sürse de asla karamsarlığa düşmüyor; tökezlemenin hikâyenin ta kendisi olduğu kabulünü geceyi biraz daha uzatma arzusuyla çarpıştırıyor. Grup üyeleriyle röportajımıza buradan ulaşabilirsiniz.
Rishi Dhir ve ekibi, o bildiğimiz sitar merkezli psikedelik rock sularından bu sefer tamamen sapmış. Elephant Stone’un hipnotik raga-rock havasından çok uzak, 70’lerin sonundaki Londra sokaklarına açılan bir proto-punk kapısı gibi tınlıyor bu parça. İtaat, güç ve kontrol temalarını masaya yatıran bu politik tavrıyla şarkı, Woody Guthrie’nin klasik “This Machine Kills Fascists” mirasını, 2026’ya distopik bir formda taşıyor.
Big Freedia ile SOPHIE’nin yıllardır konuşulan ortak kayıtlarının nihayet yayımlanması, ister istemez müziğin önüne geçen bir hikâyeyi de beraberinde getiriyor. EP’de yer alan üç parça 2016’da kaydedilmiş; yani SOPHIE’nin hem pop müziğin sesini değiştirecek kadar etkili bir figüre dönüşmesinden hem de 2021’deki trajik ölümünden önceki bir döneme ait. Big Freedia’nın New Orleans bounce geleneğinden köklenen fiziksel enerjisi ile SOPHIE’nin sesi âdeta plastik bir malzeme gibi şekillendiren prodüksiyon yaklaşımı birbirine çok yakışıyor.
Yeni RIBS teklisinde en saf ve işlenmemiş hâlinde bir enerji var. Parçanın sözlerini bağıran Mark Wallace’ın sarf ettiği “You’re waiting on a plan? There ain’t no plan” (Bir plan mı bekliyorsun? Plan yok.) cümlesinin arkasındaki fevrilik parçanın DNA’sına işlemiş. “Not a Boogie” çok keskin riffler, şahane bir bas yürüyüşü ve yerleri sarsan bir davulla yeni RIBS albümün habercisi olmak için mükemmel bir seçim.
“Süpergrup” meşgalesi biraz gerilerde kaldı gibi. Aslında kendi başına yeterince dinleyicisi olan müzisyenlerin kendi ayarında isimlerle beraber ortak albüm yapma hadisesi her zaman ilgi çekicidir. Keşke daha sık karşılaşsak. 2013’te hepsi de kendi kulvarlarında oldukça yetenekli üç ismin; KD Lang, Neko Case ve Laura Veirs’in güçlerini birleştirdiği case/lang/veirs bunu 2016’da kendi adlarını taşıyan yüksek kalite bir albümle taçlandırmıştı. Albümün 10. yılını kutlamak için de 4 Eylül’de yeni bir edisyonunu yayımlıyorlar. Mevzubahis teklimiz o zaman albümde yer alma fırsatı bulamamış bir şarkı. Ama KD Lang’in vokali ve çok iyi stüdyo işçiliğiyle hiç de “artık” gibi değil. Yeni versiyon ayrıca konser performanslarını da içeriyor. Hem hafıza tazelemek hem de zamanında denk gelmediyseniz keşfetmek için güzel bir yol. Bu üç harika vokal yaz tatilinizin güzel bir eşlikçisi olabilir.
Sam Barsh, Mark Guiliana ve Keyon Harrold üçlüsü ne mutlu ki virtüözlük yarışına girmiyor. Tam tersine, kayıt boyunca birbirlerine alan açmaya özen gösterdikleri hissediliyor. Bir parçanın en iyi ânı bazen Harrold’ın bir trompet melo