Ne dinlesek?: Man/Woman/Chainsaw, Overmono ve haftanın diğer yeni müzikleri
— Kaynak: Bant Mag
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Man/Woman/Chainsaw, Overmono, Mabel Matiz, Roy Montgomery & Martha Skye Murphy, Valfi, John Carpenter, Lawrence English, Azure Wrath, Art Feynman, Vanishing Twin, DIIV ve dahası.
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Man/Woman/Chainsaw, Overmono, Mabel Matiz, Roy Montgomery & Martha Skye Murphy, Valfi, John Carpenter, Lawrence English, Azure Wrath, Art Feynman, Vanishing Twin, DIIV ve dahası. Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor. Brixton çıkışlı altılı, albüm 7 Ağustos’ta platformlara düştüğünden beri bütün gözleri üstüne çekiyor. Man/Woman/Chainsaw çıkış albümlerinde yeteneklerini janrlara bağlı kalmaksızın sergiliyor ve kalabalık bir grubun nasıl yeni ses manzaraları bulabileceğini veya alışık olduğumuz tarzlara nasıl kendi yorumlarını katabileceğini görmek yüzümüzü güldürmüyor değil. Cannonball’un genelinde şu aralar çok da sık rastlamadığımız mutluluğa ve keyfe dair bir şey var. Belki bu genç grubun işlerine getirdiği heyecan ister istemez bestelerine de sızmış. Man/Woman/Chainsaw’un ismini daha uzun süreler duyacağız gibi görünüyor. E.Ö. Kariyerinde Laurie Anderson’dan Ryuichi Sakamoto’ya, David Sylvian’dan Blonde Redhead’e birçok önemli isimle çalışmış olan İzlandalı basçı, kendisi kadar namı büyük gitarist Bill Frissel ile bir araya gelince güzel bir şeyler beklemek normal. Sverrisson’un kendine has arpej ağırlıklı bas cümlelerine Frissel’in daha çok atmosferi yoğunlaştıran bir eşlikçi olarak katıldığı şarkılar da zaten tamamen Sverrisson’un besteleri. İkiliden daha önce de 2018’de Strata isimli bir albüm daha duymuştuk. Orada gitar daha dominant tınlıyordu, bu sefer basın ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Son derece minimal prodüksiyon da çalımlara odaklanmayı kolaylaştırıyor. Keyif alacağınıza eminiz. U.Ç. Melvins, Butthole Surfers, Big Business ve Mr. Phylzzz üyelerinin aynı odada bulunmasının nasıl sonuçlanacağına dair ilk tadımlık. Buzz Osborne’un geçtiğimiz sonbaharda turnede aklına düşen Gatta Morta; JD Pinkus, Coady Willis ve Clinton Jacob’ın katılımıyla son hâlini almış. Rifflerin ağırlığını dert edinmek yerine ritmik aksamalar ve etkileyici iniş çıkışlarla sürekli dengeyi bozan “Black Hall”, grubun Burn Witch Burn adlı dört parçalık EP’sinden paylaşılan ilk kayıt. Buzz Osborne’dan bir cümleyle noktayı koyalım: “Dünyanın yeni, ağır ve tuhaf bir grubu bağrına basması için her zaman doğru zaman.” C.K. Mabel Matiz’in şarkıları; gündelik dili, yerel deyişleri ve eski şarkı formlarını bugünün prodüksiyon alışkanlıkları içine fazla ehlileştirmeden taşıyor. “Ha Leylim” de 9/8’lik ritmin salınımından gücünü alan bir parça. Cem Özel’in düzenlemesi ritmi sürekli diri tutarken Matiz’in vokali ön plandaki romantizmi yer yer oyunbaz, yer yer kabına sığmayan bir noktaya çekiyor. “Nişan”, “murat”, “helallik” ve “kasabaya ilan edilen aşk” gibi sözlerde karşılığını bulan evliliğe dair geleneksel ritüeller, Sinan Tuncay’ın yönetmenliğini üstlendiği klibin de esas malzemesi. C.K. Nate Amos’un projesi This Is Lorelei, “Oh No Now My” ile sade akustik gitarın etrafında, hafif çatallı vokali ve kulağa ilk anda yerleşen melodisiyle tanıdık bir his uyandırıyor. Bir yandan country’ye çalarken diğer yandan Amos’un kendine has tuhaflıkları ve küçük prodüksiyon dokunuşları parçaya yerleşmiş. 11 Eylül’e tarihlenen The Singer in My Band’den “Oh No Now My”ın stop-motion klibini de izlemek için buraya. T.Ö. Roy Montgomery ile Martha Skye Murphy’nin Nebular’ı, iki müzisyenin birbirine şarkı göndermesinden çok, uzaktan birbirlerinin sesine cevap vermesiyle şekillenmiş bir albüm. Yeni Zelanda’da yaşayan gitarist Montgomery ile Londra merkezli Murphy, kayıtları e-posta üzerinden birbirlerine göndererek, katmanların ve sınırların giderek birbirine karıştığı bir ses dünyası kurmuş. Montgomery’nin gitarları ağır ağır yükselirken Murphy’nin sözden çok sese yaklaşan vokalinin yarattığı bu bulanıklıklık sonucunda beş parçaya yayılan, zamanı mümkün olduğunca esneten bir ambient ve drone koleksiyonu ortaya çıkmış. T.Ö. John Carpenter’ın kariyerinin ilk çizgi romanı için oğlu Cody Carpenter ve gitarist Daniel Davies ile besteledikleri Cathedral, çıkış noktasının aksine eşlik ettiği hikâyeden bağımsız da ayakta duran bir albüm. Heavy metal ve prog rock’a yaslanan aranjmanların Davies’in gitarının da etkisiyle arada verdiği hard rock tadında çıkışlar, endüstriyel ve senfonik aksanlarla şekilleniyor; baba-oğul Carpenter’ların synth akorları ise Los Angeles’ta asansörlü bir katedralde gerçekleşen bir cinayeti konu alan roman için ikisinden de beklenecek ölçüde karamsar ve tabii ki de bir o kadar sinematik bir atmosfer inşa ediyor. Gotikliği değilse de süresi hafiften yorabilen bir albüm ama yazdan bıkmış, ayazı özlüyor olabileceklere mutlaka iyi gelecektir. Z.N.G. Açılışıyla omuz hareketlerini minik minik başlatıp giderek tüm bedeni neşe içinde harekete geçirmeyi başarıyor “Sun and Moon.” Hem de bunu sözlerine kulak kesilince anlayacağınız, kırgın bir aşk hikâyesini ele alırken yapıyor. Ponder’ın ifadesiyle “Şarkının davulları ve temposu, itiraf etmek istediğimden daha fazla yaşadığım o itme-çekme kovalamacasını hatırlatıyor. Davulların durduğu sona kadar, bu oyundan ne kadar yorulduğunu ve daha derin bir şey özlediğini fark etmiyor.” Ayrıca bu tekli, Ponder’ın önümüzdeki aylarda yayınlayacağı Everything Has Changed koleksiyonunun ikinci tadımlığı. Ş.Ö. Japon psikedelik folk üçlüsü maya ongaku, ikinci albümü Nothing Space Music’te müziği neredeyse bir dikkat ve algı egzersizi gibi ele alıyor. Shonan’da kaydedilen albüm, ambient ve pastoral dokuları acele etmeyen, boşluklara da ses kadar önem veren bir anlayışla bir araya getiriyor. Grubun spontane oluş fikrine dayanan yaklaşımı, Nothing Space Music’i belirgin melodilerden çok atmosferi ve dinleme hâlini merkeze alan bir albüme dönüştürüyor. D.U. Cathy Lucas’ın Fransa kırsallarına göçüp, Valentina Magaletti ve Susumu Mukai’ninse Londra’da kalmasıyla ekibin üretim pratiklerinin yaşadığı evrimin bir nevi numunesi olacak 2 Eylül tarihli Archives’ın üçüncü teklisi. Synth notaları alacalı cızırtılarla birbirlerine katlanırken, Valentina Magaletti’nin leziz ve tuhaf davul atağıyla resmen start alan “Sugar Stone”da tatlı zarafeti ötesinde engin bir yoğunluk var. Lucas’ın şu ânında zamanın ona nasıl geldiğiyle, “artık bir bebeğin sürekli değişen bakışının baş döndürücü hızıyla ölçülebilmesiyle” ilgili olduğunu söylediği parça nostalji ve umudu eş zamanlı aktarırken, gönülleri rüzgârla esen buruk bir coşkuyla dolduruyor. Gökdelenlerin brütlüğünün karşısına şarkının akışkanlığını koyan monokrom video klibi için de tam şuradan devam. Z.N.G. Ambient ve drone dünyasının en çalışkan isimlerinden biri olan Lawrence English, yine yeni bir albümle karşımızda. Aynı zamanda Room40 isimli harika plak şirketinin de sahibi ve bu tarz müziklere ilginiz varsa kendisiyle illa ki karşılaşmış olmalısınız diye düşünüyorum. Albüm yine minimal tonlarda ve sanki bir uzay gemisinin içinde uzayda sürükleniyormuşuz gibi hafif kaotik bir hisle başlıyor. Beşinci parçaya geldiğimizde sanki bir şeyler değişiyor ve başka bir hikâye başlar gibi oluyor. Daha sonra yine benzer şekilde devam etse de albümün ortalarına doğru böyle nefes aldığımız garip ve aşırı güzel bir bölüm var. Sonlara doğru yine benzer bir düşüş ve dinginlik tekrar kendini hatırlatıyor. Bu iniş çıkışlı hâl genel olarak karanlık ve pis bir atmosfere sahip; bu sıcaklarda herkese çok da uymayabilir ama türün meraklıları için Lawrence English yine çok hoş, dokunaklı bir işe imza atmış. K.A. Kokoroko’nun 2025 çıkışlı Times Never Last albümündeki dört parçanın, Brezilyalı müzisyen ve prodüktörlerin dokunuşuyla yeni tatlar kazanarak, neşeli R&B, caz ve bossa nova ritimlerinin keyif veren atmosferlerinin birleştiği Tempos Difíceis Sempre Passam, birlikte yaratmanın tadını çıkarırken, zevkini bize de bulaştırıyor. Bir de Luci Pina’nın ellerinden çıkan renkli mi renkli, yaşam enerjisini yükselten kapak görselini de anmadan geçmek olmaz. Ş.Ö. Yeni BODEGA teklisi melodik gitarları, hemen kana karışan hookları ve Nikki Belfiglio’nun enerjik vokalleriyle hınzır bir rock parçası. “Weather Me”, gündelik hayatımızda ne