Ne dinlesek? L’Rain, James Ellis Ford ve haftanın diğer yeni müzikleri
— Kaynak: Bant Mag
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: L’Rain, James Ellis Ford, Jungle, Phoebe Bridgers, Cold Light, Primat, Elif Dikeç, Jon Hassell, Getdown Services, DjRUM ve dahası.
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: L’Rain, James Ellis Ford, Jungle, Phoebe Bridgers, Cold Light, Primat, Elif Dikeç, Jon Hassell, Getdown Services, DjRUM ve dahası. Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz de burada. Taja Cheek’in, albüme adını veren serap metaforundan; yanlış umutların, zihnin oyunlarının ve gerçek gibi görünen yanılsamaların çağrışımlarından yola çıkarak güvensizlikle ve “Senin başarın için yaratılmamış bir dünyada nasıl büyürsün?” sorusuyla hesaplaştığı dördüncü uzunçaları. Lucy Dacus ve Orville Peck gibilerine destek atmış Andrew Lappin ve Animal Collective, Doug Seegers ve Uncivilized benzeri isimlerle çalmış multi-enstrümantalist Ben Chapoteau-Katz’la birlikte prodüksiyonu üstlenen Cheek, modern hayatı şekillendiren aidiyet ve yabancılaşmanın bitmeyen tezatıyla yılmadan yüzleşirken, ışık ve sesin parıltılı, baştan çıkarıcı, vurucu olduğu kadar uçucu edada, kalıplara sığmayarak aktardığı albüm; dancehall, gospel ve slow jamleri kaset kayıtlarından taşan dokularla buluşturan, herhangi bir kalıba sığmayan bir sentezi. Z.N.G. Minimalist fakat çok etkili bir albüm kapağı, bundan bahsederek başlamak gerek. Biraz Anna von Hausswolff’un ICONOCLASTS albümü görselliğine benziyor. Brendan Angelides, albümle aynı ismi taşıyan açılış parçası “Can You Feel The End Begin?” ile buz gibi bir duşa sokuyor dinleyiciyi. “Need To Know” ile pasparlak floresan ışıklar altında bir rave’deymiş gibi hissettiriyor. Serj Tankian’ın eşlik ettiği David Bowie yorumu “I’m Afraid of Americans” da albümün distopik damarını iyice belirgin kılıyor. “Pumpkin” ve “There’s A Rainbow, In The Sky That’s Bright, As Bright As Your Soul” gibi cevherlerle dolu, gözlerimizi ve dişlerimizi kamaştıran bir albüm. D.U. Jane Schoenbrun’un yeni filmi Teenage Sex and Death at Camp Miasma için yeterince heyecanlı değilmişiz gibi şimdi de filmin soundtrack albümünden Alex G ve The Blue Nile’ın Paul Buchanan’ıyla yüreğimizi dağlayan bir parça savruldu önümüze. Alex G’nin akustik gitarının usulca eşlik ettiği tekliye asıl ağırlığını Buchanan’ın kederli vokalleri ve aşırı dokunaklı yaylı aranjmanı veriyor. Alex G, Schoenbrun’un 2022 ve 2024 filmleri We’re All Going to the World’s Fair ve I Saw the TV Glow’un müziklerini de üstlenmişti. E.Ö. Mabel Matiz, Melike Şahin ve Tuğçe Şenoğul gibi isimlerle prodüktör ve aranjör olarak çalışan Elif Dikeç, solo macerasının yeni teklisi “üç, dört”te mikrofonun başına da geçiyor. Laika ve Lamb gibi 90’lar sonu trip-hop ve deneysel pop komşuluklarını hatırlatan downtempo prodüksiyon biraz mesafeli bir atmosfer inşa etse de uykusuz gecelerden yollarda geçen zamana, üretmenin yorgunluğundan çevresindekilerle kurduğu ilişkilere odaklanan sözler hayli kişisel bir iç dökümü beraberinde getiriyor. C.K. Krautrock ve elektronik dans müziği birlikteliğini uzun yıllardır sürdüren grup, bu sefer direksiyonu post-punk’a çevirmiş gibi gözüküyor. Çok serin, iyi hissettiren bir enerjisi var “Lowest Common Denominator”ın. Biraz !!!, biraz Hot Chip gibi ama daha yaramaz gitar riffleriyle bezeli. Bu muzur dans parçası, 30 Ekim’e randevu verilen yeni albüm New Shiny Object’in çıkış single’ı. D.U. Arctic Monkeys, Fontaines D.C., Pulp ve daha nicelerinin prodüktörü olarak tanıdığımız James Ford’a 2024’ün sonunda çok ağır bir kan kanseri tanısı konmuştu. Prodüktör kimliğinden ayırmak için tam ismi James Ellis Ford olarak yayımladığı yeni solo albümü Lost in Another World‘ü iki kemoterapi sürecinin arasında görece enerjisini topladığı 15 günde kaydetmiş. Koleksiyon, Ford’un hastane yatağına eşinin getirdiği mikrofon, laptop ve küçük bir klavyeyle ortaya çıkmış. Hâliyle şarkılarda ölüm, yaşam ve bu ikisi arasında geride bıraktıklarımıza dair çok fazla düşünce var ama müzisyenin kendini neşelendirmeye çalıştığı anlar, varoluşsal kaygısıyla mizah yoluyla başa çıktığı dizeler de bir o kadar fazla. Hem yapım süreciyle hem Ford’un hayatındaki anlamıyla baştan sona çok özel bir kayıt. E.Ö. Phoebe Bridgers’ın çokça beklenen üçüncü albümü Lost Weekend, hakkında pek az şey bildiğimiz, yalnızca bir tekliyle tanıtılmış hâlde önümüze düştü. Bridgers’ın yıllar içinde röportajlarında, müziğinde ve sözlerinde dönüp dolaşıp kurcaladığı sorulardan biri affetmenin ne demek olduğuydu. Birini affetmekle özür dilemek, affetmemekle hâlâ sevmek arasındaki alan Lost Weekend’de de derinine kadar işleniyor. Albümü tek bir ucundan tutmak neredeyse imkânsız; bir noktadan sonra Bridgers’ın aşkından, acısından ve yasından oluşan dev bir duygu bulutuna dönüşüyor. Prodüksiyon da ambient dokular, sönümlenmiş country tonları ve yer yer shoegaze’e kayan efektli, gürültülü gitarlarla bu hissi destekler hâlde. T.Ö. Ekimde salıverecekleri do you love the color of the sky?’dan ilk tekliyi paylaşan Los Angeles çıkışlı indie pop dörtlüsü, üçüncü albümünde politik gündemimizin gediklisi hâline gelen neredeyse her konuyu yerin dibine sokacak gibi. “Deee-Lite’la Deftones buluşsa bu olur” gibisinden tanımladıkları parça, illet-mi-nimet-mi-kim-bilsin yapay zekânın insan yaratısını yarınlar yokmuşçasına sömürmesini, özerkliğinin önemsenmeyip neticesinin emiklenmesine saydırırken endüstriyel tınıları pop enerjisiyle buluşturarak yüzeyde tezatlı bağlamları aynı çatı altında topluyor. Klibi de hemen burada. Z.N.G. Husha Husha’dan uyku ile uyanıklık arasındaki bulanık bölgeye yerleşen on kozmik ninni. Here Come The Waterworks’te kankyō ongaku’nun dinginliği ve ambient unsurları; Wurlitzer’dan oyuncak piyanoya, fısıldayan üflemelilerden Mellotron’a uzanan yumuşak bir ses paletinde buluşuyor. Albüm adının bir ucunda uykunun yaklaştığını haber veren sulanmış gözler, diğerinde ise Brian Eno’nun Here Come The Warm Jets’ine küçük bir selam var. C.K. Shabazz Palaces, yeni albümü It’s A Style Sport’u duyurdu. Ishmael Butler ve uzun süredir birlikte çalıştığı Erik Blood’ın prodüksiyonunu üstlendiği art-rap albümünün “Ahh World (I Won The Alpha Bet)” adlı açılış parçasında Butler’ın esnek ve yer yer konuşmaya yaklaşan flowu, tekinsiz synth dokuları ve aksak ritimlerle çevrelenirken Shabazz Palaces’ın hip hop’ı yabancılaştırma iştahı yine başrolde.Jacob Kasar yönetmenliğindeki klibini izlemek için buraya. Albümüm tamamı için 23 Ekim’i bekleyeceğiz. T.Ö. 2019 yılında bir plak şirketi olarak başlayan Cold Light ekibinin bir müzik projesi hâline gelerek yayımladıkları ilk albümle karşı karşıyayız. Prodüktörler ve MClerden oluşan yedi – sekiz kişilik bu grup, ne kadar kalabalık olsa da inanılmaz bir konsept albüm soundu yakalamayı başarmış. Neredeyse her şarkıda farklı vokaller olmasına rağmen tek bir şarkı dinliyormuşcasına akan bir hikâye olduğunu hissedebiliyorsunuz. Tabii ki albüm boyunca dub, trip-hop ve hip hop’ın harika şekilde harmanlanmasıyla yaratılan dingin ve tekinsiz atmosferin bunda büyük bir payı var. Buram buram Bristol ve Londra kokan bu albüm arada akla Tricky’nin ilk zamanlarını da getirmiyor değil. K.A. DjRUM, canhıraş bir deconstructed club öyküsü ile karşımızda. 2025 tarihli Under Tangled Silence’ın ardından tek kompozisyonluk bir çalışma olan I Wander ile form meselesini kurcalamaya devam ediyor. Kendinizi başka bir zaman boyutunda koşuya çıkmış gibi hissediyorsunuz. “I Wander (II)”, bu janrdaki köklerini onurlandırıyor, Amnesia Scanner’ın ilk zaman işlerini andırıyor. Kırık ritimler, yüksek jungle ve breakbeat patlamaları, piyano ve yaylılarla oldukça tekinsiz ama yine de duygusal hissettiren bir kayıt. D.U. Claud’un oldukça neşeli seyreden yeni teklisi tam olarak bir “bardağın dolu tarafını görme” egzersizi. Non-binary müzisyen, son yıllarda ülkesinde kuir komünitenin başına gelen felaketlerin karşısında kendini çevresindekilere ne kadar bağlı hissettiğiyle ilgili daha da müteşekkir olmuş. “She Doesn’t Love Me” (“O beni sevmiyor”) ise şu anki ABD rejimi kuir komüniteyi gittikçe marjinalleştirdiğinden aslında ülkenin kendisine hitap ediyor. Yani “Amerika beni sevmiyor olabilir ama biz birbirimizi çok seviyoruz” diyor Claud. E.Ö. Elif Çağlar’ın solo