Ne dinlesek?: Kelela, Netam ve haftanın diğer yeni müzikleri

— Kaynak: Bant Mag

Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Kelela, Netam, Panda Bear & Sonic Boom, Nils Petter Molvær, TENGGER, Mastodon, Tracey Nelson, Show Me The Body, Kassel Jaeger, Madi Diaz ve dahası.

Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Kelela, Netam, Panda Bear & Sonic Boom, Nils Petter Molvær, TENGGER, Mastodon, Tracey Nelson, Show Me The Body, Kassel Jaeger, Madi Diaz ve dahası. Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor. Kelela dinleme deneyimi her zaman köşeleri olmayan, akışında değdiği her şeyi içerisine alarak sahip olduğu hacmi büyüterek var olan ve tek seferde hazmetmesi pek kolay olmayan bir alan gibi hissettiriyor. new avatar koleksiyonu ise ondan alışık olduğumuz R&B oyunlarına psikedelik rock ve shoegaze dokunuşlarını dâhil ederek çekici bir kulüp müziği yaratırken, tüm bunları sahip olduğu karanlığı beslemek için de kullanıyor. Evet, sizi yutuyor ama içerisinde salınmanın da kendine özgü bir huzuru var. Ş.Ö. Caz ve elektronik müziğin buluşma noktasında Norveçli sound sihirbazı Nils Petter Molvær’in rolü hakkında çok fazla şey söylemeye gerek yok. 30 yıllık solo kariyeri bunun net bir kanıtı. Günümüze kadar ortak çalışmalarda da izini hep sürdük. Eivind Aarset, Stian Westerhus, Ulver gibi hemşerileriyle de bolca albüm yaptı. Yeni çalışması eli artırıyor ve her şarkıya ayrı bir ismin katkısıyla oluşuyor. Bunlar arasında Led Zeppelin’den John Paul Jones, Imogen Heap, Alva Noto gibi isimler de var. Koleksiyon, Molvær’in bilindik ambient – electronica ve caz trompeti soundunu yansıtsa da dışarıdan gelen katkılar şarkılara özgünlüklerini kazandırıyor. Özellikle sabah güneşi evinizi doldururken güne sakin ve yüksek ruhlu bir başlangıç yapmak için birebir. Şarkı isimlerinden de anlaşılacağı üzere farklı şehirlerde kaydedilen albümün yanında bir yapım belgeseliyle de geldiğini hatırlatalım. U.Ç. 2000’lerde New Weird America akımının öncüleri olarak kulaklarımızın pasını silen Devendra Banhart ve prodüktör dostu Noah Georgeson, yanlarına John Zorn ve Bill Frisell gibi isimlerle çalışmış gitarist (ve Terry Riley’nin oğlu) Gyan Riley’i de alarak bir süpergrup kurmuşlar. Gayet de iyi yapmışlar. 11 Eylül’de HUG adıyla yayımlayacakları albümden gelen ilk tekliyi, Uzak Doğu melodileriyle Latin ritimlerin krautrock-vari bir şekilde bir araya gelmesi olarak tanımlayabiliriz. Belli belirsiz kurbağa sesleri de doğal bir yabancılaşma katıyor işin içine. Oldukça heyecan verici. Bu arada Noah Georgeson’a 20. yılını kutlayan nadide solo çalışması Find Shelter dolayısıyla ayrıca bir selam da gönderelim. U.Ç. Gorillaz, 14 ve 16 Temmuz’da gerçekleşecek ilk İstanbul konserleri öncesinde sürpriz bir yayınla karşımızda. Orkun Tunç’un uzun soluklu elektronik müzik projesi Armageddon Turk tarafından grubun son albümü The Mountain‘ın hit şarkılarından biri olan “Damascus”a yapılan remiks, Yasiin Bey ve Omar Souleyman’ın vokallerini darbukalar, kulüp odaklı kırık ritimler ve Anadolu ile Orta Doğu arasında gidip gelen bas frekanslarıyla yeniden şekillendiriyor. M.T. Tracey Nelson’ın ilk uzunçaları Hercules, alt-country ve indie rock arasında dolaşırken acelesi olmayan temposu ve büyük kelimelerden uzak şarkı yazımıyla sıcak bir his bırakıyor. MJ Lenderman ve Colin Miller ortaklığında şekillenen prodüksiyonda ikilinin dokunuşlarını hissetmek de mümkün. Sessiz sedasız ilerleyen, Tracey Nelson’ı tanıdıkça içine çeken dünyasıyla albüm, yaz akşamlarının hafif buruk hüznünü canlandırabilir. T.Ö. Brent Hinds’in ayrılığı ve ardından gelen kaybının ardından ilk kez yeni bir albüm yayımlamaya hazırlanan Mastodon, 28 Ağustos’a tarihlenen Marrow Deep‘den ikinci tekliyi paylaştı. Brann Dailor ve Troy Sanders’ın melodik vokal paslaşmalarına son düzlükte Queens of the Stone Age’in esas kişisi Josh Homme’nin de katıldığı “Snakes for Dinner”, hem birbirini hem dinleyeni ezip geçen riffleri, belki de son 10 yılda gruptan duyduğumuz en odaklı şekilde savuruyor. DEATHCATS imzalı tuhaf bir klibi de var, buradan izleyebilirsiniz. C.K. A ? of WHEN, başlığındaki soruyu müzikal yapısına da taşıyor. Bu şarkılar tam olarak ne zaman başlıyor, nereye varıyor ve arada zaman nasıl bu kadar esneyebiliyor? Panda Bear’in katman katman genişleyen vokalleri ile Sonic Boom’un ışık kırılmalarını andıran prodüksiyonu, pusulaya hararet yaptıracak kıvamda bir yönsüzlük hissini de beraberinde getiriyor. İkilinin 2022 tarihli Reset sonrası bu ikinci ortak albümü Spotify’da karşınıza çıkmayacak; algoritmik bir listenin arasına sızmayacak ve şarkı bitince sizi otomatik olarak başka bir kayda teslim etmeyecek. Fiziksel versiyonları dışında yalnızca Bandcamp ve Domino üzerinden satın alınabilen albümün bu dağıtım tercihi, Panda Bear ve Sonic Boom’un anlık tatmin ve kesintisiz çevrimiçi tüketim üzerine kurduğu eleştirinin bir uzantısı. Müziğin de aynı sabrı istediğini belirtmekte fayda var. C.K. Worldwide (2025) ardından -henüz ne zaman bilmesek de- gelecek Snõõper albümünden ilk tadımlık “RECESS”, grubun alışıldık temposunu korurken; deep house / DnB tınıları ile sol köşe yapıyor ama bunu asla yadırgatmıyor. Vokalist Blair Tramel’in hem sanatını hem rejisini yaptığı papier mache coşkulu videosunun yanı sıra browser’da oynamalık matrak mı matrak bir video oyunu da mevcut. Z.N.G. Brooklynli üçlü Trophy Wife, ikinci albümünde ilk albüm Get Ugly’nin gürültülü grunge ve punk damarını korurken bu kez söz yazımında daha da derinleşiyor. Öfkeyle daha yumuşak duyguları bir araya getiren albüm, hem enerjisi hem de duygusal yönüyle karanlık, hüzünlü ve yer yer güç verici. Gürültüyü yalnızca bir patlama ânı olarak değil; kırılganlığı görünür kılan bir araç olarak kullanan Pathetic, Trophy Wife’ın çok övülen canlı performanslarındaki yoğunluğu ve kontrolsüz enerjiyi de stüdyoya taşımış. T.Ö. Angela Seo ve Jamie Stewart, David Lynch ve Angelo Badalamenti’nin rızasıyla malum dizinin müziklerini Plays The Music of Twin Peaks’te yorumladıktan 10 yıl sonra yönetmenin ilk uzun metrajından ilhamla birkaç yıl önce yarattıkları konser konseptini albüme dönüştürdü. Lynch’in Eraserhead’in yanı sıra The Elephant Man, Dune ve Blue Velvet’ta da beraber çalıştığı Alan Splet’le yarattıkları besteden esinlendiklerini turnelemeye devam eden ikili, filmin işlediklerine paralel duygular aktarırken, öykünün absürt dünya kurgusuna -ve bunun ardındaki sıkışmışlık ve karanlığa- alan kayıtları, performansa özel üretilmiş ev yapımı enstrümanlar, modüler synthler, org ve tuhaf vokallerle yaptıkları çağrışımlarla yakından konuşuyor. Z.N.G. Soul, blues ve rock unsurlarını harmanlayan Grammy ödüllü grup Alabama Shakes, üçüncü stüdyo albümü I Must Be Dreaming‘i duyurdu. 2015 tarihli Sound & Color‘ın ardından 11 yıl sessiz kalan grup, 2024’te yeniden bir araya gelmiş ve yeni albümün sinyallerini geçtiğimiz aylarda yayımladığı “Another Life” ve “American Dream” ile vermişti. Prodüktörlüğünü Shawn Everett’in üstlendiği albümün yeni teklisi “I Feel Hope Coming”i solist Brittany Howard şu sözlerle paylaşmış: “Genç kuşak bana umut veriyor çünkü bütün o politik yalanların ardını görebiliyorlar. Bu şarkı da tam olarak bu umuda tutunmak ve vazgeçmeyi reddetmek üzerine.” T.Ö. Biraz disco, biraz boogie, biraz hipnotik funk groove’u, bol miktarda house titreşimi ve bu yaz ev partilerinin favorisi olmaya aday bir albüm. İstanbul – Berlin arasında üretimlerini sürdüren Netam, BURNOUT ile kulüp müziğinin enerjisini korurken dinleyicisini kişisel bir anlatının içine çekmeyi de başarıyor. Çeşitli parçalarda mikrofonun başına geçen Damla Temel ve nesly’nin vokalleriyle zenginleşen çalışma, duygusal ağırlığını akışı boyunca koruyor. M.T. Madi Diaz’ın “This is How a Woman Leaves”i, hayatı için özne olarak kendini geri çağırmanın, geri dönüşü olmayan ayrılıkların, kendini anlamış olmanın peşine takılıp giden bir kadının attığı yavaş ama cesur adımların arka planında ona eşlik eden sesler ve sözler bütünü. Geçtiğimiz yıl yayımlanan Fatal Optimist’in farklı sanatçılarla çeşitlenecek versiyonu Fatal Optimist (UN-unplugged) koleksiyonunun çıkış parçası, her şeyi daha açık açık anlatmayı seçiyor ve kendisinin sözleriyle “hiçbir yere uzanan bir merdiven bulup aşağı inerek dışarıya bakma” hissini taşıyor. Ş.Ö.