Ne dinlesek?: Interpol, Saul Williams ve haftanın diğer yeni müzikleri
— Kaynak: Bant Mag
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Interpol, Saul Williams, Allah-Las, Erykah Badu & The Alchemist, Hayvan Çocuğu, Aidan Baker, Dinosaur Jr., Mike D, Sarah Davachi, Ozan Tekin ve dahası.
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Interpol, Saul Williams, Allah-Las, Erykah Badu & The Alchemist, Hayvan Çocuğu, Aidan Baker, Dinosaur Jr., Mike D, Sarah Davachi, Ozan Tekin ve dahası. Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz de burada. Interpol bir gün Turn on the Bright Lights ve Antics’in gölgesinden bağımsız değerlendirilecek bir albüm yayımlayabilecek mi? Bunun doğru ya da hakkaniyetli bir refleks olduğunu savunmamakla birlikte 2026 itibarıyla yanıtımız “hayır” gibi gözüküyor. Söz konusu albümlerde Interpol ses paletini oluşturan enstrümanların rollerinde bir kesinlik söz konusuydu. Yıllar içinde bu kesinliğin otomatiğe bağlandığına şahit olduk. Grubun sekizinci albümü şarkı yazımında bir ters köşe barındırmasa da sanki kendi sesini yeniden tartmaya giriştiğini hissettiriyor. Akustik gitarlar, yaylılar, synth dokuları ve farklı perküsyon yaklaşımları bu kez daha ön planda. Son iki albümünde Dave Fridmann ve Flood gibi imza prodüktörlerle çalışmış olan grup, This Mirror Weighs a Ton için anaakım pop dünyasının kalbindeki isimlerden Andrew Wyatt ile stüdyoya girdi. En büyük katkısı, şarkıların hemen yükselmek yerine farklı yönlere sapmasına izin veren yapısal tercihlerde hissediliyor. C.K. New Yorklu oyuncu, aktivist, şair, yönetmen ve yazarın anlam, hatıra, geçmiş ve bunlara dair kelimelerle yoğun olduğu kadar açık, koyu olduğu kadar havai dinletisinde dilin kendisi ritmik bir araca dönüyor. Sözler, melodiler, doğaçlama ilahiler iç içe geçiyor; yankılarının izini bırakıyor. Williams’ın müzik, ses ve bunlara yüklediklerimizin temelindekileri hem sorguladığı hem betimlediği Leap Life’ta ambient, caz, elektronik ve hip hop’a mahsus yöntemler, Batı Afrikalı ritim desenleri ile Williams’ın spoken word ve şarkı arası değişen vokal yaklaşımı arasındaki sınırlar birbirine karışıyor. Deneysel caz ve avangart çevresinden epey mühim konuklar içeren albümde Carlos Niño, Jowee Omicil, Georgia Anne Muldrow ve Moor Mother gibilerini işitmek mümkün. Müzisyenin Songs My Mother Taught Me: Why The Artist Must Take Sides adlı otobiyografisi de önümüzdeki hafta yayımlanacak. Z.N.G. Protomartyr, Hotel Usona öncesindeki ikinci tekli “Feed the Sewer”da yapay zekâ meselesini grubun alışıldık karanlık ve huzursuz dünyasına taşıyor. Gitarların giderek daha fazla gürültüye dönüştüğü şarkı, teknolojik bir distopyayı anlatmaktan ziyade onun yarattığı boğulma hissiyle ilgileniyor. Joe Casey’nin tok ve yorgun vokaliyle gürültünün ve konunun yarattığı huzursuzluğun birleştiği şarkıda öfke yalnızca yapay zekânın kendisine değil; kolaylık uğruna giderek daha fazla şeyi ona teslim etmeye razı olan insanlara da yönelmekte. Albümün kalanını dinlemek için ise tarih 25 Eylül. T.Ö. Sarah Davachi zamanı eğip büküyor. İki saat 19 dakikaya yayılan The Will of Tongues; tarihi borulu orglar, yaylılar, nefesliler ve insan sesini kullanarak oldukça ağırkanlı ama tuhaf biçimde sürükleyici bir alan kuruyor. Özellikle iki parçaya bölünmüş 46 dakikalık “The Rose Dialogues”, albümün devasa ölçeğini iyi özetliyor; müzik ilerlemekten çok genişliyor sanki. “Songs of the Smile’s Fig” üçlemesinde koro işin içine girdiğinde kayıt daha törensel, hatta yer yer ürkütücü bir hâl alıyor. The Will of Tongues arka plana açılıp unutulacak türden bir ambient albümü değil; aksine sizden biraz sabır ve dikkat istiyor. Karşılığında da oldukça fiziksel bir dinleme deneyimi sunuyor, bazı anlarda müziği dinlemekten çok titreşimin içinde oturuyormuşsunuz gibi. Kolay lokma olmasa da kendinizi bıraktığınızda etrafınızdaki havayı bile biraz değiştiren, görkemli bir drone / minimalizm çalışması. D.U. Ozan Tekin’in 20 Kasım’da yayımlanacak yeni albümü Parçalar, sabit çalışma saatleri ve bölünen dikkat arasında şekillenen bir dönemin ürünü. Anadolu’da da yaygın olan saka kuşundan ilham alan ilk tekli “Goldfinch’s Dream” de albümden işittiğimiz ilk ses. Parça kesinlikle belli bir miktar hüzün taşıyor ama dramatikleşmek yerine farklı yönlere doğru genişliyor. Sanki henüz tam biçim bulmadan dağılan manzaralara eşlik eden bir piyano kompozisyonu. C.K. Allah-Las, bugüne kadar kendileriyle en kolay özdeşleşen güneşli California atmosferinden biraz daha karamsar bir şekilde karşımızda. Büyük ölçüde enstrümantal ilerleyen albüm, grubun doğaçlamaya daha fazla alan açmasıyla birlikte psikedelik rock’tan krautrock’a, ambient’ten elektronik müziğe uzanan bir dizi farklı yola sapıyor. Grubun sezgilerini takip ederek ilerlediğimiz hissedilirken, bu bir güvensizlikten çok kendinizi flütlerin, synthlerin ve gitar looplarının akışına bıraktığınız, nereye varacağını düşünmeden yolu birlikte aradığınız bir yolculuk gibi. T.Ö. Eşiyle beraber yürüttüğü Nadja projesini dinlediğimden beri genelde ne yaparsa dinlemeye çalıştığım bir isim Aidan Baker. Kendisiyle tuhaf bir şekilde Godflesh forumunda da karşılaşıp konuşma / yazışma fırsatım olmuştu. Oldukça alçak gönüllü bir profil çizen tatlı da bir insan olduğunu düşündüm hep. Sanırım “ona âşığım” falan diye devam edeceğim gibi oldu ama valla öyle bir şey yok. Genelde ambient, drone, post rock hatta drone metal gibi türlerin içinde gezen bir müzisyen kendisi. Bu albümde de yine çok iyi bildiği ve icra ettiği gitarlı ambient / drone dünyasında olmayı seçmiş. Çok da iyi yapmış, daha ilk parçadan çok iyi bir şekilde sizi nerelere götürebileceğini hissettiriyor albüm. Sabırlı bir şekilde daha minimal ve ağır tempolu (hatta tamamen temposuz) müzikler dinlemeyi seçen ve seven insanlar için elbette ekstra keyifli oluyor bu gibi işler. Dolayısıyla biraz emek isteyebiliyor bu gibi tınılara çok aşina olmayanlar için; sizi kolayca içine alan bir dünya değil hâliyle. Bu tarz albümlerde son parçanın en uzun parça olması genelde sizi mükemmel bir finalin beklediğine işarettir ve Adverse Camber’da da durum tam olarak böyle oluyor. K.A. Bu albüm tabii ki Brent Hinds’in yokluğunun gölgesi altında yayımlanıyor. Ama Mastodon’un bir boşluğu doldurmak ya da eksikliği gizlemek gibi bir çekincesi olmadığı da hızlıca anlaşılıyor. Grubun özdeşleştiği katmanlı ve girift kurgulari tamamen ortadan kalkmış değil ama ekibin daha doğrudan, hatta kimi anlarda 2000’ler başlarındaki sludge dönemlerini hatırlatan bir yaklaşım var. João Nogueira’nın klavyeleri, ses paletinin en ayrıksı unsuru ve kanımca şarkıların çoğunda “ayrıksı” olmanın ötesine nadiren geçiyor. Josh Homme, Geezer Butler, Joe Duplantier gibi konuklar da 12 şarkılık akışta Mastodon’a eşlik ediyor. C.K. Turnstile’ın NEVER ENOUGH: VERSIONS’ı, grubun 2025 tarihli albümündeki şarkıların ne kadar çeşitlenebileceğini gösteren bir deney alanı gibi. 22 farklı yeniden yorumda Slayyyter, Floating Points, Blood Orange, Four Tet, Elton John, Panda Bear, Hayley Williams, A.G. Cook, Dying Fetus, Dan Deacon ve Julien Baker gibi birbirinden uzak dünyalardan isimler aynı şarkılarla oynamış. Bazı parçalar orijinal hâllerinden yalnızca birkaç adım uzaklaşırken bazıları şarkının bütün karakterini değiştirmiş hâlde; Turnstile’ın melodileri elektronik prodüksiyonlar, caz, pop, metal ve ambient gibi farklı farklı dokularla çeşitlendirilmiş. T.Ö. İngiltere’nin güneybatısından, Cornwall’un Falmouth kasabasından nur topu gibi bir psikedelik oluşumumuz var. Şarkıcı, gitarist ve kasabanın sevilen mekânı The Cornish Bank’in sahibi Will Greenham’ın başını çektiği topluluk ilk albümünü yayımlamasına rağmen görmüş geçirmiş bir grup gibi tınlıyor. Özellikle Greenham’ın Donovan’ı çağrıştıran vokaliyle, 70’lerin psych-folk soundunu referans verebiliriz. Ancak buna ekledikleri krautrock, desert blues ve Kuzey Afrika ritimleri farklarını yaratmalarını sağlıyor. Belki biraz daha sivri bir sound beklenebilir onlardan. Ama daha yolun başındalar, bu da gayet saygın bir başlangıç. U.Ç. Erykah Badu ve The Alchemist’i birlikte dinleme deneyimini, keyif ile anlam bulma çabası arasında, ilerledikçe sallanan bir köprüde yürümeye benzetebiliriz. Bir süredir beklemede olduğumuz bu ortaklık; aşk, düşler, kadınlık gibi sorgulamalar üzerindeki genelgeçer