Ne dinlesek?: DOMi & JD BECK, The Durutti Column ve haftanın diğer yeni müzikleri

— Kaynak: Bant Mag

Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: DOMi & JD BECK, The Durutti Column, Deniz Cuylan, Shannon Lay, Arca, Sir Richard Bishop, Havantepe, Julia Holter, Blonde Redhead ve dahası.

Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: DOMi & JD BECK, The Durutti Column, Deniz Cuylan, Shannon Lay, Arca, Sir Richard Bishop, Havantepe, Julia Holter, Blonde Redhead ve dahası. Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor. Caz, hip hop ve hafif elektronik dokuları kendilerine has bir füzyonda buluşturan DOMi & JD BECK, ikinci albümlerinde atmosferi daha da ön plana çıkarırken tempoyu da ilk albüme kıyasla katbekat artırıyor. Söylediklerine göre bu kez daha büyük bir orkestrayla yola çıkarak, onlarla birlikte çalmış başka müzisyenlere, kariyerleri süresince icra ettikleri en zor müziği çaldıklarını beyan ettirmişler. Virtüöz ikili, albümün tamamını Sibelius nota yazım programıyla bestelemiş; kayıtları ise insan başının işitme biçimini taklit eden Neumann KU 100 binaural mikrofon sistemiyle gerçekleştirmiş. Rahat olduğu kadar zarif vokallerini girift armonilere bindirirken hiç olmadığı kadar sinematik besteler silsilesi sunuyor bu kez DOMi & JD BECK. Bugünlerde bir film müziği projesinde adlarını duymak şaşırtmayacaktır. Aynı anda hem çok teknik hem de çok daha sihirli oldukları; hem stimüle edip hem de huzurla arkaya yaslattıkları zengin bir albüm. YouTube’da paylaştıkları 9 dakikalık canlı potpuriye de bir kulak vermek isteyenler tam buraya tıklayabilir. Z.N.G. Shannon Lay’in beşinci stüdyo albümünde had safhada bir rafinelik söz konusu. Her flüt, her keman, her piyano yürüyüşü ve pedal steel gitar kendini o kadar büyük bir cömertlikle ve kolaylıkla dinletiyor ki albüm dönerken her ânını takdir etmekten kendinizi alamıyorsunuz. Yepyeni bir nefes ve tertemiz aranjmanlarla kendine âşık ediyor Past The Veil. Farklı ilhamlarla başka yönlerine çekilmekten korkmayan, tek bir şey olarak tanımlanmayı da büsbütün reddeden bir koleksiyon. E.Ö. Chris Clark’ın geçen yılki albümü Steep Stims ve mayısta saldığı eşlikçisi Opponent Stims EP’yi takip ederek bu seriyi tamamlayacak olan Entity Stims kısaçalarından ilk tadımlık. Elektronik dokuların arasında gizli melankoliyi yavaşça açığa çıkaran, hem fiziksel hem de duygusal bir gerilim yaratırken ritmik hareketliliğiyle ileri iten bir yapısı var. Arkada hep bir huzursuzluk hissi mevcut. Clark’ın detaycı prodüksiyonu kulüp müziğiyle sinematik anlatım arasında ilginç bir denge kuruyor. Z.N.G. Twin Temple, yeni teklisi “Haunt Me” ile ürkütücü estetiği ve gotik romantizmini en etkileyici hâliyle bir araya getiriyor. 50’lerin vokal armonilerini ve aynı dönemin nostaljik enstrümantasyonunu sahiplenen ikili, doğaüstü bir aşk hikâyesini sinematik bir anlatıya dönüştürmüş. Alexandra James’in teatral vokali ile vintage prodüksiyonun buluştuğu parça, sanki hüzünlü bir vampir filminin kapanış sahnesinde çalsa hiç yadırganmayacak kadar atmosferik. T.Ö. Brighton çıkışlı zıpır, sevimli ve teatral post-punk grubu Opus Kink’in ilk albümü. ‘Til The Streams Run Dry (2022) ve My Eyes, Brother! (2023) EP’leriyle dikkatleri üstlerine çekmişlerdi, The Sweet Goodbye ile de kendilerini tanımlamak için kullandıkları “üflemeli pislik-funk” ifadesinin hakkını verdiler. Gürültülü gitarlar, dramatik trompetler ve kabare havasıyla neredeyse “skipsiz” bir albüm sunuyorlar. Altıncı şarkı “I Have To Shine My Sunday Shoes”, sekizinci şarkı “448C (The Colour Of Love)” ve dokuz numaralı “Crucify!” kesinlikle bir şans verilmesi gereken cevherler. D.U. New Yorklu üçlü Blonde Redhead’in yeni teklisinin bedenin ve ruhun, yaşamın ve ölümlü dünyanın içinde hayatta kalmak için ruhun özgürlüğüne, bu özgürlüğün büyüttüğü fiziksel olmayan sevgiye inandığını söyleyebiliriz. Kazu Makino’nun dinleyeni bütünüyle ele geçiren bir rüya gibi vokallerinden sızan bu tema, üzerine eklenen bulanık ve salınan gitarları birbirine değdikçe suya düşen taşın yarattığı dalgalar gibi iç içe geçen ve katmanlaşan enstrümanlarıyla, tüm bulanık atmosferine rağmen dinleyeni tümüyle hayata itiyor. Bunda parçanın sonundaki kuş cıvıltılarının da payı büyük. Ş.Ö. Besteci ve gitarist Deniz Cuylan, yakın zamanda kaybettiği köpek dostu Luca’ya adadığı ikinci albümünü sonbaharın ilk günlerinde yayımlayacak. Hemen her parçasında farklı müzikal geleneklerden konuklarla geniş bir sonik haritayı kapsamına alacak For Luca’dan dinlediğimiz ikinci teklide Cuylan’a, 1970’lerden bu yana ürettikleriyle Japonya’nın modern müziğinin mimarlarından biri olan Makoto Kubota ve çok yönlü müzik insanı Berke Can Özcan eşlik ediyor. “For Shirasu”da Kubota, Cuylan’ın gitar örgüleri ve Özcan’ın elektro-akustik dokuları üzerine kaybettiği kedisi için kaleme aldığı metni seslendiriyor. Mario Ruggiero imzalı klibi de buradan izlenebilir. C.K. 2002 – 2024 aralığında farklı dönemlerde kaydedilen parçaların bir araya gelmesiyle oluşan Foundlings, beklenmedik şekilde spesifik bir zamanın ürünüymüş hissi veriyor. Grubun ağır ilerleyen riffleri ve psikedelik motifleri her zamanki yerinde dursa da bu kez onlara bol efektli gitar katmanları ve neredeyse emo sularına yaklaşan vokaller eşlik etmiş. Albüm boyunca ağır ağır örülen melodiler, Dead Meadow’un sisli atmosferi içinde ağır temposundan ödün vermeden ilerlerken; birbirine organik biçimde bağlanan parçalar da baştan sona tek nefeste akan bir dinleme deneyimi yaratıyor. Foundlings, grubun uzun soluklu diskografisinde bir “kullanılmamış parçalar” derlemesi olmanın ötesine geçen bir albüm. T.Ö. Vini Reilly’nin pandemi öncesinden beri üzerinde çalıştığı ve 15 yıl aradan sonra gelen yeni albümü yılın en dikkat çekici işlerinden biri olmaya aday. Grubun basçısı Keir Stewart’ın da prodüksiyona katkısıyla gayet minimal bir şekilde ev ortamında kaydedilen çalışma, Reilly’nin gitarıyla yarattığı harika sound atmosferiyle dinleyicide güçlü bir görsel dünya da yaratabiliyor. 2010’da yaşadığı inme nedeniyle sol elini kullanma konusunda sıkıntı yaşayan Reilly’nin buna rağmen gitarıyla ilişkisi hâlâ çok güçlü. Yüklü reverb ve delay kullanımı yer yer fazla nostaljik bir hava katsa da her türün dinleyicisine hitap edebilecek, duygu yoğunluğu fazla ve güçlü bir albüm. U.Ç. Julia Holter’ın ufuktaki albümünden üçüncü teklisi âdeta bir çiçek gibi yapraklarını açtıkça açıyor. Holter’ın vokalleri, eklenen delay ve reverb efektleriyle kasten teatral bir hâle büründürülüyor. Parçaya sürreal bir hava katan flütler bir noktada “acaba kuş sesi mi?” diye düşündürürken bütün kalabalık bir anda yine sönüyor, synth ve saksafonla baş başa kalıyoruz. Ardından müzisyen sanki bir ninni okuyor veya yorganların altında bir korku hikâyesi anlatıyormuş gibi karanlık ormanlara dalıyoruz. Holter basın açıklamasında “‘My Lost One’, ürpertici kafiyeler ve anlamsız heceler içeren çocuk kitaplarından ilham alan, oturma odalarından ağaçların büyüdüğü ve giysiler giymiş hayvanların çeşitli şeyler yaptığı büyülü bir halk masalı. Vahşi hayvanların evime taşındığını, dış mekân ile iç mekânın birbirine karıştığını hayal ediyorum. Ocağımda yemek pişiren bir sincap düşünüyorum. Neyi yaratıyoruz ve gerçekte neyi özlüyoruz?” diyor. Gerçekten de olduğunuz odadan büyülü bir ormana ışınlayan bir güzellik “My Lost One”. E.Ö. Arca, özlediğimiz deneysel ruhunu, &&&&& (2013) ve @@@@@ (2020) miksteyplerindeki karanlık ve saldırgan soundunu bir bıçak biler gibi keskinleştiriyor XXXXX ile. Deconstructed club, ambient ve popu birleştiriyor; “Heart”ta mekanik bir kalp atışını, “Raver”da anaakım EDM’in yıkılmış ve orijinal bir yöntemle yeniden inşa edilmiş hâlini duyuyoruz. Albümün görsel dünyasına baktığımızda da Arca’nın uzun zamandır “davası” olan ve projelerinde sıklıkla işlediği transhümanizm ve beden dönüşümü temaları göze çarpıyor. Kaan Ulgener imzalı kapakta insan ve makine birbirine bağlanıyor, bedenin ilkel dürtülerini teknoloji ile birleştirerek çok kırılgan bir portre çiziliyor. D.U. Meksikalı üçlü Karen y los Remedios’un yoldaki albümü Bestiaria, farklı kültürlerden 12 kadın figüründen yola çıkarak yazılmış 12 şarkıdan oluşuyor. “Ninfa” isimli ikinci tekli; trip hop beatleri, Latin elektronik müziğinden beslenen prodüksiyon ve Ana Karen’in dinginleştirici b