Ne dinlesek?: Cameron Winter, Pet Shop Boys ve haftanın diğer yeni müzikleri
— Kaynak: Bant Mag
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Cameron Winter, Pet Shop Boys, Remi Wolf, Danielle Ponder, Deafheaven, Basht, HAAi, BODEGA ve dahası.
Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: Cameron Winter, Pet Shop Boys, Remi Wolf, Danielle Ponder, Deafheaven, Basht, HAAi, BODEGA ve dahası. Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz de burada. Geese’in popüler müzik evrenini domine ettiği 2025’te grubun lideri Cameron Winter’ı da görmekten sıkılmış olabilirsiniz. Winter, Geese’in yanı sıra gene geçen yıl yayımladığı Heavy Metal isimli solosuyla da büyük ilgi görmüştü. Şimdi oradan şarkıları, onun yaşında (23), çok az müzisyene nasip olmuş bir mekânda, Carnegie Hall’da çaldığı konserin kaydı albüm oldu. Bir piyano ve Winter’ın vokali şarkılarının gücünü bütün çıplaklığıyla ortaya seriyor. Çok kullanmamaya çalıştığımız bir tabir “zaman-dışı”. Ama Winter bunun içini dolduruyor. 70’lerden Harry Nilsson-vari bir his ya da John Cale ile Lou Reed’in Songs from Drella’sını da anımsatıyor. Vokalin savrukluğu Jeff Buckley’i de hatırlatıyor. Gençliğinin verdiği rahatlık hissediliyor. Piyano çalımı savruk, bazı şarkılar vokale boğulabiliyor ama önünde şarkı yazma zanaatini geliştirmek için çok zaman var. Ayrıca Paul Thomas Anderson’ın konseri Benny Safdie rejisiyle görsel kayıt altına aldığını da ekleyelim. Yakında çıkacak o da. Rock’n’roll belki iki jenerasyondur sahip olmadığı bir yıldıza sahip. İhtiyaçtan da olsa hak ediyor gibi. U.Ç. Temmuz ayında ilk albümünü yayımlayan Ebbb, hiç hız kesmeden yoldaki albümlerinden üçüncü tekliyi paylaştı. Önceki iki tekliye kıyasla kendilerini synth bulutlarında iyice kaybeden ekip, düş dünyası ve gerçeklik arasında ipince bir çizgide yürüyor. Parça için grup, “Korkularınızla yüzleşmek, ileriye gitmek ve bu sırada kim olduğunuzu unutmamak hakkında” tanımını yapmış. Dinleyicisini de kendisi gibi bulutların üzerine çıkaran “Public” gerçekten de insana bunları yapacak motivasyonu ve ilhamı sağlayabilir. E.Ö. ALBÜM: Danielle Ponder – Everything Has Changed(Dead Oceans) Rochester doğumlu Danielle Ponder, “Çünkü ben hüznün de peşindeyim, deliliğin de. Aydınlığın içinde duruyorum ve karanlıkta da dans edebiliyorum.” sözleriyle açılış yapıyor. Yaşamının bir bölümünü hukuk, yargı ve yasa ekseninde geçiren müzisyen, avukatlık yıllarından taşıdığı sorgulayıcı bakışı bu kez hem kendisine hem dünyaya yöneltiyor gibi. Bunu da tüm kısıtlayıcı kalıpları boşvermiş hâlde kişiseli, toplumsal olanla yan yana getirmiş parçalarıyla yapıyor. Everything Has Changed, sömürgeciliğin yarattığı eşitsizliklerden bir aşkın bitişine uzanan sözleri, saç tellerinizden parmak uçlarınıza kadar hissedebileceğiniz vokali ve hip hop, soul, R&B tatlarıyla bizi Ponder’a yaklaştırırken yaşadığımız dünyayla bağımızı da sıkı tutuyor. Ş.Ö. Daughter’dan tanıdığımız Elena Tonra’nın solo projesinin yeni teklisi “Sleep”, 30 Ekim’de yayımlanacak Save As albümünden geliyor. Paris’te bir otel odasında kaydedilen bir demodan yola çıkan parça; akustik gitar döngülerini nabız gibi atan elektronik davullarla buluştururken Tonra’nın melankolik dünyasına biraz ürpertici, biraz da harekete geçirici bir hava katıyor. T.Ö. Alan Turing’in hayatını elektronik müzik, yaylılar ve oyuncu Juliet Stevenson’ın anlatımıyla sekiz bölümlük müzikal bir biyografiye dönüştürdükleri projeyi ilk kez 2014’te BBC Proms’ta sahneledikten sonra tekrar ele alıyor Pet Shop Boys. Synth pop, çağdaş klasik müzik ve sözlü anlatımı buluşturan, yer yer oratoryoya yaklaşan A Man from the Future, Turing’in bilimsel mirasıyla cinsel kimliği nedeniyle maruz kaldığı zulmü birlikte ele alıyor. İkilinin müziğinde sıkça yan yana gelen mesafe ve kırılganlık, burada makinelerin mantığıyla insanın arzuları arasındaki gerilimde karşılığını buluyor. Sade melodileri bu kez dans pistinden uzaklaşıp elektronik döngüler ve oda müziği dokularıyla teatral bir anlatıma katkıda bulunuyor. Ölçülü üslupları, hikâyenin trajedisini melodrama başvurmadan aktarırken geleceği tasarlayan bir insanın kendi zamanında yaşamasına izin verilmemesindeki çelişkiyi öne çıkarıyor. Z.N.G. Melodik gitarlar üzerine kurulu enstrümantal indie rock şarkıları yapan ANILAR’a yeni parçasında Yangın’dan Theo Kaya eşlik ediyor. Geçtiğimiz yaz yayımlanan Where Memories Gather albümünü takip gelen parça, o koleksiyonda dinlediğimiz “Sunset”in yeni bir yorumu. Theo Kaya’nın sözleri ve vokalleriyle yeniden şekillenen şarkı, ANILAR’ın gitar katmanları ve atmosferik sound’unu bu kez sözlü bir anlatıyla buluşturmuş. T.Ö. Bob Dylan-esk bir ozanlığı Joe Strummer’ın hırçınlığıyla buluşturduğu, Marsilya yerleşkeli yeni grubunu aracılığıyla duyurduğu bu dolgun çifte tekli, Parquet Courts’un Andrew Savage’ına göre “Bir rüyadan uyanıp, giderek daha ağır sonuçlar doğuran acı gerçeklerle peş peşe yüzleşen bir adam hakkında”. Bu beyanın düşündürdüğü kadar bedbaht olmasa da yorgun isyanıyla geçtiğimiz yıla duyduğumuz hınca tercüman oluyor. Z.N.G. 2025’in en iyi albümlerinden biri olan Like a Ribbon’a imza atan İngiliz rapçi John Glacier’ın yeni teklisi yine benzer kalitede. Albümün havasında farkı belki daha parlak, daha net bir soundu tercih etmesi diyebiliriz. Vokalleri biraz daha kendine güvenli, daha önde, prodüksiyonun içinde kaybolmuyor. Bu da Glacier’ın önümüzdeki zamanda daha anaakım işlerle karşımıza geleceği ve ismini daha fazla duyurabileceği bir yol izleyeceği hissini uyandırıyor. Harika bir kariyer başlangıcı yapan Glacier’ın her kararı da başımız üstüne. U.Ç. 2025’te Lonely People with Power albümüyle blackgaze sularında yeniden fırtınalar koparan Deafheaven, üç parçalık sürpriz bir EP ile karşımızda. At Work In The Fields Of The Bomb, adını fotoğrafçı Robert Del Tredici’nin nükleer silah üretim sürecini belgelediği 1987 tarihli kitabından alıyor. Müzikal tarafta Deafheaven’ın black metal damarının iyice attığını görüyoruz. “Hunter”ın acımasız blast beatleri ve keskin gitarlarıyla açılan EP, atmosferik bir ara durak olan “Three Princes”in ardından yaklaşık 13 dakikalık “Sorry Laid the Hearth” ile kapanıyor. Grubun alıştığımız melodik ferahlığına burada pek yer yok. Buz gibi hissettiriyor, oldukça sert ve tavizsiz. D.U. “Moment Suspendu”, Morpheus’un Mart 2027’de yayımlayacağı May I Come In? albümünün tonunu belirleyen ilk fikirmiş. Annesini kaybettiği dönemde yazdığı beste yıllar içinde biçim değiştirmiş; ilk günkü sızısını korurken onunla yaşamanın yollarını da öğrenmiş. Japon kotosunun keskin tınısı arpla buluşuyor, celesta birkaç notayla araya giriyor, yaylılar şarkı boyunca sarıp sarmalıyor dinleyeni. Morpheus, albümün yayınlanmasıyla birlikte çıkacağı turnede Türkiye’ye de uğrayacak. M.T. 90’lardan beri üreten İskoç grup Teenage Fanclub, 13. albümü Do Not Dare to Dream ile gitarlı pop şarkıları yazmaya devam ediyor. Norman Blake ve Raymond McGinley’nin şarkıları yaş almak ve geçmişe dönüp bakmak gibi meseleleri ele alırken grubun alışık olduğumuz tatlı gitarlarını, vokal armonilerini ve melodilerini dinlemek her zamanki gibi keyifli. Teenage Fanclub’ın zamana direnen şarkı yazarlığını hatırlatan albüm, büyük sürprizler peşinde koşmadan kendi hâlinde ilerliyor. T.Ö. DJ Dali küratörlüğünde hazırlanan Contra-Ice Vol. 1: ICE OUT, göçmen hakları için mücadele eden kuruluşlara dayanışma fonu sağlamak üzere SoundsGood Records etiketiyle yayımlandı. 47 parçalık derlemede Kathleen Hanna, Tom Morello, Money Mark, Fred Armisen ve Jello Biafra’nın yanı sıra çok sayıda müzisyen yer alıyor. Contra-ICE albümünün gelirleri, emek haklarını ve toplulukların ortak birikimlerini korumak için çalışan NDLON ve Unión del Barrio gibi örgütlere aktarılacak. T.Ö. Fontaines D.C., Cardinals, The Murder Capital derken İrlanda çıkışlı rock gruplarına bir yenisi daha eklendi. Basht.’in ilk albümünü daha bitirmeden yeniden dinlemek için sabırsızlanıyorsunuz. Albümün imge dünyası ve konseptleri; İrlanda’nın kanlı sömürü geçmişi, aşırı dindar yönetimler ve günümüz siyaseti gibi duraklara uğruyor. Birçok “slow-burner” parçayla dolu olan Poor Advice, grubun gitar cümleleri yazma marifeti hakkında akılda hiçbir soru işareti bırakmıyor. Karanlık ve ağır olmaktan çekinmek bir kenara