‘Müşteriyi mutlu etmeden göndermemek genlerimize işlemiş’
— Kaynak: Hürriyet Kelebek
Her meslekte o mesleği yapan kişinin ulaşmayı hayal ettiği bir zirve var. Sinemada Oscar’lar neyse kuaförlük dünyasında da British Hairdressing Awards (İngiliz Kuaförlük Ödülleri) benzer bir ağırlık taşıyor. Bu ödülün kategorilerinden olan London Hairdresser of the Year’da (Londra’da Yılın Kuaförü) bu sene ilk kez bir Türk kuaförün finalist olduğu açıklandı. Mustafa Alan, Türkiye’de başlayıp Londra’ya uzanan kariyer yolculuğunu anlattı.
Etiler’deki bir kuaförde çalıştığı yıllarda arkadaşlarımla birlikte keşfetmiştik Mustafa Alan’ı. İlk kırmızı renkli, havalı saçımı kendisine borçluyum. O dönemde hayalinin Londra’ya gitmek olduğunu ama İngilizce bilmediği için çekindiğini söylüyordu. Sonra Londra’ya gittiğini, 2-3 yıl içinde de Jude Law’la o dönemki sevgilisi Sienna Miller’ın saçını kesmeye başladığını duyduk. Yıllar geçti ve şimdi de London Hairdresser of the Year 2026’daki 6 finalistten biri oldu. Onunla telefonda söyleşi yapabilmek için bir müşterisinin onun için yolladığı özel uçağın Ibiza’ya inmesini bekledim. Bir zamanlar İngilizce bilmeyen Mustafa (41) İngiliz aksanıyla açtı telefonu... ◊British Hairdressing Awards’un Londra ayağında yılın kuaförü kategorisindeki 6 finalistten birisin. Üstelik bu kategoriye giren ilk Türk kuaförsün. Bu neden önemli, anlatır mısın? British Hairdressing Awards’un kuaförlük dünyasının Oscar’ı gibi olduğunu söyleyebilirim. Kökleri 1882 yılına uzanan Uluslararası Kuaförler Dergisi (Hairdressers Journal International-HJI) tarafından 1984’ten bu yana düzenleniyor. Ben de bu ödüllerin en rekabetçi kategorisinin 6 finalistinden biri oldum. 100’ün üzerinde jüri üyesiyle finalistler belirleniyor. Bu yılki ödül töreni 23 Kasım’da olacak. 1992 yapımı, Ron Fricke’nin yönettiği ‘Baraka’ isimli bir belgeselden esinlendim. Dünyanın en eski kültürleriyle modern sanayi toplumu arasındaki keskin çizgiyi gösteren bir yapım. Ben de bu etnik kökenlerin modernizme yansımasını yaratmak istedim. Londra o kadar kozmopolit bir yer ki burada dünyanın her yerinden insanlarla karşılaşabilirsiniz. Mesela Serengeti’deki Maasai kabilesinden bile müşterim oldu. Koleksiyonumla “Hepimiz farklı köklerden geliyoruz ama sonunda hepimiz insanız. Güzelliklerimizin de farklı farklı yansıması var” demek istedim. ◊Daha önce hiç Türk finalist olmamış mı bu kategoride? Muhtemelen denemişlerdir. 2017 ve 2018’de ben de denedim. Ama hiç Türk finalist olmamış. Mesleğin zirvesi British Hairdressing Awards, Londra kategorisi de benim için bir zirve. 16-17 yaşlarımdayken yabancı moda dergilerine bakardım. Dilini anlamasam da Londra, New York, Milano, Paris moda haftaları çok dikkatimi çekerdi. “Bir gün Londra’ya, New York’a gidip bu kadınların saçını yapacağım” derdim. O zamanlar kuaför çırağıydım. Arkadaşlarım bana gülüyordu. Londra yolculuğum, işte o küçük çocuğun hayaliyle başladı. Türkiye’deki en iyi kuaför kim diye bir baktım. Erdem Kıramer’in Jacques Dessange adlı salonu dikkatimi çekti. Gittim, onlar da bana “Yarın gel, seni deneyelim” dediler. Çırak olarak işe aldılar. Sonra Etiler’deki Bem Jolie’ye geçtim. Sonra ünlü bir kozmetik markası beni Fransa’ya yollamak istedi ama vize alamadık. İki ret alınca babamın da desteğiyle TIR şoförü vizesi çıkardım. Babam ve abim TIR şoförü. ◊TIR şoförlüğü yaptın mı hiç peki? Sonra neler oldu? Abimle beraber TIR’la iki sefer yurtdışına çıktım. Avrupa’ya birkaç kez girip çıkınca vize almam kolay oldu. Londra’ya uçakla gittim. Birkaç yerde çalıştım, İngilizce bilmediğim için bana tercüman veriyorlardı. 8 ay sonra müşteriyle bire bir saç boyasını konuşabilecek kıvama geldim. ◊Patronun Errol Douglas MBE, British Hairdressing Awards’a 30 yıldır üst üste aday gösteriliyor. Yolunuz nasıl kesişti? Bir de adındaki ‘MBE’ ne anlama geliyor? Member of the Order of the British Empire, yani Britanya İmparatorluk Nişanı üyesi demek. Kraliçe Elizabeth’ten almış... Onunla çalışan bir kız saçını bana yaptırmaya geliyordu. “Patronum seninle görüşmek istiyor” dedi. Şu an orada artistik direktör olarak çalışıyorum. Evet, Leydi Helen Taylor (Kral Charles’ın ikinci dereceden kuzeni) müşterim örneğin. Roger Federer tenisi bırakmadan önce eşi Mirka Federer ve ikiz çocuklarıyla geliyordu. Daha önce çalıştığım yerde bir gün kapıdan içeri biri girdi. Sienna Miller’mış (oyuncu). “İngilizce bilmiyor” demişler benim için. O da “Fön çekebildiği sürece sorun yok” demiş. O zaman Jude Law’la (oyuncu) beraberlerdi. O da bana saç kestirmeye geldi. Blue müzik grubundan Duncan James ve Victoria’s Secret modellerinden Candice Swanepoel’un da saçını kestim. ◊Türk kuaförlere Londra’da neden bu rağbet var sence? Çünkü bizdeki servis sistemi çok üst seviyede. Müşteriyi mutlu etmeden göndermeme gibi bir durumumuz var ki bu genlerimize işlemiş. Çayının, kahvesinin nasıl getirildiğine kadar her detaya dikkat ediyoruz. Yaptığımız işte de daha iyiyiz. Fön çekmek bile bizim için basit bir işlem değil. Saçı kişinin yüzüne, hayat tarzına oturtmaya çalışıyoruz. Türkiye’de kültürel değerlere ve o hiyerarşiye çok önem veriyoruz. Çırağın ustayı takip etmesi, zamanla çırağın ustayı geçme isteğinin olması ve bunun ustanın da hoşuna gitmesi seni sürekli ileriye götürüyor. En büyük faktör de usta-çırak ilişkisinde saygı ve sevginin olması. ◊Türkiye’de “Bu çocuk okumayacak galiba, onu bir kuaförün yanına verelim” mantığı vardır... Ben de ilkokul mezunuyum. Nevşehir’deyken okulu bırakmaya karar verdiğimde annem çok üzülmüştü. Ona şunu söyledim: “Merak etme, ben ne yaparsam en iyisini yapacağım.” Oto tamircisi de olabilirdim ama onun da en iyisini yapma niyetindeydim. Abim Aytekin Alan beni bu mesleğe yönlendirdi.