Look Back: Çizerek bağ kurmak ve var olmak üzerine
— Kaynak: Bant Mag
Tatsuki Fujimoto’nun aynı adlı web mangasından uyarlanan Look Back, Hirokazu Kore-eda'nın zarif dokunuşlarıyla anlatısını zenginleştiriyor.
Tatsuki Fujimoto’nun aynı adlı tek bölümlük web mangasından Hirokazu Kore-eda tarafından sinemaya uyarlanan Rukku Bakku / Look Back, 2026 Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’a, Londra Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’ne ve Chicago Uluslararası Film Festivali’nde Altın Hugo’ya aday gösterilirken; Venedik’ten Cinema & Arts, CinemaSarà, SIGNIS ve UNIMED ödülleriyle döndü. Türkiye seyircisiyle ise Filmekimi’nin 2026 seçkisiyle buluştu. Still Walking, Monster, Shoplifters, Nobody Knows gibi nice filmiyle hafızamızda kendine özel bir yer edinen Japon yönetmenin zarif dokunuşlarla zenginleştirdiği hikâye, manga sanatçısı iki genci odağına alırken, çizim masası başında geçirilen uzun saatlere bir saygı duruşu niteliğinde. *Bu yazı, Look Back filmini henüz izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir. Look Back, ortak tutkusu manga çizmek olan iki çocuğun kurduğu benzersiz ilişkiyi odağına alıyor. 2000’lerin başında henüz ilkokul öğrencisi olan Fujino ve Kyomoto, okul gazetesi için çizdikleri dört karelik yonkoma hikâyeleri aracılığıyla tanışıyor. Bu tanışıklığı, birlikte ürettikleri ve hayatı paylaştıkları yıllar izliyor. Çizim yapmanın başlangıçta bir rekabet, sonrasında ise birlikte var olma ortamı hâline geldiği yıllar su gibi akıp geçerken film, 10 Ocak 2016 tarihinde zamanı durduruyor. O günden geriye dönerek bizleri geçmişin, geri alınamaz zamanın ve kaçırılan fırsatların melankolisine teslim ediyor. Mangada iki karakter, birbirine taban tabana zıt kişilikleriyle karşımıza çıkıyor. Fujino dışa dönük ve okulda popüler bir öğrenciyken, Kyomoto içe kapanık ve çekingen. Aralarındaki zıtlığın en güzel yansıması ise yonkoma çizimlerinde beliriyor. Fujino eğlenceli, dinamik ve cesur hikâyeler anlatmayı seviyor. Kyomoto ise yalnız geçirdiği uzun saatleri çizimlerle doldurmuş ve küçük yaşta ustalaşmış bir çizer. Fujino’nun çizimleri diyaloglarla dolup taşarken, Kyomoto’nun çizimleri bir köşeden hayatı gözleyen, mekânları izleyen bir gözün sessizliğini taşıyor. Bir şenlik sahnesini resmettiğinde bile olayların ve zamanın dışında duran bir perspektife sahip. İkilinin yolları kesiştiği zaman, zıtlıklar birbirlerini besleyen bir kaynağa dönüşüyor. Filmin karakterler arasındaki sürtüşmeyi abartıya kaçmadan, küçük ve anlık detaylarla izleyiciye hissettirdiğini düşünüyorum. Bu sayede Fujino ve Kyomoto’nun yolları kesiştiğinde, söz konusu farklılıkların günün birinde yol ayrımı yaratacağını da ilk andan itibaren seziyoruz. Özellikle iki karakterin yüz yüze tanışmasına vesile olan Fujino’nun yonkoması, sanki kaderlerini önceden haber veriyor. Sahne, mangadaki anlatımın bir kopyası olmanın ötesine geçmiş; âdeta bu âna boyut atlatmış. Esen rüzgârın Fujina’nın elindeki yonkomayı kapıp uçuruşunu, odanın serinliğini, koridorun kokusunu sanki oradaymış gibi hissediyoruz. Hikâyenin ne anlattığına ve nasıl anlatıldığına önem veren Fujino’nun ilerleyen yıllarda dijital çizim araçlarına yöneldiğini görüyoruz. Kyomoto ise füzen kalemlerle desenler çiziyor, tuval üzerinde yağlı boya çalışmaları yapıyor. Yalnızca bu farklılık bile birlikte geçirdikleri onca yıla rağmen iki karakter arasındaki mesafenin hiç kapanmadığını gösteriyor. Filmin en güçlü yanlarından biri de çizim sahnelerine yaklaşımı. Fujino ve Kyomoto’nun çizim yaparak geçirdikleri yılların anlatımı, odalarının penceresinden mevsimlerin akıp gittiği görüntülerle aceleye getirilmiyor. Çünkü çizerek bir hayatı paylaşmaya başlayan bu iki karakter için manga üretmek, bir araç olmanın çok ötesinde. Fujino’nun anatomi ve çizim kitaplarıyla kendini geliştirmeye çalıştığı yılları, harcadığı emeği sanki biz de yaşıyoruz. Kyomoto’nun titiz çizimlerini, ince taramalarını, kullandığı teknikleri ve malzemeleri en küçük ayrıntısına kadar görüyoruz. Tüm bu detaylar hikâyeyi ete kemiğe büründürerek öylesine gerçek kılıyor ki afiyetle yenen kirazlı mochinin bile tadını ağzımızda hissetmeye başlıyoruz. Look Back, yaratıcısı Tatsuki Fujimoto için oldukça kişisel bir hikâye. Tıpkı Fujino ve Kyomoto gibi Fujimoto da ilk mangasını yayımladığında henüz lise çağındaymış. Nitekim iki karakterin isimlerinin Fujimoto’nun adını bu kadar çağrıştırması da tesadüf değil. Look Back’in bir de anime uyarlaması bulunuyor. Studio Ghibli bünyesinde The Wind Rises (2013) ve The Boy and the Heron (2024) gibi yapımlarda çalışmış olan Kiyotaka Oshiyama, 2017 yılında kendi animasyon stüdyosu Studio Durian’ı kurdu. Oshiyama’nın 2024 yılında yönetmenliğini üstlendiği 58 dakikalık Look Back, bu stüdyo çatısı altında hayat buldu. Hikâyeyi sevenler, Look Back evrenine Studio Ghibli esintili yemyeşil doğayı ve ferah rüzgârları taşıyan bu uyarlamaya mutlaka göz atmalı. Fujino’nun, Kyomoto’nun evine ilk kez gittiği sahne bir hayli çarpıcı aktarılmış. Mangadaki eskiz defterlerinin kapaklarına kadar her ayrıntıda hikâyeye gösterilen sadakatin yarattığı şaşkınlık bir yana, koridorda devasa bir yığın hâlinde duran defterler, küçük bir çocuğun çizim yaparak geçirdiği sayısız saati gözler önüne seriyor. Kyomoto’nun dış dünyayla arasına ördüğü bariyere dönüşen odanın kapısını açıp kendini sokağa atışını izlerken, yönetmen de izleyiciye âdeta kendi sınırlarını aşmanın heyecanını yaşatıyor. Bazı filmler insana hayatta olduğunu fazlasıyla hatırlatıyor. Look Back de bu filmlerden biri. Bitince, yakınındaki insanlara sıkı sıkı sarılmanın neden çok önemli olduğunu bir defa daha hatırladım.