Klasik müzik en çok profesyonel spora benziyor: Szigeti Quartet

— Kaynak: Bant Mag

Szigeti Quartet ile 22 Ekim Süreyya Operası konserleri öncesi sohbete koyulduk.

Szigeti Quartet, Budapeşte’nin önde gelen orkestralarında uzun yıllar yan yana çalmış dört müzisyen tarafından 2017’de kuruldu. İki keman, viyola ve çelloyu buluşturan yaylı dörtlüsünün oda müziği yolculuğuna yön veren tutkular arasında “tekniğin ötesine geçerek, sanatsal ya da duygusal bir deneyim” yaratmak da yer alıyor. Szigeti Quartet, 22 Ekim’de halk ezgilerinden doğan ve farklı duygusal dönemeçlerden geçerek bambaşka yerlere varan programıyla Kadıköy Süreyya Operası sahnesinde olacak. Repertuvarlarına ve etkinliğe dair tüm detaylara Süreyya Operası sayfasından ulaşabilirsiniz. Dvořák’ın programda yer alan Amerikan dörtlüsüne Little Women’ın 2019 tarihli Greta Gerwig uyarlamasından da aşina olabilirsiniz. Sahne aşağıda. Süreyya Operası konseri öncesi Haruka Nagao, Nóra Németh, Dénes Ludmány ve Richárd Rózsa’dan oluşan toplulukla bir sohbete koyulduk ve sahne öncesi hazırlıklarından klasik müziği neden profesyonel spora benzettiklerine doğru uzandık. Ayrıca 22 Ekim’deki konserleri öncesi kulaklarını alıştırmak ve çalıştırmak isteyenler için bir çalma listesi de hazırladılar; ilham aldıkları besteciler ve bestelerin esansında bulunan ilham verici unsurları sizle paylaştılar. Röportajın sonrasında bulabilirsiniz. Nerede çalındığı müziği ne kadar ve nasıl dönüştürebilir? Haruka: Elbette her konser salonunun farklı bir akustiği ve farklı bir atmosferi var. Performans sanatçıları olarak biz de doğal olarak bulunduğumuz mekâna tepki veriyoruz; dolayısıyla çalışımız da değişiyor. Bence mekân, müzik ve sanatçılar bu deneyimi her zaman birlikte oluşturuyorlar. Sahneye çıkmadan önce duygusal ve fiziksel olarak nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz? Haruka: Sahneye çıkmadan önce zihnimi sakinleştirmeye ve odaklanmaya çalışıyorum; böylece doğmak üzere olan müziğe kendimi tamamen bırakabiliyorum. Aynı zamanda, olduğum kişi olarak sahnede var olmaya çalışıyorum. Fiziksel olarak ise bedenimi gevşetip üzerimdeki gerginliği bırakmaya özen gösteriyorum. Böylece müziğe özgürce karşılık verebiliyor ve onun doğal bir şekilde akıp ortaya çıkmasına izin verebiliyorum. Süreyya Operası’nda seslendireceğiniz Bartók Quartet bir şehir olsa hangi şehir olurdu ve hangi özelliğinden dolayı? Denes: Bartók’un Üçüncü Yaylı Kuarteti bana her şeyden önce büyük bir Amerikan şehrini hatırlatıyor — son derece yoğun ve kompakt, rasyonel ilkeler doğrultusunda tasarlanmış; ancak aynı zamanda, olağanüstü enerjileri ve zengin duyguları sayesinde bu sert ve yalın forma hayat veren insanlarla dolu bir şehir. Haruka: Fransız chanson’larını ve soft caz dinlemeyi seviyorum. Çoğu zaman onları arka planda ve çok dikkatimi vermeden dinliyorum. Klasik müzik en çok hangi disipline benziyor sizce? Richard: Bana göre klasik müzik en çok profesyonel spora benziyor. Her ikisi de yıllarca süren eğitim, disiplin, sürekli çalışma, konsantrasyon ve becerileri geliştirmeye yönelik ömür boyu süren bir bağlılık gerektiriyor. Aynı zamanda her ikisinde de baskı altında performans göstermek ve tekniğin ötesine geçen bir şey—izleyici için sanatsal ya da duygusal bir deneyim—yaratmaya çalışmak söz konusu. Tıp mesleğiyle de güçlü bir bağlantı görüyorum. İyi bir doktor olmak, uzun yıllar eğitim almayı ve sürekli öğrenmeyi gerektiriyor; bunun yanı sıra kesinlik, sorumluluk, konsantrasyon ve baskı altında iyi performans gösterebilme becerisi de gerekiyor. Her iki meslekte de deneyim ve zaman içinde biriken bilgi önemli bir rol oynuyor; aynı zamanda kendini geliştirmeye de her zaman açık olmalısın. Bir diğer güçlü paralellik ise oyunculuk. Müzisyenler gibi oyuncular da büyük ölçüde hazırlık ve prova yaparak zaman geçiriyorlar; ancak performans anında tamamen o ana odaklanmaları gerekiyor. Her ikisi de teknik ustalık, duyarlılık, iletişim ve seyirciyle bağ kurabilme yeteneği gerektiriyor. Szigeti Quartet: İlham aldığımız besteciler ve besteler, moralimiz bozuk olduğunda bizi neşelendiriyor, düşünmeye sevk ediyor, sorular sormamıza yol açıyor ve bize başka hiçbir şeye benzemeyen bir deneyim sunuyorlar. Hem Bartók’un Üçüncü Yaylı Çalgılar Dörtlüsü hem de Dvořák’ın Amerikan Dörtlüsü halk müziği motiflerinden yararlanır. Ancak bu eserler birbirinden oldukça farklı kültürlerden doğmuştur. Ortaya çıkan sonuçların ne kadar farklı olduğunu görmek büyüleyicidir. Dvořák’ın eserinde duygular ön plandadır; son bölüm müthiş hareketlidir ve hareketin kendisi başlıca ifade unsuruna dönüşür. Bartók’un eserinde ise ‘yapı’ belirleyici bir rol oynar ve müziği de, jest ve duygularımızla kimi zaman örtüşen, kimi zaman zıtlaşan bu yapıyı alarak, katı ve değişmez bir çerçeve içinde var olmaya çalışan bireyin mücadelesini araştırır. Szigeti Quartet, 22 Ekim akşamı Süreyya Operası’nda, biletlere buradan ulaşabilirsiniz.