Kısa film tadında 15 video klip

— Kaynak: Bant Mag

Klasik klip kalıplarını ve şarkı sürelerini esneten, bölüm bölüm ilerleyerek kısa filme yaklaşan 15 video klip bir arada.

Shygirl’ün 2026’daki ilk teklisi olan “Alyse”’ın üç perdelik bir kurguya sahip klibi; bölüm bölüm ilerleyen, karakterlerin ya da bir olay örgüsünün peşine düşen başka örnekleri akla getirdi. Şarkı sürelerini ve klasik klip kalıplarını esneten bu işler, bir video klip için uzun, sinema açısından bakıldığındaysa kompakt anlatılar kuruyor. “Kısa film tadında 15 video klip” YouTube Playlist’i için buraya. Shygirl, geri dönüşünü arzu, paranoya ve kovalamaca arasında koşturan bir kliple yaptı. Zaten şarkılarında yıllardır aşina olduğumuz o huzursuz edici çekicilik burada da ete kemiğe bürünüyor. İzleyiciyi direkt olarak içine çeken, hızlı bir enerjisi var; minik bir Uncut Gems izliyormuşuz gibi. Bir “Now Age operası” olarak tanımlanan “Never Forever”, Prince Rama’nın kıyamet senaryosunu konser filmi, müzikal ve tuhaf bir televizyon yayını arasında bir yere yansıtıyor. Gelecekten ışınlanmış bir VHS kaseti gibi. Kimi anlarda of Montreal’ın “Paranoiac Intervals/Body Dysmorphia”sını, kimi anlarda MARINA’nın “I’m Not A Robot” klibini hatırlatıyor. Ama biraz da The Holy Mountain (1973) havası var sanki. Absürdizm zirve yapıyor, komik ve çok sevimli. Klibe sarılmak istiyorsunuz. Açılışında yüzünü Michèle Lamy’ye dönüştürüp “My face is the front of shop” (“Yüzüm vitrinin ta kendisi.”) diyen FKA twigs’in (“Faceshopping” henüz yayımlanmamıştı) hem başrolünde olduğu hem de bizzat yönettiği “M3LL155X”, dört şarkıyı birbirine bağlayan 16 dakikalık bir seyirlik. Fiziksel acı, hamilelik ve özgürleşme arasında dolaşıyor; body horror, moda ve performans sanatı arasında gidip geliyor. Yer yer gotik bir Melanie Martinez klibinin serseri kız kardeşi gibi. Emmanuel Adjei yönetmenliğindeki “Shahmaran”, çölün ortasına bilim kurgu, mitoloji ve kapitalizmle temas eden bir kâbus kuruyor. Başarı, güç ve özgürlük vaadiyle ileri doğru sürüklenen karakteri izlerken, ulaşılan “cennet”in aslında başka bir esaret biçimi olduğunu yavaş yavaş fark ediyoruz. Sevdaliza’nın zaten pek mütevazı olmayan görsel dünyası burada iyice anıtsallaşıyor; yedi dakikalığına klip izlemeyi bırakıp oldukça pahalı görünen bir distopyaya taşınıyoruz. Beastie Boys külliyatında bu listeye uygun pek çok video işi var elbet ama grup üyelerini ve Santigold’u oyuncak figürlere dönüştürerek izleyiciyi sürükleyici bir aksiyon filminin içine atan “Don’t Play No Game That I Can’t Win”i tercih ettik. Eğlenceli olduğu kadar çocuksu ve nostaljik de hissettiriyor. Ciddiyet ve abeslik arasındaki çizgi eziliyor, yer yer olay örgüsü şarkının önüne geçiyor. Commercial Album’de pop şarkılarının tekrarları çıkarıldığında geriye yalnızca bir dakikalık “esas malzeme” kalacağı fikrinden hareket eden The Residents, albümdeki dört parçayı aynı süreye sığan kliplerle tamamlamıştı. The Residents ile özdeşleşen avangart stil burada da kostümler, makyajlar ve dekorlar aracılığıyla kendini belli ediyor. Henüz video klip gelenekleri ve kalıplarının yerleşmediği bir dönemden, formatın ne kadar tuhaf ve serbest olabileceğini gösteren örneklerden. BANKS’in 2016 çıkışlı The Altar albümünün teklilerinden biri olan “Trainwreck”, izleyiciyi üç takım elbiseli tekinsiz adamın ortasında, daha ilk saniyesinden işlerin ters gittiği belli olan bir eve bırakıyor. Hitchcock ve Lynch-vari bir psikoseksüel gerilim filmi gibi. BANKS’in zaten pamuk ipliğine bağlı görünen sinirleri de video boyunca usul usul kopuyor. “NO THANK YOU”, Little Simz’i siyah-beyaz, sert ve neredeyse ayin havası taşıyan bir dünyanın içine yerleştiriyor. Albüme yayılan öfke, yabancılaşma ve müzik endüstrisine duyulan güvensizlik; dans, kalabalık sahneler ve teatral kompozisyonlarla iyice büyüyor. WALL-E (2008), Wes Anderson’ın herhangi bir filmi ve Ethel Cain estetiği veren “Hi Custodian”; karakterlerin kimlik değiştirip durduğu, mantığın da çok önemsenmediği bir rüya gibi. Aynı zamanda grubun solisti olan Longstreth zaten filmi “bir rüyadan yapılmış” diye tarif etmiş. Çok derli toplu, sinematik örgüsü oldukça iyi örülmüş bir iş. Moda filmi estetiğiyle politik öfkeyi gösterişli ve tekinsiz bir görsel dilde buluşturuyor. Bu klibi ilk çıktığında, ergenliğimde büyülenerek izlediğimi hiç unutmuyorum; zaten gece hayatı, seks, kendini sabote etme ve duygusal enkaz ancak Lady Wood (2016) gibi bir albümle bu kadar güzel anlatılırdı, Tove Lo da bunu 30 dakikalık bir video ile taçlandırmış oldu. “Fairy Dust”, bir noktadan sonra klip değil de çok güzel giydirilmiş bir sinir krizi izliyormuşuz gibi hissettiriyor. Teşbihte hata olmaz; Kids (1995) ve Gummo (1997) havası veren 8 dakikalık bir seyirlik. Hafıza ve yalnızlık fiziksel bir forma bürünüyor, birilerinin sadece bir zamanlar var olduğu ve hatıradan ibaret kaldığı bir mekân-zamanın içindeyiz sanki. Earl Sweatshirt’ün içe kapanık dünyasını neredeyse müzeye kaldırılmış gibi sergileyen bir video. Aynı isimli albümün farklı parçalarını birbirine bağlayan bir kısa film. Bilim kurgu, neon sarı ve Afrofütürist imgelerin birbirine karıştığı; neresinden yakalayacağımızı bilemediğimiz ve yarım yamalak hatırladığımız bir rüyayı izlemeye benziyor. Albümdeki şarkılar nasıl alışıldık nakarat ve kıta düzenlerini bozuyorsa film de klasik klip mantığını parçalı bir forma yerleştiriyor. Lady Gaga’nın bizzat yönettiği G.U.Y. (An ARTPOP Film), pop yıldızlığını mitoloji, camp ve gereksiz ölçüde görkemli prodüksiyonla aynı havuza atıyor. Hearst Castle’ın mermerleri, havuzları ve ilahi atmosferi arasında Gaga; düşüyor, yeniden doğuyor, intikam alıyor ve bütün bunları yaparken tabii ki tek bir an bile mütevazı davranmıyor. ARTPOP’un “sanat ve pop birbirine çarpsın, ne çıkarsa çıksın” manifestosunun en saf hâli gibi. Bir video klipten ziyade, yüksek bütçeli bir Antik Yunan hezeyanı. Whack World; Eduardo Casanova’nın 2017 yapımı uzun metrajı Skins’e benzeyen bir estetikle karşımıza çıkıyor. Parlak renk paletiyle bir oyuncak reklamını andırıyor; insan nereye bakacağını şaşırıyor. Çocuksu ve “el yapımı” görsel dünya, videonun grotesk temasının altını çiziyor. Baştan sona bir merak dolabı olarak tanımlayabiliriz; hangi kapağı açsan içinden başka bir garabet çıkıyor. Osaka’da bir akıl hastanesinden kaçmaya çalışan küçük bir kız ve köpeğini takip eden yedi dakikalık bir bilim kurgu kâbusu. Japon korku filmleri, çizgi roman ve aksiyon sineması arasında gidip gelen video; Squarepusher’ın zaten kontrolünü kaybetmek üzereymiş gibi duran müziğine kusursuz biçimde ayak uyduruyor. Neyin daha kaotik olduğuna karar vermek zor: Şarkı mı, kız mı, yoksa kafayı tamamen yemiş bu küçük evren mi?