‘Kalbe, ruha dokunmayan yerlerdeyiz’

— Kaynak: Hürriyet Kelebek

Cengiz Bozkurt oynadığı rollere imzasını atan oyunculardan. Yıllardır güldürdü, düşündürdü, hüzünlendirdi... 16 Ekim’de vizyona girecek yeni filmi ‘Dondurmam Gaymak: Gapital’ için buluşuyoruz. ODTÜ Fizik Bölümü’nden Londra’ya uzanan yaşamını; çocuklarını, mesleğini ve hayatı konuşuyoruz: “Gereksiz insanlara çok az zaman ayırıp hızlı koşmalı.”

Cengiz Bozkurt komik olması bir yana çok nahif, güler yüzlü ve kibar. Karşısındakine huzur verenlerden. Hayata dair yaşanmışlıkları, birikimleri de çok fazla. İnsan hep konuşsun istiyor. Onunla dünden bugüne uzanan bir muhabbete başlıyoruz. ◊ Dışarıdan bakınca yıllardır tanıdığımız komik adamı görüyoruz. Perde arkasındaki seni pek tanımıyoruz. Işıklar sönüp kameralar kapanınca nasıl birisin? Duygusal, iç yolculuğunu seven, kızlarıyla ve ailesiyle vakit geçirmeye çalışan çok mazbut bir hayatım var. 10 yıldır sadece işimi yapayım moduna geçtim. Çok bir yere çıkmıyor, programlara katılmıyorum. Bir iş yaptığımızda, işte senin gibi arkadaşlarımız sağ olsun, işlerimizi duyurmamıza yardımcı oluyor. ◊ Ben de aslında bu kadar popüler bir isimken neden daha geri planda durduğunu soracaktım... Hayat böyle geldi. Biraz da geri çekilmenin ve az konuşmanın daha etkili olduğu bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. Herkesin her konuyu her yerde konuşması, ahkâm kesmesi beni çok rahatsız ediyor. Sanıyorum ahkâm kesen insanlara karşı bir iritasyonum var. Kendimi de en son bir konuda ahkâm keserken görmek isterim. Beni öyle görürseniz, uyarın, vurun kürekle. Tiyatro kulübüne gittiğim anda hayat benim için bitti. Bitirmedim. Londra Üniversitesi’ne gidip sinema, televizyon, oyunculuk bitirdim. ◊ İngiltere’ye nasıl gittin? Ailenin maddi durumu mu iyiydi? Yoksa orada çalıştın mı? Tabii çalıştım, şöyle tesadüfi bir şey oldu: Tam o dönem bizim ODTÜ’lü arkadaşların gittiği bir yılbaşı partisine katıldım, İngilizce hocalarımız falan da geliyordu. Onlardan biriyle sevgili olduk. Sonra paldır küldür evlendik. Yani benim ilk eşim bir İngilizce hocasıdır. İlk kızımın da annesidir kendisi: Christine. Ama soruna dönersem, Londra’da bir pazar yerinde, otelde çalıştım, taksi şoförlüğü yaptım. Uzun zaman mahkeme tercümanlığı yaptım, bir yandan Londra Üniversitesi’nde okudum. ◊ Sahneye çıkıyorsun, hayatın değişiyor. Bir partide tanıştığın kadına âşık oluyorsun, evleniyorsun... Hayatın ne kadar tesadüfler üzerine kurulu... Evet, ikinci eşim de Londra’da büyüyen bir Türk. Onunla da Londra’da tanıştım ve iki çocuğumuz oldu. Ayrıldık. İstanbul’da tek başıma bir hayat sürüyorum. En küçüğünün biraz sağlık sorunları var. Epilepsi hastası. Onun için çok büyük bir zamanımızı o alıyor. Sağ ol. Tabii, sürekli görüyorum. Üçü de İngiltere’deydi. Bu yaz ikisini Kıbrıs’a yerleştirdik. Büyük kızım 35 yaşında, Londra’da belediyede çalışıyor. Orada bir yandan memleket hasretiyle içten içe yanıp tutuşuyordum. Anne-babam da yaşlanmıştı, onlardan uzaktım. Bunları düşünürken hayat bir tokat çaktı. Babam pankreas kanseri oldu. Ben de arabamın arkasına özel eşyalarımı attım. Her şeyi bıraktım ve babamın tedavisi için Antalya’ya geldim. 1,5 yıl yaşattık babamı. Beraber zaman geçirdik. Çocukluğumuzu, anılarımızı konuştuk. İyi ki dönmüşüm diyorum. O sırada Londra’da Mehmet Ergen’le kurduğumuz tiyatro burada çok yankılanmıştı. Mehmet “Kenter Tiyatrosu’ndan oyun çevirip yönetme teklifi geldi” dedi. Israr etti ve ben de kadroya dahil oldum. Tuhaf bir şey söyleyeceğim ama benim fobim canlı gömülmek. İlk bir Fransız filminde gördüm, öyle başlıyordu. Sonra birkaç tane öyle belgesel izleyip okumaya başladım. Kalp krizi geçirenlerin bir kısmı tabutta canlanabiliyormuş, 72 saat gömmemek lazımmış... İçime öyle bir korku girdi. Onun için de bütün organlarımı bağışladım. “En önce kalbimi alın” dedim. ◊ Bugün hayatından bir şeyi silebilecek olsan neyi silerdin? Üçüncü çocuğumun rahatsızlığından dolayı yaşanan bazı anları silmek isterdim. Ve onun iyi olmasını, sağlığının düzgün olmasını... Hastalığı keşfettiğimizde panik halde yaptığımız şeyleri daha sakin ve sükûnetle yönetebilmeyi isterdim. Çünkü çok paniğe kapıldık. Tedavi için Küba’ya, Amerika’ya gittik. Belki de yanlış adımlar attık. İnsan bir süre sonra sürekli kendini suçlamaya başlıyor. Bu söylediklerim benim büyük yaralarım Hakan. ◊ Türkiye’de ve yurtdışında yıllarca oyunculuk yapmışsın. Mesela bir işe giriyorsun, birinin sosyal medyada daha popüler ya da daha yakışıklı diye başrol olmasına bozuluyor musun?