I Want Your Sex: Büyümenin dikenli alanları

— Kaynak: Bant Mag

Gregg Araki'nin dönüş filmi I Want Your Sex, onun kendine has provokatif mizahını günümüzün cinsellik ve arzu tartışmalarıyla buluşturuyor.

Özellikle 90’lar sinemasına damgasını vuran, kışkırtıcı üslubuyla kendi kült evrenini yaratan Gregg Araki, I Want Your Sex ile uzun bir aranın ardından yine bildiği sularda. Başrollerinde Olivia Wilde ile Cooper Hoffman’ın yer aldığı film, Araki’nin kendine has provokatif mizahını günümüzün cinsellik ve arzu tartışmalarıyla buluşturuyor. Dünya prömiyerini yaptığı Sundance’in en ses getiren yapımlarından olan I Want Your Sex, son olarak Filmekimi kapsamında Türkiye seyircisiyle buluştu. *Bu yazı, I Want Your Sex filmini henüz izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir. Günümüz. Los Angeles’ın sanat camiasında dolanıyoruz. Sanat okulundan yeni mezun olan, yaşadığı evin kirasını ödemekte zorlanan ve kendisine bir yol çizmeye çalışan Elliot’ın, cinsel içerikli eserler üreten sanatçı Erica Tracy’nin stüdyosunda stajyer olarak işe girmesi sonrası yaşananları konu ediniyor I Want Your Sex. Erica ve Elliot arasında rızaya dayalı sadomazoşist bir ilişkinin kurulmasıyla farklı kuşakların bakış açıları ve yaşayış biçimleri arasındaki farklılıklar gösterilirken, patron-çalışan ilişkisi üzerinden güç dengesizliğinin sınırları da irdeleniyor. Film, eski Vogue seks köşe yazarı Karley Sciortino’nun yazdığı bir senaryoya dayanıyor. Gregg Araki, 2015’te ortaya çıkan ilk versiyonda stajyerin kadın, patronun ise erkek olduğunu söylüyor. Ancak #MeToo hareketinin ardından, rızaya dayalı olsa bile böyle bir imajı sorunlu görmüş ve dünyaya yaymak istemediğine karar vermiş. Rolleri değiştirmeye karar vermesi sonucunda Erica karakteri şekilleniyor. Anlatısının merkezine Z kuşağını yerleştiren Araki, zamanın ruhuna bağlı büyüme koşullarının, kuşakların kendilerini ifade etme biçimlerinde yarattığı farklılıkları görünür kılıyor. Filmde Elliot, kendi kuşağına dair çıkarımını örneklendirirken büyüme yıllarının önemli bir bölümünün pandemiye denk gelmesinin sosyalleşme anlayışlarını etkilediğini söylüyor. Erica’nın söyledikleri ise her şeyi kaçırmaktan korkan bir neslin, hata yapma korkusuyla cinsel deneyimlerden uzak durması arasındaki çelişkiye işaret ediyor. Erica’nın cinsel açıdan ilham aldığını söylediği Harold Robbins kitabını Elliot’a vermesi, anlatının neden sanat sektörü içinde konumlandırıldığını ifade etmeye başlıyor. I Want Your Sex, kuşakların sanatı kullanarak nelerden beslendiğine ve bunun yansımaları üzerine düşünmeye alan açıyor. Erica kendisini bulma yolculuğunda döneminin üretimlerinden destek alırken, Elliot’ın içinde olduğu ve ilk adımlarını atmaya başladığı sanat dünyasında bu böyle işlemiyor. Stajyerlik sürecinin başlamasından itibaren, kendisi de bir sanatçı olan patronu Erica’dan günümüzdeki sanat anlayışına ve üretimine dair eleştirileri sıklıkla duyuyoruz. Elliot’ın ilham alabileceklerinin davranışları ardındaki inançsızlık ve tutarsızlık, günümüzde tüketimi gözeterek yapılan çalışmaları aynalıyor ve Z kuşağının nostaljiyle kurduğu ilişkideki motivasyonu hatırlatıyor. Onun, Erica’dan ödünç aldığı 1948 tarihli romanla cinsel arzularını örtüksüz şekilde yaşamaya başlaması, Z kuşağının geçmişe dönük bir keşifle var olma yollarını aramasının filmdeki yansıması. Sanattaki ifadelerinde de iki kuşağın farklılığını görebiliyoruz. Erica, tüm ışıkların altında olmak isteyen ve bunun uğruna sansasyon yaratmaktan çekinmeyen bir karakter. Elbette burada uç bir örnekle karşı karşıyayız. Ancak Erica’nın kendisini göstermekten çekinmeyen tavrıyla, Elliot’ın benliğini podcastle ifade edişi arasındaki fark, görünürlük konusundaki kişisel sansür mekanizmalarının nasıl işlediğine de işaret ediyor. Havuzda bir kadın cesedi gördüğümüz sahneyle açılan film, dokuz buçuk hafta öncesine dönerek Elliot’ın işe girme sürecinden itibaren yaşananları anlatmaya başlıyor. Bu zaman atlamalı, parçalı kurguya sorgu sahneleri ve Elliot ile Erica arasındaki ilişkinin başlangıcına dair sahnelerin de eklenmesi, filmin takibini zorlaştırıyor. Hedeflenen dinamik temponun aksine içeriğin anlatısı arka planda kalmaya başlıyor.Yan karakterlerin yer yer Elliot’ın yolculuğuna hizmet edecek şekilde konumlanması ve hikâyelerinin kesintiye uğraması da sevemediğim noktalardan biri. Onun ev arkadaşı olan Apple; Z kuşağının arkadaşlık dinamiğine, seksi algılayış biçimine ve gündelik kaygılarına dair daha fazla alan açmayı sağlayabilirdi. Ancak karakterin Erica’nın davetine katıldıktan sonra ani bir şekilde filmden çıkması, cinsel deneyim sonrası yaşadığı zihinsel karmaşanın ve Elliot ile olan bağının görünür kılınmasına fırsat vermiyor. Araki, filmdeki çoğu karakterde kendisinden bir parça olduğunu ve özellikle Erica’da cinselliğe ve sanata dair kendi bakış açısından ve sesinden çok şey bulunduğunu söylüyor. Elliot’ın ise sinema öğrencisi olduğu ve dünyadaki yerini bulmaya çalıştığı döneme işaret ettiğini anlatıyor. Elliot’ı canlandıran Cooper Hoffman’a kendi dövmelerinden yaptırarak bu bağı daha görünür kıldığını da not düşelim. Araki, filmi kısaca Z kuşağına yazılmış, seks pozitif bir aşk mektubu olarak tanımlıyor. Ama filmin bu pozitif çizgide ne kadar kalabildiği benim için soru işareti. Eğlenceli tonun ve mizahın, cinsel rızanın ihlâli ve cinayet suçlaması gibi travmatik meselelerin içine yerleştirilmesi; ele alınan konuları yüzeysel bir noktada bırakıyor. Cinsel açıdan özgürleşmek, gençlikte yapılan hatalarla barışmak ve büyümenin tüm dikenli alanlarından geçmek üzerine umut verici bir yerden ilerlemek istiyor film. Bile isteye karanlık noktalara bulaşmamaya çalışsa da değindiği konuları derinleştirmeden ya da karakterin bu meselelerden nasıl çıkabileceğini göstermeden ilerlemesi, filmin vadettiklerini gerçekleştiremiyor ne yazık ki. Z kuşağının hata yapmaktan korkmasının ardında gerçek bulgular olduğunu açıkça gösterse de bu korkuyla nasıl baş edilebileceğini anlatma konusunda da yetersiz kaldığını düşünüyorum.