Günün kısası: Three Red Sweaters (2017)

— Kaynak: Bant Mag

“Her şeyi kaydedebildiğimiz bir dönemde anılarımız gerçekten daha mı kalıcı?”

Bir zamanlar “aile arşivi”; birkaç kutu fotoğraf, kaset ve şanslıysanız yıllar sonra bir yerlerden çıkacak ev filmleri demekti. Bugünse hayatın neredeyse her ânını kaydetmek mümkün. Martha Gregory’nin kısa belgeseli Three Red Sweaters, bu iki dönem arasındaki mesafeye kendi ailesinin arşivinden bakıyor. Gregory, dedesi Charles F. Lowrey’nin 1950’ler, 60’lar ve 70’ler boyunca 16mm kamerayla çektiği görüntüleri kullanarak bir şeyi kaydetmenin onu hatırlama biçimimizi nasıl değiştirdiğini araştırıyor. Three Red Sweaters’ın esas mahareti, arşiv görüntülerini yalnızca nostaljik bir malzeme olarak kullanmaması. Gregory’nin dedesiyle yaptığı konuşmalar, kameranın aile içindeki yerini ve yıllar önce çekilmiş görüntülerin bugün nasıl bambaşka anlamlar kazanabildiğini açıyor. Renkleri, kıyafetleri ve kameraya biraz çekingen biraz da meraklı biçimde bakan yüzleriyle eski filmler bir aile albümü gibi akarken; Three Red Sweaters “Her şeyi kaydedebildiğimiz bir dönemde anılarımız gerçekten daha mı kalıcı?” sorusunu araya sıkıştırıyor. Filmin sonunda Lowrey’nin kendisi de onlarca yıl boyunca oluşturduğu arşivin yeni bir parçasına dönüşüyor. Dünya prömiyerini 2017 Aspen Shortsfest’te yapan Three Red Sweaters, burada En İyi Belgesel ödülünü kazandı. Ardından Middlebury New Filmmakers Festival’dan Jacob Burns Creative Culture Award, Sebastopol Documentary Film Festival’dan ise Eleştirmenler Ödülü ile döndü.