Dünya Kupası'nın şarkılarla yazılmış alternatif tarihi
— Kaynak: Bant Mag
Lennart Skoglund'dan New Order'a, Ennio Morricone'den Belle and Sebastian'a, Dünya Kupası'nın hafızasında yer eden 17 şarkı.
Dünya Kupası şarkılarının tarihi, FIFA’nın dev prodüksiyonlarından çok öncesine dayanıyor. 1958’de İsveçli futbolcu Lennart Skoglund’un söylediği bir plakla başlayan hikâye, bugün Belle and Sebastian’ın İskoçya için yazdığı alternatif pop bir marşa kadar uzanıyor.
11 Haziran’da başlayacak 2026 Dünya Kupası öncesinde, kulakların pasını silmese de turnuva tarihine çeşitli şekillerde izini bırakmış 17 şarkıya kulak veriyoruz. Kimisi ülkesinin futbol hafızasında kendine kalıcı bir yer açtı, kimisi unutulmaya yüz tuttu; kimisi de yazıldığı turnuvanın çok ötesine geçerek popüler kültürün parçası hâline geldi.
1950’lerde Inter Milan forması giyen İsveçli sol kanat oyuncusu Lennart “Nacka” Skoglund, ülkesinin ev sahipliğini üstlendiği ve finale çıkarak tarihinin en büyük başarısına ulaştığı 1958 Dünya Kupası’na bir de şarkıyla iz bırakmak istemiş. Sonraları ABBA’nın menajeri olacak Stig “Stikkan” Anderson’ın yazdığı şarkı, Skoglund’un 1960’ların ortalarına dek sürecek müzik kariyerinin de ilk adımı.
1962 Dünya Kupası başlamadan iki yıl önce Şili, tarihin en büyük depremlerinden biriyle sarsılmıştı. Turnuvanın düzenlenip düzenlenemeyeceği bile belirsizken ortaya çıkan “El Rock del Mundial”, bir anlamda ülkenin moral yükseltme projesiydi. Los Ramblers’ın kaydettiği şarkı, bugünün dev prodüksiyonlu FIFA marşlarından çok uzak; birkaç dakika boyunca dans etmeyi ve eğlenmeyi öneren saf bir rock’n’roll parçası. Dünya Kupası tarihinin ilk gerçek hitlerinden biri.
1970 Brezilya’sını düşününce akla önce Pelé, Jairzinho ve Carlos Alberto geliyor. Hemen ardından da muhtemelen bu şarkı. “Pra Frente Brasil”, o kadar büyük bir fenomene dönüştü ki turnuvanın sınırlarını aşıp ulusal hafızanın parçası hâline geldi. Ne var ki şarkının hikâyesi tamamen neşeli değil. Diktatörlük yönetimi, Meksika’daki zaferi ülkenin sorunlarını görünmez kılmak için kullanırken “Pra Frente Brasil” de bu anlatının fon müziklerinden biriydi.
Dünya Kupası şarkılarının çoğu size dans ettirmeye çalışır. Ennio Morricone’ninki ise sanki birazdan Clint Eastwood’un sahneye gireceğini düşündürüyor. 1978 Dünya Kupası için hazırlanan “El Mundial”, futbol tarihinin belki de en prestijli CV’ye sahip turnuva müziklerinden biri. Sonuçta karşımızda sinema tarihinin en büyük bestecilerinden biri var. Turnuvanın kendisi bugün hâlâ Arjantin’deki askerî cunta nedeniyle tartışmalı ama Morricone’nin yazdığı tema, bütün bu hikâyenin içindeki en tuhaf dipnotlardan biri olarak yaşamaya devam ediyor.
1982 yazı, Avrupa, Alman grup Trio’nun “Da Da Da”sından kaçmak neredeyse imkânsız. Şarkı radyolarda, televizyonlarda, barlarda, her yerde. Birileri de doğal olarak “Bunu Dünya Kupası versiyonuna çevirsek?” diye düşünmüş olmalı. Masters imzalı “Mundial Da-Da-Da”, futbol tarihinin belki de en opportunist şarkılarından biri. Ama işe yaramış olmalı ki 40 yıldan fazla zaman sonra bile şarkının adını görünce insanın aklına önce futbol geliyor.
Bugün Danimarka’nın futbol romantikleri için 1986 hâlâ özel bir yıl. Ülke ilk kez bir Dünya Kupası’na büyük beklentilerle gidiyor, tarafsız futbolseverler bile “Danish Dynamite” lakaplı takıma hayranlık duyuyordu. “Re-Sepp-Ten” tam da bu özgüven patlamasının ortasında ortaya çıktı. Şarkının yıldızı futbolculardan biri değil; teknik direktör Sepp Piontek. Bir teknik adamın adına yazılmış Dünya Kupası şarkılarının sayısı zaten bir elin parmaklarını geçmez; bu da en iyi olanlarından biri.
B.B.C.’nin açılımının Busy Beaver Company olduğunu; Britanyalı yayın kuruluşuyla ilgisi olmadığını baştan söyleyelim. “Jean-Marie”, adını dönemin yıldız kalecisi Jean-Marie Pfaff’tan alan, futbol ile pop müziğin neşeli kesişimlerinden biri. Şarkı, Belçika’nın Meksika 86 kadrosunun sembol ismine adanmıştı; Pfaff da turnuvada takımını yarı finale taşıyarak ülke futbol tarihinin en büyük başarılarından birinin mimarlarından biri oldu.
İngiltere’nin Dünya Kupası kazanma ihtimali ile iyi Dünya Kupası şarkısı yapma ihtimali arasında ters bir ilişki olabilir. New Order’ın yazdığı “World In Motion”, futbolun içine acid house sonrası Britanya popunu sokarken tarihe de beklenmedik bir kahraman bıraktı: Rapçi John Barnes. Barnes’ın kariyerinde attığı birçok gol unutuldu belki ama “You’ve got to hold and give…” diye başlayan verse’ü hâlâ yaşamaya devam ediyor. Bu da futboldan ziyade pop kültürün adaleti olsa gerek. Futbolun hafızası kısa olabilir ama pop kültürünki bazen inatçıdır!
Prodüktörlüğünü Brian Eno’nun üstlendiği bir Dünya Kupası şarkısı mı? Neden olmasın! 1994 Dünya Kupası için hazırlanan Gloryland‘in albümünde de yer alan James – Goal Goal Goal, futbol şarkılarının klişelerini alternatif rock süzgecinden geçiriyor. Aslında grubun “Low Low Low” adlı şarkısının ufak rötuşlarla yeniden kaydedilmiş bir versiyonu olan parça, James tarafından İngiltere’nin ABD 94 marşı olması umuduyla hazırlanmıştı. Ancak İngiltere turnuvaya katılamayınca şarkı resmî takım marşı olamadı; buna rağmen FIFA’nın Dünya Kupası albümüne girerek turnuvayla özdeşleşti.
1998 Dünya Kupası’nın resmî şarkısını besteleme görevi bir Fransız pop yıldızına değil; Senegalli Youssou N’Dour ile Belçikalı Axelle Red’e verilmişti. Fransa’nın ev sahipliği yaptığı turnuva için oldukça manidar bir tercih: Eski sömürge bağları, göç hikâyeleri ve çokkültürlü bir millî takımın gölgesinde düzenlenen bir Dünya Kupası… Aynı turnuvada Senegal yer almıyordu ama dört yıl sonra Fransa’yı açılış maçında devirerek tarihin en güzel devam bölümlerinden birini yazacaktı.
Beklentileri arşa çıkarmayan bir Dünya Kupası şarkısı. Rakiplere meydan okumak ya da kupayı kaldırma hayalleri kurmak yerine, İskoç taraftarların kendileriyle dalga geçme geleneğini sahiplenen parça, adını da bu ironiden alıyor: “Çok erken dönmeyin.”
Martin Bell ve Johnny Spurling, İngiltere’nin Dünya Kupası elemelerinde Almanya’yı 5-1 gibi tarihi bir skorla yenmesinin ardından kaydettiği şarkı, dönemin milli takım antrenörü Sven-Göran Eriksson’dan alıyor adını. Sözler maçın tatlı bir özeti gibi ama en güzel kısmı, Alman kaleci Oliver Kahn’a saymayı öğrettikleri (!) şu kısım olabilir: “Ollie Ollie Ollie Oliver Kahn / Eins zwei drei vier funf that’s five in German”.
2002’de Türkiye’nin üçüncü olduğu turnuva öncesi yayımmlanan ve Tarkan’ın Karma albümündeki “Taş” şarkısının yeniden yazılmış bir versiyonu olan bu şarkı, ülkenin futbol tarihinin en ikonik şarkısı muhtemelen. Takımın ülkeye dönüşünde düzenlenen kutlamaların da en unutulmaz anlarından biri olan performansa da buradan ulaşabilirsiniz. 24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası’na katılırken “marş” konusunun nasıl bir karın ağrısına döndüğü de başka bir sohbetin konusu tabii.
Alman stadion rock’ının patronlarından Herbert Grönemeyer ile Batı Afrika popunun en sevilen ikililerinden Amadou & Mariam aynı şarkıda. Turnuvanın sloganı “A Time to Make Friends”le de temas kuran bu fikir, kâğıt üzerinde biraz fazla iyi niyetli görünse de şaşırtıcı bir şekilde fena olmayan bir sonuç veriyor. Hiçbir zaman bir fenomene dönüşmedi ama FIFA’nın küresel vitrinindeki enteresan girişimlerden biri olarak hatırlanıyor.
2010 Dünya Kupası’nın resmî şarkısı mıydı yoksa Dünya Kupası Shakira’nın dev klibine eşlik eden birkaç haftalık bir yan etkinlik miydi? Aradan geçen yıllar bu soruyu daha da karmaşık hâle getirdi. “Waka Waka”, futbol tarihine ait olmaktan çıkıp düğünlerin, okul gösterilerinin, şirket motivasyon videolarının ve YouTube algoritmasının ortak malına dönüştü. Bir noktadan sonra şarkının kendisi turnuvanın önüne geçti. Bu da her Dünya Kupası marşının hayal edip çok azının başarabileceği bir şey.
Bir ülkenin Dünya Kupası şarkısını kime yaptırırsınız? Japon kamu yayıncısı NHK’nin 2014’teki cevabı; Tokyo Jihen grubunun kurucusu, J-Pop geleneklerini sıra dışı fikirlerle buluşturan Sheena Ringo olmuştu. Sonuç da rakiplerini ezmekten ya da zafer vaatlerinden bahsetmeyen, bir anime finali tadında bu yüksek volümlü deneyimlemenin şart olduğu şarkıydı. Listemizin en ayrıksı parçalarından biri.
Bu sıralar yeni bir albüm dönemine dair ipuçları veren Belle