Cannes günlükleri 6: Yeni Almodóvar filmi ve yan bölümlerden dikkat çekenler
— Kaynak: Bant Mag
Usta yönetmenlerin hayal kırıklığına uğrattığı 79. Cannes Film Festivali'nin yan bölümlerinden kayda değer filmler.
79. Cannes Film Festivali’nin sonuna yaklaşırken usta yönetmenlerin birbiri ardına hayal kırıklığına uğrattığı bu yılın yan bölümlerinde yer alan kayda değer filmlerden de söz ederek biraz moral depolayalım.
Amerikan bağımsız sinemasının yükselen yıldızlarından Jordan Firstman’i en son HBO dizisi I Love LA kadrosunda izlemiştik. Aynı zamanda senarist ve yönetmen olan Firstman bir süredir kısa film ve televizyon dizileriyle tecrübe kazanıyordu. Yazıp yönetip başrolünde yer aldığı ilk uzun metrajlı filmi Club Kid de bu nedenle epey merak konusuydu ancak kimse Firstman’in filminin bu yılki kesat Cannes programının hit filmlerinden birine dönüşmesini öngörmemişti muhtemelen.
New York gece kulüplerinin sosyal açıdan bir hayli meşgul promoter’ı Peter’ın sürpriz bir şekilde 10 yaşında bir çocuğun babası olduğunu öğrenmesiyle değişen hayatını konu alan film, epey komik ve şamatalı olmasının yanında mendil ıslatan bir yöne doğru yelken açıyor. İşin harika yanı, tüm bu sınavlardan da başarıyla geçtiğini söylemek mümkün. Elbette bir ilk film olarak çeşitli pürüzler taşıyor ama karşımızda About A Boy ile Looking dizisinin Girls ya da Hacks gibi yazılmış bir kırması var âdeta. Yılın seyir zevki en yüksek filmlerinden biri ve ödül sezonunda da bağımsız kanattan epey iddialı işlerden olacak gibi.
Bir önceki filmi The Room Next Door ile Venedik’ten Altın Aslan ödülü kazanan Pedro Almodovar’ın dokuzuncu kez Cannes Ana Yarışma’da yer aldığı son filmi Amarga Navidad ya da Autofiction ya da İngilizce ismiyle Bitter Christmas, 2004 ile 2026 yılları arasında mekik dokuyan hikâyesi ve yönetmenin yine bildik görsel ve işitsel dünyasıyla karşımıza çıkıyor. İmza sinemasına hayran olanların dahi The Skin I Live In sonrası dönemde bağlarının bir miktar zayıfladığı yönetmen bu kez yaratıcı yazarlık ile yazma işinde kendinden yola çıkma meselesi arasındaki bağıntıya değinen hikâyesiyle dikkat çekiyor.
Almodóvar’ın The Room Next Door sırasında yapımcısıyla aralarındaki bir “gerçek hikâye” tartışmasından hareket edilerek yazılıp çekildiği iddia edilen Amarga Navidad, bu gözle izlendiğinde yönetmenin hem bir özeleştiri hem de hikâye anlatma işine yaklaşımıyla ilgili bir kurs işlevi görüyor ve filmi yer yer çarpıcı bulmak mümkün. Ancak sineması çok daha etkili işlerle dolu bir yönetmenin olgunluk döneminde bundan daha fazlasına ihtiyaç duyan bir film olduğunu da söyleyebiliriz. Ne gerçek bir hayal kırıklığı sayılabilir ne de unutulmaz olmayı başarabilecek bir Almodóvar filmi.
2020’de uluslararası arenada epey dikkat çeken filmi The Trouble with Being Born ile adından söz ettiren Sandra Wollner’in Un Certain Regard bölümü ve hatta bu yılki resmî seçkinin en iyi birkaç filminden biri olan Everytime’ı, hikâyesi ilerledikçe daha güçlü bir hâle gelen; seyircisinin üzerine buz dolu bir kova su atıp kavruk bir his de yaratmayı becerebilen, güçlü bir yas filmi.
Henüz açılış kısmında muazzam görüntü yönetiminin de etkisiyle izleyicisini hipnotize eden Everytime, kızını kaybeden bir annenin küçük çocuğu ve kaybettiği evladının sevgilisiyle Tenerife’de geçirdiği yaz tatiline odaklanıyor. Bir kayıp yaşarken kendinden de parçaların nereye kaybolduğunu anlamlandırmaya çalışma tecrübesini beyazperdede bu kadar vurucu şekilde önümüze koyabilen az film vardır. Everytime, kaybın izinde sadece günümüzden değil; kendi çocukluğumuzdan da gidenlerin yerine konabileceklere dair dayanışma hisli ancak tetiklenme dolu bir seyir tecrübesi yaşatıyor. İlgilisine tavsiye…
İlk uzun metrajlı filmi Hive ile 2021’de Sundance’in büyük ödülünü kazanan ve son dönem Arnavutluk sinemasından çıkan belki de en heyecan verici yönetmen olan Blerta Basholli’nin beş yılın ardından gelen ikinci filmi Dua, adını 90’lar Kosova’sında, savaşın gölgesinde ergenlik sancıları yaşayan güçlü baş karakterinden alıyor.
Korkunç bir işgal ve katliamın ortasında türlü baskıyla hayat mücadelesi veren bir ailenin genç kızı Dua özelinde akıp giden film, 84 dakikalık süresinin içine mağrur bir başkaldırı anlatısı sığdırmayı başarıyor. Yalın dili ve yakıcı gerçekliğiyle 20 yıl öncesinin benzer bir temayı öne çıkaran Altın Ayı ödüllü Jasmila Zbanic filmi Grbavica’yı anımsatan Dua, bu yılki Eleştirmenler Haftası (Semaine de la critique) bölümünün en iyilerinden.
Cannes ana seçkisinde yer alan Fransa yapımı filmlerin bir kısmında minik bir torpil hissi hasıl oluverir bazen. Festival programı, kendi ülke sinemasına global bir görünürlük kazandıracak tüm alanları elinden geldiğince doldurmaya çalışır. Bunda pek ayıplanacak bir şey olduğunu sanmıyorum. Ancak bu filmlerden de yer aldıkları seçkilerin çıtasını karşılayabilmelerini beklemek çok şey istemek değildir sanırım. Ne yazık ki Rudi Rosenberg imzalı Words of Love, bu anlamda Belirli Bir Bakış seçkisi içerisinde biraz yerleştirme duran klişelerle dolu bir melodram.
Aklı ermeye başladığı dönemden itibaren yalnızca bir fotoğraf karesinden ibaret babasını tanıma ve kim olduğunu öğrenme uğraşı içerisindeki Abigaella’in büyüme hikâyesini anlatan film, iki çocuklu yalnız anne Erika’nın (Hafsia Herzi) sancıları, yakın arkadaş ve akrabaların komik diyalogları ve mendil ıslatan kayıp ve yoksunluk hâlleriyle izleyeni pişman etmeyecek bir gerçek kesit filmi. Ancak ne sinema dili ne de başka bir özelliğiyle geçmiş örneklerinden ayrışabilen; yer yer kolaycı televizyon dizisi hamlelerine düşen bu filmin iç ısıtmaktan başka marifetlerini bulmakta epey zorlanıyor insan.