Borusan Contemporary sezonu iki sergiyle açıyor
— Kaynak: Bant Mag
Borusan Contemporary'de yeni sezon, Olivo Barbieri’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Zaman Mekân Geometri ve Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu seçkisi Perili ile açıyor.
Borusan Contemporary, 2026−2027 kültür-sanat sezonunu 19 Eylül Cumartesi günü İtalyan fotoğrafçı Olivo Barbieri’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Zaman Mekân Geometri ve Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu seçkisi Perili ile açıyor. Küratörlüğünü Dr. Fırat Arapoğlu’nun üstlendiği Zaman Mekân Geometri, Olivo Barbieri’nin 40 yılı aşkın sanat pratiğinden beş seriyi bir araya getirirken, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nun siparişiyle Anadolu’nun dokuz antik kentinde ürettiği yeni fotoğraf serisini de ilk kez izleyiciyle buluşturuyor. Dr. Kumru Eren’in küratörlüğünü üstlendiği Perili ise yapay zekâ, algoritmalar, veri teknolojileri ve dijital kültürün çağdaş dünyayı nasıl dönüştürdüğünü tartışıyor. İki sergi de 15 Ağustos 2027’ye dek ziyarete açık. Olivo Barbieri’nin 1999–2023 yılları arasındaki çalışmalarından kapsamlı bir seçki sunan sergi; antik kentlerden metropollere, şelalelerden Alpler’e ve Akdeniz kıyılarına uzanıyor, coğrafya, zaman ve mesafe gibi kavramları yan yana getiriyor. Barbieri, kuşbakışı çekimleri ve ölçeklendirmeleriyle perspektifi, odağı, rengi değiştirerek kentleri, doğal oluşumları ve tarihi alanları alışılmış görünümlerinden uzaklaştırıyor, farklı bir biçimde görmemizi sağlıyor. Tanıdık ve alışılmış manzaraları kimi zaman gerçeküstü görüntülere dönüştürerek gerçekliği ve görme biçimimizi sorgulatıyor. Küratör Dr. Fırat Arapoğlu’nun da söylediği gibi sergi “neye baktığımızdan değil; nasıl baktığımız”dan hareket ediyor ve “mekân, izleyicinin bakışıyla yeniden kuruluyor.” Borusan Contemporary’nin çağdaş sanat merkezi ve ofisi Perili Köşk’ün katlarına yayılan Zaman Mekân Geometri, Anadolu’nun antik kentlerinden başlayarak beş serilik bir rota çiziyor: “mekâna özgü_”, Barbieri’nin şehirleri ve peyzajları kuşbakışı görüntüleyerek mesafe ile yakınlık arasında kurduğu gerilimi ortaya koyuyor. Fotoğraflar, mekânın fiziksel olduğu kadar kültürel ve zihinsel olarak da inşa edildiğini gösteriyor. “Şelale Projesi”, Iguazú, Niagara ve Victoria şelalelerine odaklanıyor. Barbieri, şelaleleri yalnızca doğal oluşumlar olarak değil; turizm endüstrisi, iktidarın ve kültürel deneyimlerin sınırladığı ve biçimlendirdiği alanlar olarak ele alıyor. “Alpler – Coğrafyalar ve İnsanlar”, Avrupa’nın bu simgesel coğrafyasını insan müdahalesi ve doğanın ihtişamı karşısında insanın kırılganlığı üzerinden inceliyor. “Capri” ise adayı kültürel, tarihsel ve zihinsel bir kurgu olarak ele alıyor. Barbieri bu seri için şöyle diyor: “Capri’yi gördüğüm gibi değil; hatırladığım gibi çektim.” Sergide sanatçının çalışmalarının yanında çeşitli röportajlarında verdiği demeçler de yer alıyor. “Capri” serisi hakkında söyledikleri, başka bir duvarda karşılaştığımız alıntısını hatırlatıyor: “Sahip olduğumuz tek gerçek, anılarımız.” Zaman Mekân Geometri sergisi, sanatçının Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nun siparişi üzerine Anadolu’daki dokuz antik kent —Perge, Kibyra, Laodikeia, Hierapolis, Aphrodisias, Efes, Sagalassos, Side ve Myra— odağında ürettiği çalışmalarını ilk kez izleyiciyle buluşturuyor. Barbieri’nin fotoğraflarında geçmişin kalıntılarının yanı sıra çağdaş üretim teknikleriyle bu alanları nasıl gördüğümüz de önem kazanıyor. Tiyatro yapılarının yarım daireleri, oturma sıralarının ritmi, sahne boşluklarının geometrisi ve taşın aşınmış dokusu, zamanın farklı katmanlarını görünür kılıyor. Olivo Barbieri, bu seriyle ilgili düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Bir zamanlar zengin ve önemli olan bu kentler bugün ne yazık ki yok; geriye kalan yalnızca matematik, mekân ve zaman tarafından şekillendirilmiş geometrik formlar. Bu çalışmaları daha geniş pratiğimden fotoğraflarla bir araya getirmek, kentlere, manzaralara ve onları nasıl hatırladığımıza yeniden bakmamı sağlıyor. Çünkü ilgimin merkezinde her zaman hafıza var. Düz bir çizgi değil; hem başlangıç hem de varış noktası.” Zaman Mekân Geometri ile eş zamanlı sergilenen Perili, odağını makine zekâsının şekillendirdiği görsel dünyaya çeviriyor. Borusan Contemporary Direktörü Dr. Kumru Eren küratörlüğündeki Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu seçkisi; yapay zekâ, algoritmalar, veri teknolojileri ve dijital kültürün gerçekliği üretme, algılama ve hatırlama biçimlerimizi nasıl dönüştürdüğünü tartışıyor. Teknolojinin ve dijital kültürün “insanın bir uzantısı” hâline gelmesine dikkat çekiyor. Seçki; Rafael Lozano-Hemmer, Memo Akten, teamLab, Quayola, Zimoun, DRIFT, Marco Brambilla ve Daniel Canogar gibi üretimlerini yeni medya ve teknoloji çevresinde şekillendiren sanatçıları, Kemal Önsoy’un erken dönem çalışmalarıyla buluşturuyor. Sergide yer alan sanatçılar, teknolojinin görüntü, doğa ve izleyiciyle kurduğu ilişkiyi farklı araçlar üzerinden ele alıyor. Doğanın teknolojiyle temsilini ve doğanın teknoloji tarafından nasıl yorumlandığını tartışıyor. Memo Akten’in yapay zekâ ve veriyle çalışan pratiğinden bir örnek olan “Dalgalar 2.0: Toprak” (2023), okyanus hareketlerinden yola çıkarak yerkabuğunun jeolojik dönüşümünü ve dünyanın oluşumunu algoritmalarla görselleştiriyor. Rafael Lozano-Hemmer; robotik sistemler, sensörler, ışık ve gözetim teknolojileri kullanarak izleyicinin katılımıyla değişen ortamlar yaratıyor. Quayola’nın “Akşamın Etkileri” (2022) adlı çalışmasında ise çiçek görüntüleri veri setlerine dönüşüyor; resim geleneğinin izleri algoritmik üretimle iç içe geçiyor. teamLab’ın dijital şelalesi, doğanın sayısal görüntülere dönüştürülmesi üzerinden izleyicinin çevresiyle kurduğu ilişkiye bakıyor. Zimoun, gündelik ve endüstriyel malzemelerden oluşturduğu mekanik düzeneklerle mekânın sesini ve ritmini değiştiriyor. DRIFT’in “Kodlanmış Doğa 1” (2022) adlı video çalışması, kuş sürülerinin birlikte hareket etme biçiminden esinlenen ve izleyicinin varlığına tepki veren bir sistem üzerine kurulu. Marco Brambilla, “Cennetin Kapısı”nda (2021) Hollywood imgelerini durmaksızın akan dijital bir kolajda üst üste yığıyor. Gösteri toplumu ve kolektif görsel hafızayla ilgilenen çalışma, her gün maruz kaldığımız görüntülerin yarattığı tekinsizliği görünür kılıyor. Daniel Canogar’ın “250 K” (2011) adlı çalışmasında da geri dönüştürülmüş bakır kablolar, hareketli görüntülerin yansıtıldığı heykelsi bir yüzeye dönüşüyor. Kemal Önsoy’un figürasyon ile soyutlama arasında gezinen katmanlı çizimleri, farklı zamanlara ait izleri aynı yüzeyde topluyor. Kâğıt üzerine üretilen bu çalışmaların sergideki dijital eserlerle yan yana gelişi, elle çizilenle algoritmaların ürettiği görüntüler arasındaki mesafeyi de açığa çıkarıyor. Serginin küratörü Dr. Kumru Eren, Perili’yi kurgularken teknolojiyi merkeze almak yerine insanın değişen konumuna ve görme biçimlerine odaklandıklarını belirtiyor. Farklı dönem ve medyumlardan çalışmaları yan yana getiren sergi, imgelerin nasıl üretildiğinin yanı sıra geride bıraktıkları izlere ve onları şekillendiren görünmez sistemlere de bakıyor. Giriş görseli:Olivo Barbieri, mekâna özgü_ŞANGHAY 04, 2004Sergiden görünüm: Borusan Contemporary, İstanbul, 2026© Olivo Barbieri, Sanatçının izniyle. Fotoğraf: Hadiye Cangökçe