Bırakın, kusurlu olalım: Ekibiyle Patates Kızartması üzerine

— Kaynak: Bant Mag

Patates Kızartması ekibiyle kısa zamanlı çekim süresi, kamera kullanım tercihleri, bu tercihlerin oyuncular üzerindeki etkisi ve dahası üzerine bir sohbet.

Sinan Biçici’nin 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması seçkisinde yer alan filmi Patates Kızartması; bir figüranın ünlü bir oyuncuyla tanışıklığı sayesinde sette değişen dengelerden yola çıkarak, insanın değerinin kimleri tanıdığına göre belirlenmesini mizahi bir dille tartışıyor. Filmin ardından Sinan Biçici ve oyuncular Bülent Emrah Parlak, Serkan Genç ve Serdal Genç ile bir araya gelerek kısa zamanlı çekim süresini, yönetmenin kamera kullanım tercihlerini, bu tercihlerin oyuncular üzerindeki etkisini ve dahasını konuştuk. Film, setlerin görünmeyen ve sinemayı var eden insanlarına adanıyor. Özellikle figüran gibi görünürlüğü düşük olan insanların dünyasına bakıyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Sence görünür olmak ne demek?Sinan Biçici: Setin çaycısından başlayarak, bir sette bir filmi oluşturan herkestir. Herkes aslında o filme bir katkıda bulunur. Sesçi de kameraman da ışıkçı da çok önemlidir. Herkes çok önemlidir ama sanki bazı kişiler olmadan olmaz gibi gözüküyor. Onların emekleri, önemleri çok görülmüyor. Bu sebeple onlara ithaf ettim.Film üç günde çekilmiş. Sinan da film sonrası söyleşide, “Filmi olabildiğince iç dünyamızda çekelim ve doğallığı kaybetmeyelim” dedi. Peki siz oyuncular olarak fazla prova almaya nasıl bakıyorsunuz? Prova arttıkça doğallığın kaybolduğunu mu düşünüyorsunuz, yoksa prova oyuncuya daha fazla özgürlük mü sağlıyor?Bülent Emrah Parlak: Ben bol prova seven oyunculardanım. Sürecini çok sevmem, kimse sevmez zaten ama mesleki anlamda katkısına çok inanan bir oyuncuyum. Bu gibi işlerde ise yönetmenin ilk seferde algılayıp, ilk seferde çıkartacağımız duyguya bizim provalı oyunumuzdan daha çok ihtiyacı olabiliyor. Bunu anlayışla karşılıyorum ve yapmaya çalışıyorum. Bu iş biraz benim için öyle bir iş oldu. Anlamaya ve ayak uydurmaya çalıştım.Serkan Genç: Ben de bol prova severim ama bu filmde Sinan o kadar ne yapmak istediğini, bizden ne almak istediğini biliyordu ki… Bundan daha fazlasını istemediğini söyleyip bizi ikna etti. Ne olur ne olmaz diye bir tane daha almaya alışkınız ama o, iyi olduğuna dair bizi ikna etti. Sinan Biçici: Peki ben de cevap vereyim mi? Ben de provayı çok seviyorum, normalden daha fazla prova yaparım. Mesela dikkat ederseniz normalde göstermelik bir okuma provası yapılır, iki gün sonra da sete çıkılır. Ben okuma provalarını daha erken yaparım. Eğer çok yakın ilişkiler varsa o ikililer için de ekstra prova yaparım. Burada bunu tercih etmedim çünkü yaşayan bir senaryo olsun istedim. Oyuncuların kendi katkıları da olsun istedim. Çok prova, çok tekrar bu doğallığı bozardı. Bunun altını tekrar tekrar çizmek istiyorum, paramız üç güne yetti diye yapmadık. Doğallığımızı kaybetmeyelim, samimiyetimizi kaybetmeyelim, o orijinalliği kaybetmeyelim diye yaptık.Serkan Genç: Hatta bizim çalışma saatlerimiz günde sekiz saati de geçmedi.Sinan Biçici: Fazla bile geldi üç gün.Serkan Genç: Bir gün yağmur yağdı, yağmuru bekledik mesela.Bülent Emrah Parlak: Bir gün, iki güne çıktı. Benim ricamla da üç güne çıktı.Serkan Genç: O kadar bir arada olmaktan keyif aldık ki üç günde bitmiş olmasına çok üzüldük ama yapacak başka bir şey kalmamıştı.Bülent Emrah Parlak: Biz burada “Film böyle çekilir.” mesajı vermiyoruz tabii. Bu filme özel bir şeydi.Sinan Biçici: Tabii tabii, bu filme özel konuşuyoruz. Normalde çok prova yapıyor olsam da elli kere çekeyim, her açıdan çekeyim diyen biri de değilim. Her zaman duygu ve hikâyeye odaklıyım. Bunun oyuncuyu çok koparttığını düşünüyorum. Sürekli elin burada, gözün burada, elin cebindeydi, buraya bak, oraya bak… Öyle olunca orijinalliğin kaybedildiğini düşündüğüm için ana akım işlerde bile normalden daha az plan çekmeyi seven biriyim.Serdal Genç: Ben de prova seven biriyim. Evde provamı yaptım, geldim. İyi çalıştım ve arkadaşlarımın da çok iyi çalıştığının farkındaydım. Bize bu doğallığı, birbirimizle prova yapmamak sağladı. Mesela, ben Bülent’in nasıl yapacağını hiç görmeden “motor!” dendi. Ezberimiz vardı ve oynamamız gereken karakterin hissiyatı, duygusuyla ilgili düşündüğümüz birkaç şekil vardı. Hepimiz ayrı evlerde çalıştığımız için farklı farklı şeyler çıkarabildik. Sinan ile kısa bir diyalogdan sonra, set başladıktan sonra birbirimizi orada keşfettik ve ona göre şekillendik. O yüzden de birbirimizin ağzının içine bakıyorduk. Gerçek hayatta nasıl ki siz şimdi ne söyleyeceğimi bilmediğimiz için gözlerime bakıyorsanız, aynı şekilde birbirimizin gözünün içine bakıyorduk ve bu bize o keyfi verdi. Ben yönetmeni oynadığım için Elit’in ilk planı çekildiği zaman monitör koltuğundaydım. O zaman mükemmel gittiğini anladım çünkü Elit o anda herkesi izliyordu, tam da bir asistanın yapması gerektiği gibi. Her şey olabilirdi. Biri bir tarafa gidebilir, biri farklı bir şey yapabilir, biri çayını içebilirdi. Bilmiyordu ve izliyordu. Bu bence bizim için hem iyi bir deneyimdi hem de beklenilen bir durumdu. Çok da güzel işledi bence, çok mutluyum bu konuda.Film sonrası Q&A’de “Kendi filmimizi çekelim, sonucunda belki bir filmimiz olur, belki de olmaz.” dedin Sinan. Filmi tamamladıktan sonra dönüp baktığın sana “Evet, bizim filmimiz oldu.” dedirten şey neydi?Sinan Biçici: Bu üç gün meselesinde tek hoşuma gitmeyen şuydu; o kadar güzel geçti ki keşke daha uzun yaşasaydık diyordum. Daha çok çekerdim diye değil de şu güzel duyguyu daha çok yaşasaydık diye isterdim. Bir kere bunu yapmak benim için başarıydı, o duyguyu yakalamak. İkincisi, bir film yaptık, o da bir başarıydı. Altın Koza’dan çağırılmak da çok hoşuma gitti. Ödül alsak daha da güzel olur ama bu noktaya kadar gelip seyirciyle buluştuk, onlarla duygudaşlık yaptık. Bence hedefimize ulaştık.Serdal Genç: Biz sette çok keyif aldık. Bu ekibe dikkat edin, biz birkaç film daha yapacağız. Serdal Genç: Kesinlikle. Biz zaten özel hayatımızda çok yakın arkadaşız. Sinan Abi ile 25 yıldır tanışıyoruz, Bülent de 15 yıldır hayatımızda. Serkan’la da kardeşiz, maalesef ki kırk beş yıldır beraberiz! Beraber çalışmanın keyfine vardık ve bunu devam ettireceğimize inanıyorum. Sürekli beraber olacağız.Bülent Emrah Parlak: Bir sonraki işi umarım dört günde çekeriz.Serdal Genç: Hepimizin eli kalem tutuyor. Hepimiz bu işe kendimizi adadık. Oyuncular olarak hepimiz kameranın arkasına geçmiş insanlarız. Sinan Abi de kameranın önünde gayet iyi oynamış. Bundan sonra da oyunculuk serüveni devam edecek. Ben öyle düşünüyorum.Sinan Biçici: Bir sonraki filmi dört haftada çeksek bu sefer de neden bunu dört haftada çektiniz de onu üç günde çektiniz olacak.Serdal Genç: Belki de bilmediğiniz bir şey var Zelal Hanım… Mesela biz burada gizli gizli bir film çekmiş olabiliriz: Patates Kızartması‘nın devamı.Bir haftada… Olabilir, yaparsınız bence.Serdal Genç: Sıradayken, odalardayken Altın Koza’ya gelen oyuncuların hayatını çekmiş olabiliriz. Bilmiyorum, bakacağız. Bir sonraki sene görürsünüz.Ben dün filmi paylaştım ve bana bile filmin adıyla ilgili bir sürü kötü şaka yapıldı bu arada. Size de yapılıyor mu?Bülent Emrah Parlak: Güzel reklam oluyor.Serkan Genç: Bana biri şey demişti: “Filmin adını nasıl Patates Kızartması koydunuz ve nasıl ona bağlayacaksınız çok merak ediyorum.”Sinan Biçici: Nasıl bir isim koyacağımızla ilgili bir düşüncemiz olmadı. Başka bir isim koymak dürüstçe olmazdı. Stratejik bir şey olurdu. Ben bu filme genel olarak stratejik bir şey yapmak istemem. En yalın haliyle patates kızartmasını anlatıyoruz. Unuttuğumuz bir tadı anlatıyoruz. Hareketli ve uzun planlar filmin ritmini belirliyor. Bu tercih, performansınızı ve sahnelerin akışını ne ölçüde değiştirdi?Serkan Genç: Hareketli ve uzun planlarda bir yerden sonra oradaki kamera bende mi, Bülent’te mi, yoksa başka bir yerde mi unutuyordum. Artık ona bakmıyorduk bile. Karakterler bir şekilde birbirine maruz kalmak durumundaydı ve onu ortaya koyuyorduk. O planların uzun olması tam da Sinan’ın öngördüğü gibi bizim için de faydalı oldu. Ben setteyken, filmin bu şekilde çekilmesinin en doğrusu olduğuna ikna oldum.Serdal Genç: Ben kamerayı unuttum. Amcamın oğlu sete gelmiş