Ayvalık notları: The Beloved, I Want Your Sex, The Diary of a Chambermaid
— Kaynak: Bant Mag
Ayvalık Uluslararası Film Festivali programından Rodrigo Sorogoyen, Gregg Araki ve Radu Jude imzalı üç filme yakından bakıyoruz.
Seyir Derneği tarafından Azize Tan direktörlüğü, Ayvalık Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali, beşinci edisyonunda da merakla beklenen, birbirinden özgün yapımları izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Sinemanın geleceğini şekillendirecek yeni kuşak yönetmenlerin yaratıcı yolculuklarını desteklemeyi hedefleyen ve bu yıl ilk kez verilen Kahve İçen Yorulmaz Geleceğin Sinemacıları Ödülü, İsimsiz Eserler Mezarlığı filmi ile Melik Kuru’nun oldu. Alin Taşçıyan, Berkay Ateş, Cem Kaya, Elif Ergezen ve Pelin Esmer’den oluşan seçici kurul; dünya prömiyerini Tallinn Black Nights Film Festival’da yapan, yetişkinliğe adım atan bir kuşağın günümüz toplumunda yer bulma çabasını konu eden filminin başarısı ve Kuru hakkında “Jüri olarak bu yıl, hayatta ve sanatta özgür, daha da önemlisi özgün kalabilmenin git gide zorlaştığı bir dünyada kendileri kalarak var olabilme savaşı veren iki dostun dayanışmasını ve mücadelesini anlatma cesareti gösteren, içerikle biçim arasındaki uyum ve kurduğu bütünlüklü atmosferiyle bizi filmin dünyasına başından sonuna dâhil eden, sorgulatan, bir sonraki filmini merakla beklediğimiz Melik Kuru’ya Kahve İçen Yorulmaz Geleceğin Sinemacıları Ödülü’nü vermeye karar verdik. Yolu açık olsun.” açıklamasında bulundu. Gösterimlerin yanı sıra sinema, sanat, kent kültürü ve güncel meseleler üzerine farklı disiplinlerden isimleri bir araya getiren konuşma ve söyleşilerin de yer aldığı festival, 40 yılı aşan külliyatı onurlandıran Caner Kaya belgeseli Yaşamaya Mecbursun! vesilesiyle Bulutsuzluk Özlemi konserine de ev sahipliği yaptı. Festival alanında aktif olan Whub Social ise katılımcıları programın duygu haritasını birlikte oluşturmaya çağırarak deneyime yeni bir katman ekledi. Türkiye ve dünya sinemasından 70’i aşkın yapımı bir araya getiren programda Rodrigo Sorogoyen imzalı El ser querido / The Beloved ile Gregg Araki’nin 12 yıl aranın ardından çektiği I Want Your Sex Uluslararası Seçki’nin, Radu Jude’den Le journal d’une femme de chambre / The Diary of a Chambermaid ise biçimle ve sinemanın kendi malzemesiyle uğraşan yapımların toplandığı Farklı Gözle Bakanlar bölümünün dikkat çeken yapımlarından. Biraz üzerlerine laflayalım isterim. Kırgınlık. Hâlâ önemsiyor olma hâlinin ilanı. Dili tutmayan kapı gibi; kapatırsınız ve yine açılır. Kapının problemli olduğunu kabul edip hayata devam etmek bir tercih. Yarattığı tüm rahatsızlığa rağmen. Bir sabah uyanırsınız ve kilit hiçbir şey olmamış gibi yeniden çalışmaya başlar, kapı kapanır. Ama yeniden aynı sıkıntıyı vermeyeceğinin de bir garantisi yoktur. Nefis bir açılış sekansıyla izleyicisini hiç bekletmeden içine alan The Beloved, adıyla müsemma, bir babanın ihmal ettiği en sevdiğinden günah çıkarması fikri ekseninde şekilleniyor. Bizi, kendi kurduğu dünyaya sıkışmış, dönüş yolları arayan ama yaptıklarının karşı taraftaki yankısını duymaya pek tahammülü olmayan Esteban Martínez (Javier Bardem) karşılıyor. Narsisizm var serde; pişmanlık terletiyor, çok gergin. Huzursuzluğu diz boyu. Eski defterlerin kurcalanma fikri karşısında ilk refleksi hâlâ inkar ve bu şekilde yol kat edemeyeceği gerçeği ile yüzleşmek istemiyor. Hatalarını kabul etmediğinden pişmanlıkları da yarım yamalak hâliyle. Yine de denemekten vazgeçmemekte kararlı. Kafaya koymuş; 13 yıldır aramadığı, sormadığı, görmediği kızı ile o bağı kuracak. Kariyer inşa etme konusunda nasıl bu kadar başarılı ise kızıyla arasındaki cılız bağı da sağlamlaştırabilir. Sonuca odaklı bir müteahhit gibi. The Beloved, İspanyol sinemasının eski “kötü çocuğu”, iki Oscar ödüllü Esteban’ın ülkesine geri dönmesi ve yeni projesinde kızı Emilia’ya (Victoria Luengo) kariyer hareketlendirici bir teklif sunmasını konu ediyor temelde. Ego, suçluluk duygusu, derin yaralar, boğucu duygular ve ciddi iletişim sorunlarıyla beslenen çatışmalı baba – kız ilişkisi Batı Sahra’daki bir çatışmayı konu alan dönem filminde aynalanıyor. Usta yönetmen titri tüm varoluşuna sinmiş Esteban’ın. Etrafındaki herkesi de gönlünce yönetmek istiyor. İstediğini alana dek durmuyor. Tüm bunlara rağmen Sorogoyen’in, sorunlu baş karakterini kasıtlı bir nefret objesine dönüştürmekten kaçındığını söylemek yanlış olmaz. Oldukça yetkin ama kontrolcü, dengesiz ve manipülatif bir yönetmenin gerçek hayatını yönetemeyip bocalamasına, eline yüzüne bulaştırmasına odaklanmış daha çok. Çölün har ateşi altında altı tutan bastırılmış ve işlenmemiş duygular önce bir yumru gibi boğaza, sonra mideye oturuyor. Baba – kız uzlaşısının önünde engel teşkil eden ego hep orada, bir köşede duruyor. Ve Esteban’ın sebep olduklarının sorumluluğunu alacak olgunluğa erişmeden attığı adım, kırgınlıkların farkında olunduğu karşılıklı bir yol ayrımını getiriyor beraberinde. Zira ne yazık ki sinemada gönülden geçen görüntü yakalanana dek tekrar kayıt alabilme lüksünün gerçek hayatta karşılığı yok. Bu hikâye, Esteban’ın düşlediği gibi bitmiyor. “Z kuşağına sevgilerle” diye biten punk ve seks pozitif bir aşk mektubu. Bağımsız New Queer Cinema hareketinin öncülerinden Gregg Araki’nin 12 yıl aradan sonra çektiği uzun metrajı I Want Your Sex’te seyircisini memnun etmek gibi bir derdi yok. Kamerasını içinde yaşadığımız, dünya geneline hâkim karanlık dönemin dinamikleri ve çelişkilerine çevirerek soruyor: Gençliğin bir daha ele geçmeyecek enerjisi, coşkusu ve insanı büyüten itici gücü, hata yapmadan yakalanabilir mi? Yeni jenerasyonu etkileyen faktörlerden ve seksle olan ilişkilerinin önceki nesillere göre çok daha yüklü ve karmaşık olması fikrinden yola çıkan yönetmenin, Z kuşağını topa tutmaktan ziyade bir tartışma başlatmayı, cinselliğe karşı yükselen ahlakçı tutumun kendi neslinin tutumuyla nasıl çeliştiğini incelemeyi hedeflediğini söylemek mümkün. Bunu tutucu bir yerden yapmıyor; aksine, rızaya ve kişisel sınırlara bu denli önem veren bir neslin arzuyla arasına koyduğu mesafeyi çözümlemeye çalışıyor. Birbirine taban tabana zıt iki cinsellik anlayışını ise sanat piyasasında iktidar sahibi, sınır tanımayan, baskın ve tekinsiz işveren Erika (Olivia Wilde) ile “rızasını aldığı” yeni mezun, hayattaki yerini ve yönünü bulmaya çalışan, maddi sıkıntılar içindeki Elliot (Cooper Hoffman) üzerinden karşı karşıya getiriyor. Filmografisindeki sınırları zorlayan tavrını yer yer karikatürize denebilecek mizah ile süslemiş Araki ve ortaya günümüzün sanat dünyasını hicvederken elini korkak alıştırmadığı, arzunun manipülasyon ve çıkarlar için kullanıldığı, çarkı döndüren “-mış gibi”likleri itiraf eden provokatif bir absürt komedi çıkmış. Sektörün “taşı sıkıp içerik çıkarma” refleksi ve olanı kâra çevirme telaşını modern ilişkilerin doğası, onaylanma ihtiyacı, cinsel ahlâk, güç dengelerinin değişken yüzdesi gibi temalar ile harmanlayarak servis ediyor. Evet, hâkim fikirlerin derinlerine dalmadan boy verip çıkıyor; kavramların, tabiri caizse “kolajını” yapıyor. Fakat bu eğlenceli bir kolaj ve 90 dakikalık süre zarfında anlatmak istediklerini de anlatıyor açıkçası. Favorim kim miydi?: Apple! (Chase Sui Wonders) Yüzyıllar geçiyor; hiçbir şey aynı kalmıyor. Varlığında ısrarcı olan, sömürü düzeni. Neydiyse hâlâ o. İsim değiştiriyor, biçim değiştiriyor ama insanın üzerine çöken ağırlıktan gram eksilmiyor. Üstelik coğrafya tanımaz biçimde. Çünkü Batının da Batısı var. Kendi versiyonunu, Octave Mirbeau imzalı 19. Yüzyıl klasiğinin “varyasyonu” olarak tanımlayan, üretken ve bir o kadar da öngörülemez olan sinemacı Radu Jude; kendini entelektüel ve duyarlı olarak tanımlayan modern ilericilerin üstenci kibrini, burjuvazi ikiyüzlülüğünü portrelemeye devam ediyor. Kaynak materyalin kadın bedeni sömürüsü fikrini modern dünyanın koşul ve endişelerine uyarlayan filmin odağında Gianina (Ana Dumitrascu) var. Romanya’dan Fransa’ya çalışmak için gelmiş, boşanmış bir anne. Kızı Maria’yı kırsalda yaşayan annesiyle bırakmış; varlıklı Donnadieu ailesinin ev işleri ve çocuklarının bakımıyla ilgileniyor. Geceleri ise amatör bir tiyatro topluluğunda, The Diary of a Chambermaid’in tiyatro uyarlamasında yine bir hizmetçi rolünü oyn