Ata Demirer nasıl kilo verdi? Zayıflama iğnesiyle işim olmaz!

— Kaynak: Hürriyet Kelebek

Ata Demirer, 9’uncu filmi “Pervaneler”in çekimlerine devam ediyor. Filmin Ayvalık’taki setine konuk olduk, ünlü komedyenle senaryosunu yazdığı ve başrolünü üstlendiği projeyi konuştuk.

* Daha önce 8 film çektiniz. Her setin duygusu başkadır. 9’uncu filminiz “Pervaneler”in setinde ne hissediyorsunuz? - Herkes çok eskiden tanıdığım insanlarmış gibi davranıyor. Bir güven ve huzur hissettim. Oysa kadronun yüzde 70’i yeni. Hemen entegre oldular. O da herhalde yönetmenle senaristin yıllardır birlikte çalışmasıyla ilgili. Ben aynı zamanda filmin senaristiyim, Hakan (Algül) Abi de çok güçlü bir karakter. Onun gölgesinde serinliyoruz. - Geçmiş zamanda yaşanmış şeyler hâlâ günlük hayatımızı etkileyebilir mi? Post travmaya komedi açısından bir bakış... * “Filmin hazırlığı 3-4 yıl sürdü” dediniz basın toplantısında. Yazım süreci mi sürdü o kadar, genel hazırlıklar mı? - Karakter bir 4-5 yıldır benim içimde dönüyor. Yazımı 2 seneyi geçti. * Yeni bir film çekmenize rağmen, seri yaptığınızı düşünenler var. Neden sizce? - Ben ukalaca bir şey söylemek istemiyorum ama mesela Pedro Almodóvar filmlerini seyrediyorsanız, bir filmi onun yapıp yapmadığını anlayabilirsiniz. Kullandığı renkler, anlatım dili, hangi insan hikâyeleri olduğu, seçtiği plato... Benim platolarım da aşağı yukarı mavi. O yüzden birbirine benzeyen filmler gibi gözüküyorlar. Hepsi bambaşka hikâyeler. Ama seyircinin sevdiği bir şey bu. Yani bir dilim oluşmuş yıllar içerisinde. Farklı bir şey de yapabiliyorum. Mesela “Berlin Kaplanı” farklıydı. “Niyazi Gül Dörtnala” gibi absürt bir şey de yaptık. Birbirine benzeyecek diye korkmamak lazım. İçinden geleni mi yapıyorsun; bunun sorgusu daha önemli. Ne yapıyorsan en iyisini yapmak, yeni arayışta olmak önemli. Tekrara düşmekten değil de, yeniliğe kendini kapatmaktan korkmalısın. Tekrara düşeceğim diye içinde büyümeyen bir şeyi dışarı çıkarmaya çalışırsan, o zaman yapmacık olur. İnsan kendi bildiği doğrularda devam edip, bir yandan da yeniliğe açık olmalı. - Çok rahat olur. Ama ben öyle bir amaçla yapmadım. Karakter komedisinde önemli olan şey şudur; ana karakterinizi sevip inanıyorlar mı? Eğer sevip inanırlarsa, siz karakterinizi filmin sonunda öldürseniz de, bir sonraki filmde mezardan çıkarıp devam edebilirsiniz. Ben hiçbir filmi devamı olacak mı diye yazmadım. “Eyyvah Eyvah” da dahil. Sonradan “Çok sevildi, biraz daha bu adamın hikâyelerini anlatalım” dedik. Mesela ben size sorayım, “Bursa Bülbülü 2”yi yapsam seyreder misiniz? - Değil mi? Ama öyle mi bitiyor film? Öyle bitmemesine rağmen seyredersiniz, değil mi? İşte karakter komedisi budur. Doğal olarak bu film bittiğinde, benim oynadığım karakterin başka bir hikâyesi de olsa diye düşünebilirsiniz. Bu devamını yapacağım anlamına gelmiyor. Ama karakter komedisinin özelliği bu. Sadece komedide değil, macerada da öyledir. Mesela “Rocky”, “Rambo” serileri. Yani seyirci karakteri o kadar sever ki, bırakmaz. Karakterle vedalaşmaz. - Bu sefer deniz adamını canlandırıyorum. Daha önce “Olanlar Oldu” filminde oynamıştım ama bu onun ağa babası. Yaşadıklarından ötürü biraz defolu. Güzel bir abi. Dışarıda rastlayabileceğiniz tipte biri. - Onu bilemiyorum ki... O dışarıdan bakan bir insanın söyleyebileceği bir şey. Yani kilo fazlam var. (Gülüyor) * Bayağı zayıflamışsınız ama... İğne mi kullandınız? - Yok canım, ne iğnesi? İşim olmaz iğneyle. Öğlen ve akşam ekmek yemiyorum. Spor yapıyorum. İnsülin direncine baktırıp, o direnci halledecek tedaviye gidiyorum. - Tabii tabii, her zaman. O ömür boyu sürecek. Öyle 6 aylığına, 9 aylığına yapılan bir şey değil. O yüzden alıp veriyordum zaten. Yaşantımı değiştirdim, öyle söyleyeyim. * Ege hayatını, mizahınızla filmlerinize yansıtıyorsunuz. Ege dendiğinde sizde hangi duygu ağır basıyor? - Ben denizciyim. Ege benim için aşktır. Ama ben Marmara çocuğuyum. Marmara maalesef yıllar içerisinde çok kirlendiği için bir gün Ege’ye geldim; geliş o geliş, bir daha da çıkamadım buradan. * Ana akımda bir dizide uzun zamandır yoksunuz. Ekrana döner misiniz? - Ana akımda bir dizide ben olamam. Çünkü süreleri çok uzun. Bir de muhtemelen irice bir rol olur. Öyle haftanın 6 günü sabahlara kadar çalışmak falan... Ben o enerjimi başka şeylere aktarmayı, sahneye çıkmayı, sinema yapmayı tercih ederim. Bu oyuncu arkadaşlarımın yaptığı şeyi küçümsediğim anlamına gelmiyor. Tam tersi, onların yanındayım. Çalışma şartlarının düzelmesi, o sürelerin kısalması şart. - Özlemiyorum. Mizah açısından özleyeceğim bir iş yapılmıyor. Biz “Avrupa Yakası”yla zirve yaptık, onun üzerine bir iş gelmedi henüz. “Gibi” filan hoştu, o istisnaları ayrı tutarım. Onlara bayılıyorum. Ama dijitalde nasıl bir kitleye, ne kadar insana ulaşıyorsun, o bir muamma. Ana akım bambaşkaydı. “Avrupa Yakası”nı yaparken sokakta yürüyemiyordum ben.