‘Âşık olduğun adamla evlendiğin zaman evlilik bir festival gibi’

— Kaynak: Hürriyet Kelebek

Oyunculuk hep hayaliydi. O kadar istiyordu ki ‘evren’ ona bütün yolları açtı. Peri masalı gibi bir hikâyeyle bir gecede keşfedildi, hemen ardından adını başroller arasına yazdırdı. 20 senedir âşık olduğu mesleği yapıyor. Hande Soral’la buluşuyoruz; hayatını, yeni projelerini, oyunculuğu, İsmail Demirci’yle evliliğini ve anneliği konuşuyoruz.

Hande Soral’la neredeyse kariyerinin başından beri tanışıyoruz. Hem yetenekli hem de çok güzel ve alımlı. Eşi, oyuncu İsmail Demirci’yle yaşadığı büyük aşk ve oğlu Ali’ye (4) olan sevgisi gözlerinin içini parlatıyor. Mesleğinde geçirdiği zaman ve edindiği deneyim onu da değiştirmiş, kendi deyişiyle duvarlarını indirmiş, daha kendi gibi artık.Başlıyoruz muhabbete... 40’tan sonra kadınlar için en güzel dönem başlıyor derler. Benim için 39’da başlamış olabilir. Çok iyi hissettiğim bir dönemdeyim. Her şeyle barışığım. Eskiden de kendim gibi olduğumu zannediyordum ama duvarlarım biraz daha kalınmış. Şimdi daha kendim gibiyim. Kendimi çok daha özgür hissediyorum. ◊ Seni hiç tanımayan birine kendini anlatman gerekse hangi cümleleri seçerdin? Dominantım ve her şeye hâkim olmak, her programı düzenlemek istiyorum. Bu kadar her şeye müdahale etmek beni de yoruyor ve birine anlatırken de “Ben böyle biriyim, bana takılma, rahatsız olursan da söyle” derim. İkinci olarak herhalde “Beni tanıdıkça daha çok seversin” derdim. Ve “Eğer seni seversem benim yanımda sonsuza dek güvende olursun”... En büyük savaşım herhalde kendimleydi. Kendimi tanımak, çok küçük yaşta bu sektöre girip o serüveni yaşamak, var olmaya çalışmak, burada tutunabilmek ve oyunculuğa devam edebilmek... ◊ Biraz önce “Duvarlarım eskiden daha kalınmış” dedin. Seninle ilgili yorumlara baktığımda seni mesafeli bulanlar var... 19 yaşında bu sektöre girdim, tesadüfler sonucu oyuncu oldum. Tabii, oyuncu olmayı çok istiyor olsam da bir anda kendimi bir dizinin başrollerinden biri olarak buldum. Dizi yayımlandı, ertesi gün tüm Türkiye beni tanıyordu. Herhalde kendimi korumak için daha erkeksi ve sert bir taraftan böyle olması gerektiğini düşündüm. Sette de öyleydim. Sokak çocuğu gibiydim yani. Kimsenin bana yaklaşmasına, lakayt davranmasına müsaade etmezdim. Şu an da elbette öyle ama bunu o sert duruşumla değil, kendim olarak sağlayabiliyorum. ◊ Dediğin gibi tesadüfen ve bence tıpkı filmlerdeki gibi bir günde ünlü oluyorsun... ◊ ‘Komedi Dükkânı’ programına seyirci olarak gidiyorsun, sahneye çağrılıyorsun ve o gece bir yapımcı seni keşfediyor. Gerçekten her şey böyle büyülü mü oldu? “Bu kadar da olur mu” dedirtecek kadar şaşırtıcıydı. Hep oyuncu olmak istiyordum. Üniversiteye hazırlanırken de konservatuvara girmek istiyordum ama iyi bir öğrenciydim ve ailem “Başka bir mesleğin olsun, oyunculuğu hobi olarak yaparsın” dedi. Ben de oyunculuğa ne hizmet eder diye düşünerek psikoloji okumaya karar verdim. Bilgi Üniversitesi’ni kazanıp İstanbul’a geldim. İlk senemde ev arkadaşımla birlikte ‘Komedi Dükkânı’nı izlemeye gittik. O benim oyunculuk hayallerimi biliyordu. Her gösteride seyircilerden bazılarını sahneye aldıklarını da biliyorduk. Arkadaşımla çekim öncesi bir yerde kahve içmeye oturduk. Bana masadaki peçeteyi uzatıp “İlk imzanı bana at, biliyorum bundan sonra çok imza atacaksın. Çünkü sahneye seni alacaklar” dedi. Ben de öncesinde annemi aramış; “Nasıl olsa o bölümde beni izleyeceksiniz” falan demiştim. Yani bütün kapılarım nasıl açıksa, o anda ne dilediysem oldu. ◊ Sonra bir yapımcı tarafından arandın, ‘Küçük Kadınlar’ dizisinin seçmelerine gittin ve ilk gün set “Kayıt” dedi. Ne yaptın? Dizide partnerim Burak Sağyaşar’dı, kendisine buradan çok sevgiler. Ben ezberimi hazırladım ve girdim odaya. Kolay heyecanlanan biri değilim, o zaman da değildim. Ama karşımda kocaman bir kamera, yönetmen, Burak ve ben. Bir heyecanlandım. Kendimi kontrol edemiyorum, yapamayacağıma emindim. Kamera kuruldu, ben titriyordum. Hoca “Kayıt” dedi. Sonra durdurdular. Kamera bozulmuş, kamerayı götürdüler ve iki saat sonra yenisi geldi. O sırada sohbet ettik, çalıştık ve heyecanımı yendim. ◊ Tam 20 sene geçmiş; oyunculuk, canlandırdığın karakterler sana hayat adına ne öğretti? Sabretmenin, tutarlı olmanın, disiplinin, saygılı olmanın yetenekten çok daha önemli olduğunu öğrendim. Çünkü biz bir ekip işi yapıyoruz. Bu ekip işinde karşındakine saygı duymak, ona izin vermek, alan açmak bence sadece yetenekli olmaktan çok daha önemli. ◊ 20 yılın muhasebesini yaparken şunu farklı yapardım dediğin şeyler var mı? Bahsettiğim duvarlarımla beraber kendimi koruduğum halim biraz daha ürkek bir halimdi. O yüzden çok cesur davranamadım. Yeniliklere biraz mesafeli yaklaşıyordum. Daha güvenli sularda yüzmek daha rahat hissettiriyordu. Konfor alanımı bozmak çok da gerekmiyor diye düşünüyordum. Ama şimdi baktığımda bambaşka şeyler yapardım. Bir kere o zamanlar birçok şeyi gönül bağıyla yapıyorsun. Bu sektöre girdiğinde ilk tanıdığın insanlara sanki borcun varmış gibi hissediyorsun. Oysa profesyonel bir iş yapıyoruz. Hiç kimsenin, kimseye gönül borcu yok. Bu bir iş ve biri işini layıkıyla yapmıyorsa, kimseye eyvallahınız olmamalı. Her gün değiştiriyor. Hâlâ bizim için bebek gibi ve hayatımızın çok merkezinde. Onun düzenine göre yaşıyoruz. Ben zaten şefkatli, anaç biriyken şu an sonsuz bir şeyin içine atıldım. Sokakta gördüğüm her çocuk için ağlayabiliyorum. Elimden gelse dünyadaki ihtiyacı olan tüm çocuklara dokunabilmek istiyorum. ◊ Peki, Ali bir gün büyüyecek, ve belki bu söyleşiye denk gelecek. Ona bir not bırakacak olsan ne söylerdin?