Arzu ve teslimiyet: Teenage Sex and Death at Camp Miasma

— Kaynak: Bant Mag

Dünya prömiyerini 79. Cannes Film Festivali’nde yapan, Türkiye’de ise ilk kez MUBI FEST’te gösterilen yeni Jane Schoenbrun filmi üzerine.

Jane Schoenbrun’un üçüncü uzun metrajı Teenage Sex and Death at Camp Miasma; medya ögeleriyle kurulan ilişkinin kimlik, yabancılaşma ve cinsellik gibi temalarla kesiştiği sinemasını, arzunun peşinden giden daha kişisel bir bakışla eğlenceli bir tona taşıyor. Dünya prömiyerini 79. Cannes Film Festivali’nde yapan, Türkiye’de ise ilk kez MUBI FEST’te gösterilen yapım; döneminin popüler ve defalarca yeniden çevrimi yapılan kurmaca slasher serisi Camp Miasma’nın stüdyolar tarafından yeniden gündeme alınmasıyla başlıyor. Serinin günümüzde politik olarak kötü bir şöhrete sahip olması, hatta bu nedenle değerinin azalması, yeniden çevrim için stüdyoyu kuir yönetmen Kris Williams’a götürüyor. Camp Miasma’da Küçük Ölüm olarak adlandırılan, elindeki mızrak ve kafasındaki iç içe geçmiş kutulardan oluşan bir maskeyle gölden çıkan katil, aslında hem erkek hem de kız olarak büyütülen ve gölde diğer çocuklar tarafından boğularak öldürülen çocuğun ruhu. Kris’in seriyi bugünün dünyasına uygun hâle getirebileceğine, geçmişin transfobik söylemlerinden temizleyerek yeniden dolaşıma sokabileceğine inanılıyor. Kris, yeni ve özgün bir Camp Miasma filmi yapmak istiyor. Kendisinin seriyle kurduğu bir hayranlık ilişkisi de var; çocukluğunda gece geç saatlere kadar atıştırmalıklarıyla beraber Camp Miasma filmlerini izleyen Kris’in, güncel yaşamında da en az aynı hayran bakışlarla bir otel odasında filmlerden birini izlediğini görüyoruz. Özgün bir yeniden çevrim yapmayı amaçlasa da orijinal yapımın ögelerinden birini taşımak istiyor: 80’lerde yapılan ilk Camp Miasma filminin hayatta kalan son kızını canlandıran Billy. Şöhretin ardından sektörü bırakan Billy, Camp Miasma’nın çekildiği kamp alanında tek başına yaşıyor. Kris’in hayranlık duyduğu ve filmdeki hâline bağlı olduğu Billy’nin hâlâ çekimlerin yapıldığı yerde yaşaması, Schoenbrun’un sinemasında izlerini gördüğümüz “geçmişteki imgelerin bugünde nasıl varlığını sürdürdüğüne dair merak”ın bir uzantısı gibi. Hayranlık duyduğun ve belki de özdeşleştiğin bir karakteri kendi dünyana çekmekten çok, giderek onun var olduğu dünyanın içine çekilmekle ilgili bir hâl bu. Geçmişte kalmış bir filmin dünyasının yalnızca yeniden kurulmadığı, hâlâ içine girilebilecek bir gerçeklik olarak varlığını sürdürdüğü fikrini gündeme getiriyor. Kris’in içine girdiği bu dünya geçmişin olduğu şekilde korunmuş hâlinden çok, yapay bir hatırası gibi. Kris kamp alanına girdiğinde, gerçekliğin çarpık hâli görsel dünyada kendini gösteriyor. Terk edilmiş mekân, karlarla kaplı alanın ulaşılmazlığından doğan güvensizlik hissi ve eski eşyalar gibi korku filmlerinden zihnimize kazınmış imgelerin yanında, neredeyse bir fon gibi duran dağlar ve gökyüzü yapaylık hissi doğuruyor. Ortaya, korku filmlerinin zihnimizde biriktirdiği görsel hafızanın yeniden kurulmuş hâli gibi bir dünya çıkıyor. Bu dünyanın gerçeklikle uyuşmayan tarafı da tam burada belirginleşiyor; tanıdık imgeler bir araya geliyor ama ortaya alıştığımız Camp Miasma ve benzeri filmlerin tonundan farklı bir dünya çıkıyor. Filmin, kendi referanslarının çizdiği sınırların dışına çıkacağının sinyali de burada veriliyor. Kris’in Billy ile tanışmasının ardından şüpheci ve bir şey bekler hâlini sezmeye başlıyoruz. Billy’nin neden hâlâ kamp alanında kaldığıyla ilgili ilginç bir cevap arıyor, etrafı gözlüyor ve kendisini âna tam olarak bırakamıyor gibi. Billy’nin alaycı tavrı, Kris’in beklentileriyle birlikte seyircinin de beklentisini yeniden kırıyor. Her an bir jumpscare gelecekmiş gibi olan atmosferi gerçekten küçük jumpscarelerle kurarak, korku filmlerinin klişeleşmiş ve beklenen hamlelerini mizahi bir unsura dönüştürüyor Schoenbrun. Ve bunun oturmamış yerleşiminden anlıyoruz ki; evet, bu filmin bize vereceği şey bu değil. Klasik bir iş yemeği olarak başlayan akşamın iki kadının devasa tabaklardaki çıtır tavuk ve dip soslarla buluşmasına dönüşmesi ve bu yemek sahnelerinin şömine önünde, neredeyse erotik bir reklam filmi tadında, soslara yakın planlarla çekilmesi; janrların alışıldık kodlarının ve popüler kültüre ait ögelerin kullanım biçimlerini değiştiriyor, yeniden anlamlandırıyor. Ürkütücü, gizemli sahneler beklerken iki kadının romantik bir akşam yemeğinde buluşarak iştahla yemek yemesi, filmin haz ile de ilgili olduğunu söylüyor. Hızlı tüketim ürünlerinin filme iliştirilmesi; pop kültürün keyif verici yanını içeri almak ve orayla bağını bir şekilde sürdürmekle ilgili. Kris, Psycho’nun klasik duş sahnesini duş perdesinin gözünden çekmesiyle Sundance’te ün kazanmış bir yönetmen ve çalışma alanını eşcinsellik ile canavarlığın kültürel tasvirlerinin kesişimi olarak tanımlıyor. Yönetmenin kendi çalışma alanlarıyla kesişen Kris, yer yer Schoenbrun’un sinemasının bir dışavurumu gibi duruyor. Duş perdesinin gözünden hikâyeye bakmak, film ilerledikçe Kris’in sinemasını tarif eden bir ayrıntıdan Schoenbrun’un filmde izlediği anlatımı ve seyirciyle kurduğu ilişkiyi anlatan bir imgeye dönüşüyor. Kurban ile katilin arasında duran bu konum, taraflardan biriyle özdeşleşmeden arada kalan bir yerden görmeyi mümkün kılıyor; bakan ile bakılan, arzulayan ile arzulanan gibi ikilikleri yeniden yerleştirerek aralarındaki sınırı sorgulatıyor. Bu meselenin filmdeki en belirgin karşılıklarından biri, ilk Camp Miasma filminin hayatta kalan kızını canlandıran Billy’nin anlattığı sevişme sahnesinde ortaya çıkıyor. Orgazma yaklaşırken kendisini katilin gözünden gördüğünü, bir anda kendisine dışarıdan bakmaya başladığını anlatıyor. Kris’in duş perdesinin gözünden bakma fikriyle Billy’nin kendisini katilin gözünden görmesi de burada kesişiyor. Karaktere kendisini tehdit eden unsurun gözünden baktırarak klasik anlatının seyirci için önceden belirlediği konumları genişletiyor; aynı zamanda “Kimin gözünden görüyorum, kiminle özdeşleşiyorum?” sorularını sorduruyor. Camp Miasma gibi korku ve cinselliğin iç içe geçtiği yapımlarda fantezinin nasıl oluşturulduğuyla ilgileniyor ve bir anlamda seyirciyi bu fanteziyle yüzleştiriyor. Kris, özellikle Camp Miasma’nın ilk filmindeki bu sahnede Billy’nin yüzünde kalan bakışı anlamlandırmakla ilgileniyor. Sevişme sahnesinde Küçük Ölüm yaklaştıkça derinleşen bu bakışın ardındaki duyguyu çözmekte zorlanıyor ve bu âna saplantılı hâle geliyor. Neydi: Utanç mı, yoksa korku mu? Burada parantez açarak Fransızca la petite mort (Küçük Ölüm) ifadesinin orgazmı ifade eden bir deyim olduğunu söylemekte fayda var. Bedenin izlenmesi ve sınırlanması ile cinsel arzularını özgürce ifade edebilme ve yaşayabilme arasındaki sıkışmışlığa yerleşen duyguların tanımsızlığı, Billy’nin bakışında görülüyor. Cinsel arzularına yabancı olduğunu ve tam anlamıyla bir doyuma ulaşamadığını söyleyen Kris ise anlamlandırmakta zorlandığı bu bakışın ve duygunun peşinden çekiliyor. Görünürdeki film yapma isteğinin yanında, cinsel olarak kendisine ket vuranın ne olduğunu anlama arzusu da var ve Billy onun için bunun anahtarı. Billy ile ilişkisi de film ilerledikçe bu doğrultuda, içgüdüsel olanı dışarı çıkarmaya başladığı bir hatta şekilleniyor. Yeniden yapım için Billy ile yaptığı sohbette Kris, Camp Miasma’nın teorik okumalarını ve eleştirilerini sıralarken Billy’den “bu hikâye sadece et ve sıvılarla ilgili” cevabını alıyor. Kris’in kabuğuna çekilmiş benliğini dışarı çıkarmasındaki araç da tam olarak Billy’nin analizden ve sorgulamadan uzak varlığı oluyor. Kendini bırakmakta zorlandıkça, Billy’nin rahatlatıcı etkisiyle özündeki içgüdüsel tohumlara biraz daha yaklaşıyor. Bu anlamda Schoenbrun’un tutumunu Billy’nin Kris ile kurduğu ilişkide de görüyoruz. Bir sonraki hamleyi düşünmek ve sahnenin altındaki düşünceyi sorgulamak yerine, sinemanın hisleri ayaklandırmaya yönelik doğasına doğru seyirciyi sürüklüyor. Camp Miasma’nın eski sahnelerini izlerken Kris’in “işte burada transfobi var” demesi üzerine Billy’nin yalnızca izlemeye devam etmesi de bu tutumun bir işareti. “Ne anlattığım ve hangi meseleler üzerinde durduğum gayet açık ama sadece bununla ilgilenmeni istemiyorum” dercesine; Camp Miasma gibi korku sinemasının araçlarını, c