Anthony Bourdain ile orta parmağı: Get Jiro!
— Kaynak: Bant Mag
Mutfak kültürünü fetişize edenlere, bunun üstünden elitizm kasanlara dev bir "hadi oradan!" çekiyor.
Anthony Bourdain ve Joel Rose’un 2012’de DC / Vertigo tarafından yayımlanmış aynı adlı çizgi romanından uyarlanan Adult Swim dizisi Get Jiro! distopik bir gerçeklikte, dünyanın en güçlü figürlerinin mutfak şefleri olduğu bir evrende geçiyor. Brian Gatewood ve Alessandro Tanaka’nın yaratıcıları olduğu proje, aynı zamanda DC Studios ve Warner Bros Animation ortak yapımı. Kadrosunda Jiro’yu seslendiren Brian Lee’nin yanı sıra Alison Pill, Justin Kirk ve Titus Welliver gibi isimler de var. Mercury Filmworks’ün animasyona döktüğü dizinin ilk iki bölümü HBO Max’te izlenebilir. Bu yazı, Get Jiro! dizisinin ilk iki bölümünü izlememiş olanlar için kimi sürprizleri bozabilir. Kıyamet sonrası yakın bir gelecekte, Los Angeles’tayız. Mutfak kültürünün hüküm sürdüğü, bir şey dışında neredeyse her zevk ve ihtiyacın sanal veya yapay yolla tatmin edilebildiği bir dünyada yemek, hem sermaye hem de sınıf ayrımının en önemli belirleyicisidir. Gizemli suşi şefi Jiro, idari ve ekonomik çöküş sonrası ABD’ye henüz göçmüşken, kendisine özenle hazırladığı nigiri’yi özellikle yapmamasını rica etmesine rağmen hunharca soya sosuna banan bir müşterinin kellesini uçurur. Ketum ustanın bu hamlesi, sofrayı kan revan içinde bırakacak bir olaylar zincirini tetikler; onu da iki büyük aşçılık çetesinin kıyasıya rekabetinin ortasına sürükler. *Bourdain ve yazar Joel Rose, çizgi romanı kaleme almaya başladıkları noktada birbirlerini 32 yıldır tanıyormuş. Şef, Rose’a yolladığı taslakta yer alan görsellerin hepsini, tüm acemiliğine rağmen bizzat çizmiş. Rose, Bourdain’in çizgisine bayılmasa da fikrini çok beğenmiş. *Oldu da şimdiye dek pek anlaşılmadıysa üstüne basarak söyleyeyim ki dizideki şiddet unsurları epey sert; bölümler ilerledikçe daha da sertleşecek. Her tür mutfak aletinden, olabilecek en cani şekillerde faydalanılıyor diyeyim. Ayrıca ikinci bölümde kısa bir süre de olsa grafik şekilde betimlenen, hayvan zulmü içerikli bir sahne de mevcut. Her ikisi de dolaylı yollarla hayata gelmiş olsalar bile Roadrunner: A Film About Anthony Bourdain belgeselinden beş, Bourdain’in vefatından ise sekiz yıl sonra bir kıyak daha gelmesi, hem de böylesinin gelmesi gerçekten süper bir olay. No Reservations ve Parts Unknown programlarını izlemiş olanların izlerini bulabileceği fakat kendisinin bizlere teşhir ettiğinden çok daha yırtık bir mizah anlayışı barındıran mafyatik bir Samuray hikâyesi Get Jiro!. Ciddiyetsiz olduğu kadar kendi içinde her şeyin aşırı ciddiye alındığı bir hikâye. Hâliyle mutfağa, restoranlara ve yemeğe dair ne kadar anekdot, atasözü, kelime oyunu varsa hemen hepsi işe koşulmuş. Fakat ortam gereği en peynir tadı verdiği anlar bile lezzetli (Bu bir kelime oyunu, evet). Haşin şef ve çete lideri Bob’un brunch servisi sırasında ısıdan topaklanan hollandez sosunu tazesiyle değiştirmeye davranan iyi niyetli şefi aynı sosla waterboarding usulü öldürüp, iş bittikten sonra nefesinin altından “I hate brunch. I reaaally do.” / “Brunch’tan nefret ediyorum. Gerrrçekten ediyorum.” diye söylendiği sahne. Açık büfe brunch olayının menüsü, süresi, müşteri tipi ve yoğunluğu sebepleriyle çoğu mutfak şefi tarafından aslında en nefret edilen servis türü olduğunu açık eden ilk kişinin Bourdain olduğu bilgisiyle izleyince ayrı bir gülümsetiyor. *Dizinin aktardığı göz doyurup iştah açan ASMR nitelikli içerikle aynı miktarda göz kaçırtan ve iç kaldıran şiddet anları barındırması. Mutfak kültürünü fetişize edenlere, bunun üstünden elitizm kasanlara dev bir “hadi oradan!” çekilmiş. Orta parmaklar dimdik havada. *Aslında kendisini ve birçok önceki işini çok severim ama, nedense veganiçe çete başı Rose’u seslendirenin Alison Pill olduğunu da çok geç anladım. Rolü çok sevmiş olacak ki ses tonunu, konuşma ritmini, alametifarikası olan neredeyse her özelliğini değiştirmiş oynarken. Karakterinin tüm abartılı yemek bazlı bitiş laflarını üst seviyede kalitede teslim ediyor. Ne vegan ne de vejeteryanım ama ikinci bölümde adına “sihir” denip duran, gerçek yemek denen şey uğruna sürdürülebilir ve hayvan katli gerektirmeyen devrimsel bir gıda alternatifi olan “mother” / “ana”nın kamu önünde sabote edilmesi biraz ayıp oldu sanki. Beynin reseptörlerini aldatarak bu evrende tedarik etmesi zor et ürünlerinin, herhangi bir öğün veya yiyeceğin doku ve tadını taklit edebilen, her yemeğin yerine geçebilen bir gıda ürünü olacaktı. Olamadı. Jiro’nun varlığı, şehirdeki gastronomi elitinin koruduğu hassas güç dengesi için göz ardı edilemez bir tehdit. Yozlaşmış bir dünyada prensiplerinden taviz vermeyen, bunlar rehberliğinde hareket eden biri; ne denli şiddetli biçimlerde olursa olsun. Her şefin kendini “pürist” ilan ettiği bir dünyada, gerçekten de öyle olan tek kişi o. Kendini dünyadan ayırdığı küçük köşede hayatından az çok memnun. Karşı kaldırımındaki Meksika restoranını işleten Maria ile küçük kız kardeşi Cam ise çete tehdidi ve türlü sabotajlarına rağmen bu dejenere sisteminde bir şekilde dikiş tutturmaya çalışan iki aşçı. Cam, inat edip Jiro’nun yanında çıraklığa başlayınca tek tabanca takılma alışkanlığını bir kenara bırakmak zorunda kalacak. Bakalım, ortamın rezilliğine rağmen işini düzgün yapıp hesap sormaya çalışmaya devam eden dedektif Cynda Lynn’le de bir ortaklık geliştirecekler mi? Birbirlerinin rakibi ve ezeli düşmanı Bob ve Rose şefler, öyküdeki Los Angeles’a egemen, biri mafyöz, diğeri militer iki mutfak devi olarak modern mutfak kültürü ve tüketimine mensup toksikliğin iki zıt kutbunu temsil ediyor gibiler. Biri ortama erilliği ile egemen olmuş, geleneksel ekolden bir şef; diğeri sürdürülebilir gıda etiğinden, bundan kazanç sağlamak için faydalanan bir aktivist aşçı tiplemesi. Öyküdeki hicvin büyük kısmı, bu iki karakter üstünden yapılıyor şimdilik. Bu hiciv genelde alışıldık genellemelerden gitse de öylesine didaktik tonda değil. Öyleyse de distopyanın absürtlüğü bu tonu dağıtmaya yetiyor olmalı. Aralarındaki rekabetin kan davası, ikilinin birbirlerine karşı yaptıkları planlar, bu sezonun temel hikâyesi olacak gibi. Adult Swim ve benzeri üsluptaki yetişkin animasyon içeriklerini sevenler. Ayrıca The Bear sonrası yine çoğunlukla yemek hakkında ama çok daha saçma ve laçka bir diziye hayır demeyecek olanlar. Hem çatışma hem yemek olaylı manga uyarlamaları Dunjon Meshi (2024) ve Iron Wok Jan!’ı (2026) önerebilirim. *Baş karakterin adını Jiro Dreams of Sushi (2011) belgeseline konu olmuş Michelin yıldızlı ünlü usta Jiro Ono’dan aldığından yüzde 98 eminim. *Gözüktüğü kadarıyla dizi, çizer Langdon Foss’un karakter tasarımlarına büyük ölçüde sadık kalmış ama görseller diziye aktarılırken çizgideki mizah biraz eksilmiş gibi. Stil orjinaline daha yakın olabilseydi, yapım Adult Swim külliyatına sadece içeriği değil; görselliği bakımından da çok özgün bir girdi olabilirdi.