A Teen Odyssey: Gençliğin, bağ kurmanın ve görülmenin peşinde

— Kaynak: Bant Mag

"Görmenin büyüsünü hatırladım. Bu zamanlarda çok ihtiyacımız yok mu böyle hissetmeye?"

La Mecànica’nın La Fura dels Baus, Fundació Èpica iş birliğiyle sahneye taşıdığı A Teen Odyssey, 17–20 Eylül tarihleri arasında Paribu Art’ta seyirciyle buluşuyor. Yönetmenliğini ve dramaturjisini Pau Bachero’nun üstlendiği oyunda Lulu Cormican ve Pedro Mas rol alıyor. Fiziksel performansı ses, ışık ve teknolojiyle buluşturan, seyirciyi de oyunun bir parçası hâline getiren yapımı 17 Eylül’de seyretme, hatta daha doğru bir ifade ile deneyimleme fırsatı buldum. Merakla girdiğim salondan karmakarışık duygular ile ayrıldım. Bir oyunun salondan çıktıktan sonra da zihnimde dolaşmaya devam etmesini, bende sorular bırakmasını seven biri olarak A Teen Odyssey’de beni nelerin etkilediğini ve nedenini biraz anlatmak istiyorum. Oyun kendisini şu cümle ile anlatıyor ve üzerine fazla söz eklemeye de gerek bırakmıyor: ”A Teen Odyssey, genç olmuş ya da hâlâ genç olan herkese adanmış bir kutlama.” Gençliğin; kendimizi tanımaya, bir yere ait olmaya, başkalarıyla bağ kurmaya çalıştığımız ve bir yandan da kim olduğumuzu anlamaya uğraştığımız hâline bakıyor. Performans boyunca telefonlarımız da oyunun bir parçası oluyor. Telefonunuzun şarjının dolu olduğundan emin olmak ve gerekli uygulamayı indirip Wi-Fi ağına bağlanmak için biraz erken gitmekte fayda var. Telefonlarımızın parlaklığını ve sesini sonuna kadar açıyoruz, çünkü bu kez ses de biziz ışık da! Heyecanlı duyuluyor, değil mi? Salona girmeden önce uygulamaları test ederken telefonlarımızın ekranında bir şimşek beliriyor. Daha oyun başlamadan, etrafta şimşekli insanlar ile küçük bir bağ kurmaya başladım bile ben. Karşımdaki yabancıyla tatlı tatlı gülümsedik birbirimize. Birkaç arkadaşım da buradaymış, selam! Bir yandan da uygulama üzerinden cevaplamamız gereken beş soru var. Bunların oyun sırasında önemli bir yere sahip olduğunu tahmin ederek, cevaplarımı hızlıca ama özenle veriyorum. Soruları tek tek anlatıp sürprizi bozmayacağım ama ben daha salona girmeden düşünmeye başladım. İçeride neler yaşanacak, kim bilir? Derken, insanlar içeri girmeye başladı bile. Ben de kapıya yöneliyorum fakat ekranımda beklemem gerektiği yazıyor. Ben neden giremiyorum? Acaba içeride neler oluyor? Ben neyi kaçırıyorum? İçeri önce gençler mi alınıyormuş? Bir dakika… Ben artık genç değil miyim? Eyvah! İtiraz edebileceğim kimse de yok. Yaş üzerine düşünmeye başlıyorum ve kapım açılıyor. Belli ki ben bugün çokça düşüneceğim. Oyunun bende bıraktığı en güçlü hislerden biri, önce birbirimizden ayrıştırılıp sonra yavaş yavaş bir bütünün parçası hâline gelmek oldu. Herkes kendi telefonuyla ve kendi dünyasıyla baş başayken zamanla bu yalnızlık yerini birlikte hareket etmeye, birbirimizi görmeye bıraktı. Oyunda size eşlik eden diğer seyircilerin enerjisi de önemli tabii. Burada herkesin deneyimi farklı olacaktır. Ben biraz şanslıydım. Oyunun başında yanımdaki birinin dans etmesi, dans etmeyi pek sevmeyen beni bile dans etmeye teşvik etti. İçimde daha o anda bir şeyler çözülmeye başladı. Müziği duydum, ışığı gördüm ve yıllar sonra dans etmeye çok yakındım. Bir ileri, iki geri… Başarabilirim. Ardından, telefonlarımızı birer ışığa dönüştürdük. Karanlıkta onlarca küçük ekranın oyuncuları aydınlattığını görmek hem görsel olarak çok etkileyiciydi hem de bağ kurmayı kolaylaştırdı. Atmosfer, anlatılmak istenen duyguyla çok uyumlu. Işık, ses, bedenler ve telefon ekranları sürekli hareket hâlinde. Bazen karmaşık, bazen sade ama her zaman canlı bir alan var. Tıpkı yaşam enerjisi gibi. Bazen yaşıtlarımızla yan yanayız, bazen benzer cevaplar verdiklerimizle, bazen de rastgele birileriyle. Birlikteyiz işte! Oyunun bitmesine çok az kala, kendi düşüncelerime dalmış, biraz içime kapanmıştım. Tam o sırada oyunculardan Lulu, kalabalığın gerisinde duran beni buldu ve sanki o hâlimi hissetmiş gibi elimi tuttu. Bir anda kendimi oyunun merkezinde buldum. Beni platforma çıkardığı o ânı ve telefonumun ekranında beliren yazıyı anlatıp deneyiminizi bozmak istemiyorum. Şunu söyleyebilirim: Oyun boyunca içimde biriken bütün düşüncelerin arasından biri çıkıp “Buradasın.” dedi. “Buradasın, yalnız değilsin ve ben de yanındayım.” Görmenin büyüsünü hatırladım. Bu zamanlarda çok ihtiyacımız yok mu böyle hissetmeye? Bunu duymaya ihtiyacı olan biri varsa eğer ve bu yazıyı sonuna kadar okuduysa: Seni görüyorum. Buradasın, yalnız değilsin ve ben de yanındayım. A Teen Odyssey, 20 Eylül’e dek Paribu Art’ta. Biletler için Paribu Pass.