20 yıldır merakla: Holy Fuck ile konuştuk
— Kaynak: Bant Mag
Brian Borcherdt ve Graham Walsh ile 20 yıllık serüvenleri ve Holy Fuck hikâyesinin en önemli unsurlarından canlı performansları üzerine.
2000’lerin ortasında Toronto’da kurulan Holy Fuck’ın ânında kana karışan şarkılarını canlı canlı dinlemeye az kaldı. 12 Ekim’de Blind sahnesinde ilk İstanbul konserini verecek olan grup, şu sıralar yılın başlarında yayımladığı Event Beat albümünün Avrupa turnesinde. İstanbul da söz konusu turnenin son durağı. Holy Fuck’ın yer yer karmaşıklaşan, çok katmanlı fikirler barındıran karakteristik mizacı, sesin kaynaklarından çok nasıl yontulduğu ya da nasıl tepkimelere sokulduğuyla şekilleniyor. Hırçın ve harekete geçiren şarkıları ağırlıkta belki ama sürükleyici ritimler etrafında daima dönüşen ve kesin çizgilerle tanımlanamayan sesler gibi bir tanım müziklerini tarif etmeye biraz daha yaklaşıyor sanırım. Grubun bas ve davul dışında kalan tüm işitsel katmanlarından sorumlu olan Brian Borcherdt ve Graham Walsh ile 20 yıllık serüvenlerini, Holy Fuck hikâyesinin en önemli unsurlarından canlı performanslarını ve son albümleri Event Beat’in ortaya çıkmasını mümkün kılan koşulları konuştuk. Ardından 2007’den günümüze uzanan diskografilerinin farklı duraklarından seçtiğim beş parçayı masaya yatırdık. Açılışını Pitohui ile yapacağımız konserin biletleri de burada. Türkiye’de ilk kez çalacak olmanız büyük heyecan sebebi. Sizi bundan tam 10 yıl önce, 10 Ekim 2016’da Amsterdam’daki Paradiso’da canlı dinleme şansım olmuştu. Bu turnenizde de yine orada çalıyorsunuz. Sanırım sahne, Holy Fuck’ın sihrinin en belirgin şekilde ortaya çıktığı yer. Graham Walsh: Ne güzel. Büyük salonda çalmıştık ve konserin çok eğlenceli olduğunu hatırlıyorum. Orada en son küçük salondaydık ve o konser de çok yüksek enerjiliydi. Harika bir mekân. Holy Fuck olarak 20 yıldır birlikte çalmanıza rağmen sahnede hâlâ birbirinizi şaşırtabiliyor musunuz? Brian Borcherdt: Asıl şaşırtıcı olan zaten 20 yıl geçmiş olması. Sanırım bazen beni en çok bu çarpıyor. Grup arkadaşlarına bakıp “Bunu hâlâ yaptığımıza inanamıyorum” dediğin zaman kendini bütünüyle o âna kaptırıyorsun. Bazen sahnede birbirimizle bağ kurmanın ve birlikte çalmanın keyfi bile bizi hayrete düşürebiliyor. Müzikal olarak yaptıklarımızla da birbirimizi bir ölçüde hep şaşırtıyoruz sanırım ama asıl mesele bunu hâlâ sürdürüyor olmamız. Graham Walsh: Kesinlikle. Hâlâ turnelere çıkıp birlikte çalabildiğimiz için çok şanslıyız. Kurduğunuz sahne düzeni, dinleyicinin sesin aranızdaki fiziksel yolculuğunu takip etmesini sağlıyor. Bu süreci takip edebilmenin insanların müzikle kurduğu bağı da etkilediğini düşünüyor musunuz? Brian Borcherdt: Bence evet. Bu, başından beri yaptığımız bir şey değil. İnsanların ne yaptığımızı görmesini hep istedik. Bir şey saklamıyorduk ama sahnede, belli bir yükseklikte olduğumuz için herkes yaptıklarımızı göremiyordu. En az 10 yıl boyunca arkadaşlarımız, bunu insanların daha rahat görebileceği bir yol bulmamız için bizi teşvik etti. Sahnede görsellerimizi her konserde kendimiz kontrol edemediğimiz için bu iş biraz zorlayıcı oldu. İnsanların ne yaptığımızı görmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz; dinleyicinin kendini bunun bir parçası hissetmesini istiyoruz. “Bize bakın, neler yapıyoruz görün” diye bir şov sunmaktan ziyade insanları işin içine davet etmeye çabalıyoruz. Çoğu zaman yanımızda kameralar oluyor. Olduğunda seyirci ne yaptığımızı daha rahat görebiliyor; sanırım bu da bizim daha çok keyif almamızı sağlıyor. Graham Walsh: Haklısın. Dinleyici kendini olan bitenin içinde hissediyor. Onlarla iletişim kurmanın bir yolu bu. 2000’lerin başında, özellikle Toronto’da, elektronik müzik konserlerinin rave’lerin dışına çıkıp alışıldık rock mekânlarında yapılmaya başladığını hatırlıyorum. DJ’ler ve elektronik müzik yapanlar sahneye laptoplarını getirmeye başlamıştı. Tuhaf bir kopukluk vardı. DJ’in bir köşedeki kabinde durduğu, senin de kendi dünyanda dans ettiğin bir rave’e benzemiyordu. Bir sahneye bakıyor ve bilgisayarında bir şeylere tıklayan birini izliyordun. Belki müzik güzeldi ama bağ kurabileceğin bir şey yoktu. Sadece sigara içip bilgisayarına tıklayan biri vardı. Bunun pek içime sindiğini söyleyemem. Brian’la ekipmanlarımızı kullanırken, gruplarda gitar çaldığımız dönemlerde yaptığımız şeyleri buraya uyarlıyoruz. Böylece dinleyiciyle daha karşılıklı bir alışveriş oluyor; bir şeyler yaptığını görebiliyorlar. Bu elektronik gürültüyü üretirken o iki dünyayı birbirine bağlamak bence çok önemliydi. İlk dönemlerden söz ettiniz. Bir Holy Fuck konserini iyi yapan şeyin ne olduğuna dair fikriniz yıllar içinde değişti mi? Graham Walsh: İyi bir konserde o karşılıklı beslenme ilişkisi oluyor. Eminim bu bütün gruplar için geçerlidir; yalnızca bizim için değil. Enstrümanlarımıza kapanıp birbirimize bakarak çalabilir, dördümüz kendi aramızda eğlenebiliriz. Ama dinleyici tepki verip bize enerji gönderdiğinde biz de karşılık veriyoruz. Yaptığın şey dinleyicide gerçekten karşılık bulduğunda bu enerji gittikçe büyüyor. Bence iyi bir Holy Fuck konseri, seyircinin eğlenmesiyle mümkün oluyor. Brian Borcherdt: Katılıyorum. Son turnede bizi şaşırtan şeyler oldu. Salon dolu oluyordu ama sahneden indikten sonra kendi aramızda “Neydi o öyle?” diyorduk. Çünkü insanlar sadece bakıyordu. Sonra belki hemen ertesi gece herkesin kendinden geçtiği bir konser çalıyorduk. Biraz bencilce ama dinleyici bizi izlerken nasıl eğlenmek istiyorsa biz de onları izlerken eğlenmek istiyoruz. Bu yıl epey turne yaptınız. Şimdi Avrupa’da son bir turne etabı var önünüzde. Üstelik son konser de İstanbul’da. Bildiğim kadarıyla uzun zamandır aynı şehirde yaşamıyorsunuz. Holy Fuck için turne hazırlık süreci nasıl işliyor? Brian Borcherdt: Direkt dalıyoruz dostum! Diğer grup arkadaşlarım adına konuşamam ama davulcumuz Matt’in anlattığına göre o albümü dinliyor ve üzerine çalıyor. Graham ve benim için bazen zor oluyor çünkü birbirimizden aldığımız bir enerji var.