10 maddede The Sisters of Mercy kültü
— Kaynak: Bant Mag
14 Eylül'de Paribu Art'ta gerçekleşecek The Sisters of Mercy konseri öncesinde grubun külliyatını 10 maddede inceliyoruz.
The Sisters of Mercy’nin etkisini grubun üç stüdyo albümüne, Andrew Eldritch’in bariton sesine ya da sisler içindeki konser fotoğraflarına bakarak açıklamak mümkün. Fakat grubun asıl numarası, bütün bunları içine alan ve kırk yılı aşkın süredir çözülmeden duran bir denklem kurmuş olması. 20 yılın ardından İstanbul’a dönen The Sisters of Mercy, 14 Eylül’de Paribu Art’ta olacak. Bu konser vesilesiyle grubun parçası olduğu dönem ve akımları, kendinden sonraki kuşaklara bıraktığı izleri ve üç albümü çok aşan külliyatını 10 maddede inceliyoruz. The Sisters of Mercy, 1980’de Andrew Eldritch ve Gary Marx tarafından Leeds’te kuruldu. İlk tekli “The Damage Done”, grubun kendi plak şirketi Merciful Release etiketiyle yayımlandı. Sonraki birkaç yıl boyunca gelen “Body Electric”, “Alice”, The Reptile House EP’si ve “Temple of Love” gibi kayıtlar, ortada henüz bir albüm bulunmazken grubun dilini büyük ölçüde tamamladı. Mekanik ritimler, bas gitarın taşıdığı melodik yük, birbirine dolanan gitarlar ve Eldritch’in sanki şarkı söylemekten çok bir şeyleri kayda geçiriyormuş gibi duyulan vokali, The Sisters of Mercy’nin erken dönem sesini oluşturuyordu. 1980-1983 arasındaki bu dönem, sonradan Some Girls Wander by Mistake derlemesinde bir araya getirilecekti. Grubun en uzun soluklu üyesi bir insan değil. Eldritch’in ilk kayıtlarda çaldığı davulun yerini kısa süre içinde bir ritim makinesi aldı ve bu cihaza Doktor Avalanche adı verildi. Zaman içinde kullanılan ekipmanlar değişse de Doktor’un kimliği korundu; albüm künyelerinde ve konser kadrolarında grubun bir üyesi olarak anıldı. İlk Doktor Avalanche’ın bir BOSS DR-55 olduğu, sonraki dönemlerde Oberheim DMX gibi farklı makine ve bilgisayar sistemlerinin görevi devraldığı biliniyor. Bu seçimi yalnızca pratik bir çözüm olarak yorumlayamayız. Makinenin yorulmayan, tereddüt etmeyen vuruşları The Sisters of Mercy’nin müziğine hem dans edilebilir bir omurga hem de insani temastan özellikle kaçınan bir soğukluk kazandırdı. Grubun sonraki kuşaklarda darkwave, EBM ve endüstriyel rock dinleyicileri tarafından sahiplenilmesinde Doktor Avalanche’ın payı yadsınamaz. 1985 tarihli First and Last and Always, grubun Gary Marx, Wayne Hussey, Craig Adams, Andrew Eldritch ve Doktor Avalanche’dan oluşan kadrosunun tek uzunçaları. “Black Planet”, “Marian”, “Possession” ve albüme adını veren şarkıda gitarlar tek bir büyük duvar kurmak yerine birbirlerinin çevresinde dolaşıyor; Adams’ın bası ise çoğunlukla bestelerin pusulası olma görevini üstleniyor. Spesifik bir “karanlık” duygu üretmesinden çok, bir rock grubunun alışıldık görev dağılımını değiştirmesi, albümün en büyük maharetlerinden biri. Vokal öne çıkmak için yükselmiyor, gitarlar kahramanlık peşinde koşmuyor, davullar nefes almıyor. Bugün gothic rock adı altında kolayca tanınan pek çok unsur burada mevcut olsa da Eldritch, kariyeri boyunca bu etiketi ısrarla reddetti. Grubun kendi tanımı çok daha gevşek ve isabetli: Rock’n’roll grubu, pop grubu ve endüstriyel groove makinesi. First and Last and Always turnesinin ardından Gary Marx ayrıldı; Wayne Hussey ve Craig Adams ise daha sonra The Mission’a dönüşecek grubu kurdu. Eldritch, ismi ve Merciful Release’i elinde tutarak yola Doktor Avalanche ile devam etti. Patricia Morrison’ın katılımıyla hazırlanan 1987 tarihli Floodland, klasik bir grup performansından çok Eldritch’in stüdyo ölçeğinde büyüttüğü bir ses tasarımıydı. “Dominion / Mother Russia”, “Lucretia My Reflection” ve “This Corrosion” gibi parçalarda ritim makinesi, koro, gitar ve synthesizer neredeyse mimari bir ölçekte yan yana getiriliyordu. Jim Steinman prodüksiyonlu “This Corrosion”da kullanılan kalabalık koro, grubun yeraltı kulüplerinden çıkıp devasa salonları doldurabilecek bir sese ulaştığını duyuruyordu belki de. Albüm hem ağır hem dans edilebilir, hem ciddi hem de ölçüsüzdü. The Sisters of Mercy’nin sonraki kuşaklara bıraktığı en kullanışlı formüllerden biri de bu çelişkileri aynı şarkının içinde tutabilmesiydi. The Sisters of Mercy’nin üç stüdyo albümü birbirinin devamı gibi ilerlemiyor. First and Last and Always birbirine kilitlenen bir grubun, Floodland stüdyoda kurulan büyük ölçekli bir prodüksiyonun ürünüydü. 1990 tarihli Vision Thing ise Tony James, Andreas Bruhn ve Tim Bricheno’nun bulunduğu kadroyla gitarları ve hard rock dozunu belirgin biçimde artırdı. “More”, “Doctor Jeep” ve albüme adını veren parça, grubun 1980’lerin başındaki çizgisine sadık kalmaya hiç niyeti olmadığını gösteriyordu. Eldritch’in George H. W. Bush döneminin politik dilini hedef aldığı albüm, gotik bir sis perdesinden çok televizyon, savaş, para ve iktidar üzerine giden bir rock kaydıydı. Bu üç albümü tek bir tür etiketi altında toplamak zor; onları birbirine bağlayan esas unsurlar Eldritch’in yazarlığı, Doktor Avalanche’ın nabzı ve grubun her defasında başka bir biçime girebilme isteği. The Sisters of Mercy, gothic rock’ın en tanınmış gruplarından biri sayılmasına rağmen kendisini hiçbir zaman bu türün temsilcisi olarak görmedi. Bu itirazı yalnızca Eldritch’in aksi karakterine bağlamak haksızlık olur. Grubun müziğinde Suicide’ın mekanik tekrarı, The Stooges ve Motörhead’in doğrudanlığı, Leonard Cohen’in sözcük ekonomisi, glam rock’ın gösterişi ve dans müziğinin fiziksel itkisi aynı anda bulunabiliyor. Bu nedenle etkileri de tek bir sahneyle sınırlı değil. Darkwave ve gothic rock grupları Eldritch’in vokalinden ve grubun görsel dünyasından izler taşırken endüstriyel rock ile EBM çevreleri Doktor Avalanche’ın kurduğu ritmik mantığı devraldı. Alternatif metal ve arena rock tarafındaysa Floodland ile Vision Thing’in büyük prodüksiyon anlayışının yankıları duyuldu. Siyah giysiler, güneş gözlükleri, arkadan gelen sert ışık, sahneyi yutan sis… The Sisters of Mercy’nin görsel dünyası yıllar içinde o kadar çok kopyalandı ki bugün bazı unsurlar birer klişe gibi görünebiliyor. Oysa grubun ilk döneminde bunlar tutarlı bir düşük bütçe estetiğinin getirisiydi. Merciful Release yayınlarında kullanılan, bir insan kafasını yıldız biçimiyle birleştiren amblem de grubun en kalıcı işaretine dönüştü. Gray’s Anatomy’de yer alan anatomik bir çizimden uyarlanan bu amblem; tişörtlerden plak kapaklarına, dövmelerden duvar yazılarına kadar grubun müziğinden bağımsız dolaşabilen bir simge oldu. The Sisters of Mercy, kendisine ait sınırlı sayıdaki görsel unsuru sürekli yenilemek yerine onları aşındırarak kullanmayı seçti. Kültün tanınabilirliği biraz da bu ısrardan geliyor. Grubun cover külliyatı, etkilendikleri müzikleri açıklayan uzun bir kaynakça gibi. The Stooges’ın “1969”u erken dönem stüdyo kayıtları arasında yer alırken ABBA’nın “Gimme! Gimme! Gimme! (A Man After Midnight)”ı, 1985’te “No Time to Cry” teklisinin B yüzünde yayımlandı. Hot Chocolate’ın “Emma”sı, Dolly Parton’ın “Jolene”i ve Leonard Cohen’in “Teachers”ı da farklı dönemlerde konser repertuvarına girdi. Daha sonraki setlerde Bob Dylan’dan “Knockin’ on Heaven’s Door”, Suicide’dan “Ghost Rider” ve The Rolling Stones’dan “Gimme Shelter” gibi seçimlere rastlamak mümkün. Bu yorumlar, özgün parçaların arasına iliştirilmiş eğlenceli molalardan çok daha fazlası. The Sisters of Mercy bir şarkıyı kendi temposuna, Doktor Avalanche’ın vuruşlarına ve Eldritch’in sesine göre yeniden ölçülendiriyor; pop, country ya da proto-punk fark etmeksizin her şeyi aynı gece yolculuğunun parçası hâline getiriyor. The Sisters of Mercy’nin son stüdyo albümü Vision Thing 1990’da, son yeni teklisi “Under the Gun” ise 1993’te yayımlandı. Buna karşın grup üretmeyi bütünüyle bırakmadı. “Come Together”, “Crash and Burn”, “We Are the Same, Susanne”, “Summer”, “Arms”, “I Will Call You” ve “Eyes of Caligula” gibi birçok yeni beste yıllar içinde yalnızca konserlerde çalındı. Böylece grubun resmî diskografisinin yanında, kayıt kalitesi birbirinden farklı bootlegler ve dinleyici videolarıyla takip edilebilen ikinci bir külliyat oluştu. Çoğu grup turneye yeni albümünü tanıtmak için çıkar; The Sisters of Mercy için konser deneyimi, şarkıların yaşayabildiği esas mecra hâline geld