10. Çanakkale Bienali: Toprağın ve suyun buluşturdukları
— Kaynak: Bant Mag
Çanakkale'nin kıyı ekolojileri, seramik üretimi ve kültürel belleği, toprak ve su arasındaki kimi zaman aşındıran kimi zaman biriktiren döngü çerçevesinde odakta.
Çanakkale Bienali İnisiyatifi’nin (CABININ) 20. yılına denk gelen Çanakkale Bienali’nin 10. edisyonu, Metcezir // Ebb & Flow başlığıyla 10 Ekim’de Troya Müzesi’nde kapılarını açtı. “Toprak ve Su” arasındaki ilişkiler etrafında şekillenen bienal, bu iki temel unsuru yalnızca fiziksel özellikleriyle değil; zaman, bellek ve gündelik yaşam bağlamında inceleyerek insanın doğayla kurduğu üretme, öğrenme ve yaşama biçimlerini konu ediniyor. Bu bağlamda Çanakkale’nin hem doğal ekosistemine hem de yaşayan kültürel mirasına; kıyı ekolojilerine, seramik üretimine ve kültürel belleğe odaklanıyor. Bienalin düşünsel zeminini oluşturan Metcezir kavramı, su ile toprağın birbirine her dokunuşunda yeni biçimler üreten doğal bir devinim alanı. Kimi zaman aşındıran kimi zaman biriktiren bu döngü, doğanın durağan değil, geçişler ve karşılıklı etkileşimler üzerine kurulduğunu gösteriyor. Troya’dan Adatepe’ye, tarihi ve gündelik mekânlardan sanayi sitelerine uzanan 15 ayrı lokasyona yayılan sergiler 20 Kasım’a; paneller, konserler, atölyeler ve gösterimler ise 27 Kasım’a kadar sürecek. Programa buradan ulaşabilirsiniz. Kale Grubu ve Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) desteğiyle Çanakkale Bienali’nde ilk kez düzenlenen “Özel Odak: Seramik” bölümü, metcezir metaforundan hareketle toprağa ve toprağın taşıdığı belleğe bakıyor. Çanakkale’nin en önemli kültürel miraslarından olan seramik, bugün deneysel üretimlerle farklı zamanlar ve kuşaklar arasında iz taşıyan ve yeni anlamlar kazanan bir ifade alanı. Seçkinin ana lokasyonu bienalin açılışına ev sahipliği yapan Troya Müzesi. Yasemin Ülgen’in küratörlüğünü üstlendiği Özel Odak: Seramik bölümünde A. Serkan Aka, Ayça Telgeren, Aylin Zaptçıoğlu, Burçak Bingöl, Canan Bozbağ, Edward Burtynsky & Alkan Avcıoğlu, Elif Uras, Füreya Koral, Lara Ögel, Melike Abasıyanık Kurtiç, Meral Değer, Merve Mepa, Nermin Kura, Oddviz, SEDNA, SENA, Tardu Kuman, Uğur Cinel, Volkan Aslan, Yaren Yıldız ve Yasemin Özcan’ın çalışmaları bulunuyor. Seçki müzeyle sınırlı kalmayıp kent merkezine de yayılıyor. Öne çıkan işlerden biri, İngiliz seramik sanatçısı Kay Aplin’in Çanakkale için gerçekleştirdiği mekâna özgü çalışma. Troya’nın mirası ile bölgenin doğal peyzajını bir araya getiren eserin mimari formu, Troya kazılarında ortaya çıkarılan yapı kalıntıları ve antik surlardan yola çıkıyor. Seramik karolarda ise bölgenin bitki örtüsünden esinlenen botanik motifler, arkeolojik buluntulardan alınan biçim ve desenlerle buluşuyor. Bu iş bienal sonrasında da kalıcı bir kamusal alan sanat yapıtı olarak varlığını sürdürecek. Kent merkezinde yer alan Mavi Ev’de de seramikler sergileniyor. Burası yaklaşık 50 yıl kapalı kalmanın ardındani ilk kez bienal nedeniyle temizlenmiş ve kapılarını açmış. İşlerin evin farklı odalarına yerleştirilmesi, yapıtlar ve mekânın geçmişi arasında bir bağ kuruyor. Alt katta Ebru Nalan Sülün küratörlüğündeki seramik ve cam seçkisinde Derya Geylani, Gülden Ataman ve Kemal Tizgöl yer alıyor. Gülden Ataman’ın seramik müzik aletlerine, bu aletlerin Çanakkaleli müzisyenler tarafından çalındığı video eşlik ediyor. Derya Geylani’nin cam ve seramik çalışmaları ise yükselme, geri çekilme, seyrelme gibi hareket biçimlerini bir arada taşıyor. Mutfak ve yemek odasına yerleştirilen bu işler alanların işlevselliğini de taşıyor. Üst kat ise genel bienal seçkisinden Gerrit Frohne-Brinkmann’ın yerleştirmesine, Gökçe Kınay’ın resimlerine ve Süleyman Yılmaz’ın izleyici katılımıyla harekete geçen dijital çalışmasına ayrılıyor. Çanakkale’de Troya kazılarını yürüten arkeolog M. Osman Korfmann Kütüphanesi, Troya arkeolojisine ilişkin bilimsel birikimiyle bienalin kent merkezindeki duraklarından biri. Galeri mekânında Alex Long Yuan, Burcu Erden, Ece Kibaroğlu, Eymen Aktel, Funda Susamoğlu ve Murat Yıldız’ın işleri sergileniyor. Funda Susamoğlu’nun “Horoz Taşıyan Çocuk” çalışması Troya Müzesi’ndeki bir terakota figürden esinlenilmiş. Eymen Aktel, kerpiç üretiminde Troya’nın mimari buluntularını bölgedeki yapı geleneğiyle harmanlıyor. Kütüphane, bienalin açılış günü Çanakkaleli sanatçı Babafonik’in “Gelgit Rüyası” adlı müzik performansına da ev sahipliği yaptı. Sarıçay kıyısındaki eski palamut deposundan dönüştürülen MAHAL, CABININ’ın yıl boyunca çalışan sanat mekânı ve bienalin merkezlerinden biri. Buradaki sergide Ece Kibaroğlu, Eda Çekil, Gözde Mimiko Türkkan, Hyeseung Lee, Johannes Vogl, Meliha Coşkun ve Sunbin Lim bulunuyor. Vogl’un “Yaz Yağmuru – Anıların Kokusu” projesi, Ege toprağı ve bitkilerinden hareketle yağmur sonrası duyulan toprak kokusunu deneyimletiyor. Proje, Institut français de Turquie ve Goethe-Institut İzmir’in 2025’te başlattığı “Deniz Villaları – Ekolojik Geçişler” programında geliştirilmiş. MAHAL’in komşusu StudioMAHAL’de ise Hakan Yılmaz’ın etkileşimli ve katılımcı dijital çalışması “Zihnimin Kıyısı” yer alıyor. İzleyiciler, künyede yer alan kodu okutarak sözcüklerini “denize bırakabiliyorlar.” Bu çalışma, kişinin varlığını hissediyor, izleyicinin hareketiyle yüzeyi değişiyor. Eserde dalgaların görüntüsü, kıyıya vurup çekilmesini, yani metceziri çağrıştırıyor. MAHAL’in yanında bulunan DemirHAN’ın alt katında Evren Karayel Gökkaya, Gülfidan Özmen, Halil Yoleri, Mesut Öztürk, Mustafa Tunçalp ve Ozan Atalan’ın işleri yer alıyor. Su, toprak, hafıza ve zaman ilişkileri seçkinin ortak eksenini oluşturuyor. Ozan Atalan’ın dört kanallı video yerleştirmesi ile Mesut Öztürk’ün Çanakkale’de karşılaştığı seramik parçaları ve ateş tuğlalarından hareketle ürettiği yeni çalışmaları bu ilişkilerin örnekleri. Balıkhane, kentte deniz ürünleri ticaretinin sürdüğü bir mekân. Binanın birinci katındaki sergi, deniz ekosistemlerinden kıyı yaşamına ve arkeolojiye uzanıyor. Adina Mocanu, Andreas Treske, Annika Boll, Carmen Bouyer, Dilara Akay, Fulya Çetin, Gizem Boyacıoğlu, İlhan Sayın, Laurent Lacotte, Leyla Pekmen, Öznur Işır ve Serdar Yılmaz’ın çalışmaları burada yer alıyor. Adina Mocanu’nun balık resimleri mekân boyunca bir friz oluşturuyor. Sanayi sitesinde çalışan sanatçıların oluşturduğu ASTİM, üretim alanlarını bienal ziyaretine açtı. ASTİM 1 olarak programa katılan Helin Boztepe Studio’da A. Serkan Aka ve Gözde Mimiko Türkkan’ın işleri bulunuyor. ASTİM 2, Süleyman Yılmaz Studio’da ise Manfred Heinze’nin çalışması yer alıyor. ASTİM, açılış gününde A. Serkan Aka, Berke Can Özcan ve Mihran Tomasyan’ın atık malzemelerden ürettikleri enstrümanlarla sahneye çıkan Tophane Noise Band’in deneysel müzik performansına da ev sahipliği yaptı. Ayvacık’ın Yukarı Tartışık köyündeki ORMOS, yerel taş ve çağdaş mimariyle biçimlenen yerleşimiyle bienalin kırsal durağı. Can Altay, Renée Levi ve Stijn Ank’ın işleri köyün içinde, kamusal alanlarda sergileniyor. Renée Levi, dünyanın pek çok noktasında kamusal alanlara yerleştirdiği ve doğaya bıraktığı işleriyle biliyor. Bienal kapsamında da tuval üzerine akrilik çalışması köyün girişinde sergileniyor. Bu alan, yıkılmış bir depolama alanından dönüştürülmüş. Can Altay’ın “Çatı” adlı çalışması, köyde kullanılmayan bir kuyu üzerine yerleştirilmiş, üzerine de kuyu ile uyumsuz bir şekilde bir oyuk açılmış. Küçükkuyu’daki eski sabunhane binasında yer alan Adatepe Zeytinyağı Müzesi ise bölgenin zeytin kültürünü ve üretim araçlarını koruyan bir mekân. Andreas Treske’nin “Göldeki Kız” adındaki video gösterimi ve Fulya Çetin’in baskı çalışmaları bienalin bu durağında izleyiciyle buluşuyor. Bölgedeki hattın son durağı, Adatepe’de restore edilmiş taş evlerden oluşan İda Blue. Dilara Akay, Hakan Yılmaz ve Meliha Coşkun’un işlerini konut ölçeğindeki mekânlarında ağırlıyor. Burada Bienal’in 9. edisyonundan kalan çalışmalar da sergileniyor.